Ben Buralarda Yokken - I

Ben Buralarda Yokken - I

İstanbul’da uyandığım nasıl da belli…
Hemen anladım.

Havadan değil, sesten.
Hiç bitmeyen bir ses var. İnsanın içini kemiriyor ama hızla alışıyorsun. Sessizlikten rahatsız olacak kadar alışıyorsun.

Uzak bir korna, bir yerlerde aceleyle kapatılan bir kapı, sabahı kaçırmış bir çayın metal tadı…
Bu şehir insanı uyandırmaz, üstüne çöker aslında.

Yatak da rahatmış…
Beyaz, uzun bir gecelik buldum. Fazla beyaz. İstanbul’da insan bu kadar beyaz uyanmamalı. Saçlarım darmadağın; aynaya bakmadım ama biliyorum. Burada derli toplu uyanamazsın zaten. Yeni uyanmış bir bedenin, aceleyle toparlanmaya çalışmayan hâli bu… Ne kadar acele edersen et, toparlanamazmışsın gibi…

Günaydın!
Ne zaman geldiniz, hiç fark etmedim. Siz ne zamandır buradasınız? Hoş geldiniz, hoş geldiniz. Ne kadar da kalabalıksınız.

Hımmm…

Ah! Hatırladım, söylemişlerdi; çok kalabalıklar demişlerdi. Gerçekten de öyleymiş. Olsun! Kalabalık güzel. Cıvıl cıvıl, renk renk, bir sürü ses, her yer ışıl ışıl. İnsan yaşadığını hissediyor. İnsan yaşadığını bir diğerini gördüğünde anlıyor.

Hatta size bir şey söyleyeyim mi…
Başkasına bakıp “Bu nasıl yaşıyor böyle?” diye dehşete düşüyorsun.

Yaşamak da çeşit çeşit biliyorsun.
Huzursuz olanlar var, huzurla yaşayanlar var, huzur bozanlar var, huzuru sürekli bozulanlar var. Bazıları güler yüzlü, bazıları huysuz birer mahalle emeklisi gibi. Hayattayken hayattan emekli olanlar var.

Aman siz öyle olmayın.
Ne o öyle? Ne diyorsunuz siz, “Ayy enerjimi emdi!”

İşte bunlardan olmayın. Bazısı gerçekten tüm yaşam hevesini hüüüp diye içine çekiyor. Bir bakıyorsun, sende bir şey kalmamış. Cıvıl cıvıl olmalı insan, tüm kötülüklere inat!

Dur…
Şöyle iyice bakayım size…

Siz hepiniz evli misiniz kızlar?
Bu adamları nereden buldunuz? Bunları görerek mi aldınız, görmeden mi? Gördüğüm kadarıyla bazısı yanlışlıkla alınmış gibi.

Tövbe tövbe!

Şunlara bak…
Yaşlanınca da iyice beter oluyorlarmış. Ben yaşlanmadım daha, bilmiyorum o yüzden… Kemikleri falan ağrıyordur hepsinin.

Ama dur…
Yine şanslısınız. Benim tarih bilgim çok iyidir.

Bak, bizim insan türünün erkek olanı zaten hiçbir zaman güzel olmadı. Erkekler hep çirkindi. Zaten hangi kadın güzel erkek sever? Görmeye görmeye “güzel erkek” nedir, onu da hiç öğrenemedik.

Doğru söylüyorum.
Tarihe bak!

İlk modeller daha da korkunç. Görsen nereye saklanacağını bilemezdin. Bildiğin erkek. Aksesuar yok. Ham erkek. Korkunç! Yatıyor, kalkıyor, arada da ağır bir şeyler taşıyor. Fonksiyonlar sınırlı.

“Alın bunları, üreyin,” derlerdi eskiden.
Şimdi elini vicdanına koy da öyle söyle: Ne kadar çok üreme olmuş.

Çirkin falan tamam ama gözünün yaşına bakılmamış, ziyadesiyle ürenmiş. Her yer tıklım tıklım. Ne üremişsiniz, ne üremişsiniz… İyi iş çıkartmışsınız ama bak. Bu kadar dert yandığımız bir şeyden dev yaratmışız.

Ama böyle mi kaldı erkekler?
Hayır!

Nesiller boyu geliştiler. Çok geliştiler. Kaşlarını bile aldırıyorlar artık. Ne yapacaklarını şaşırdıklarından mı, yoksa gerçekten çok önemli olduğundan mı bilmiyorum. Yine de sevimliler, bir saflık var.

Başkasıyla yatakta yakalanıp “lastikli çarşafı geriyorduk” diye yalan söyleyecek zekâyı nasıl tanıyabilirdik erkekler olmasa…

Şaka yapıyorum.
Hiçbir erkek aldatmaz. Ben hiç görmedim.

Aldattıkları için görünmüyor zaten. Görünse adı aldatma olmaz.

“Benim kocam yapmaz” büyük bir sözdür. Herkes kocasının ama öyle ama böyle bu haltı yediğini bile bile söyler bunu. İşte kadının gücü.

Benim kocam yapmaz!

Ah şekerim…
Senin kocanın yapmayı bildiği başka şey yok ki nasıl yapmasın adam.

Amaaann bana ne erkeklerden…

Ben erkekli hayata çok uzun zaman önce veda ettim. Bana çiçek al, saçımı okşa, şimdi öp, bacağımı okşa, şimdi biraz şefkat göster diye dilimde tüy bitecek şekilde anlatacaksam güvercin falan beslerim. Daha çabuk öğrenir.

Yanımda yaşlanırsa prostat olacak. Kendi haline bakmadan benim reglimle, sonra da menopozumla dalga geçecek bu canlının testosteronuna hayat boyu hâkim olamaması da ironi.

Bir kadın istemezse yedi yıl sevişmez.
Erkek sevişmeden duramayacak kadar aciz. Delirir.

Ne yapsın bu adamlar!
Şikâyet etmeyin bu adamlardan. Perişanlık yaşadıkları…

Adam sevişebilmek için kapısında yatar karısının. Aldığı da ayda iki kez “bitsin artık bu çile” isimli sevişme… Kapı kapı da dolaşabilir bu arada.

Çok yazık.
Güdüler basmış adamı, güdüsel. Aklı da güdükleşiyor bazen.

Amaaa kızlar…
Bunu da siz istediniz.

“Kocam olsun, kocam olsun.”
Al sana koca.

Koca böyle bir şey. Adam da seninle ölene dek papatya tarlasında el ele koşmayacak. Hart hurt azarlıyorsunuz adamları, dalga geçiyorsunuz.

Erkek bu erkek!
Aklınızı başınıza devşirin!

Şimdi söyleyin bakayım…
Bu yanınızdakiler kocalarınız mı? Bunların hepsi koca mı? Kocalarınız mı bunlar?

Hı?

Pek bir şeye de benzemiyorlar. Hepsi birbirinin aynısı. Eski bir söz vardı; erkeklerin adı bir, karanlıkta tadı bir diye… Bir farkları var mı gerçekten?

Şimdi benimki burada olsa “başladın yine” diye söylenirdi.

Benim de bir kocam vardı.
Pek matah bir şey değildi.

Görseniz…
Iyyy!

Kocanın zengini makbulmüş, öyle mi? Boyu posu yerinde olacakmış? Buradakilerin boyu pek belli olmuyor. Zengin oturuşu mu bu? Nasıl seçiyorsunuz? Paralarını mı sayıyorsunuz?

Zor olmalı.

Kadınların yaşamı hep böyle zorluklarla dolu, ben anlıyorum sizi. Bakmayın böyle göründüğüme, ruhum yaşlı benim. İçimde nine yaşıyor.

Bilirim.

Kadınlar hep bu zorlukları çekti.
Ben de çok çektim.

Benim kocam elde yok, avuçta yok biriydi. Affedersin, kıçında don yoktu; öyle bir yokluktan geliyorum. Yine de “kocamdır” dedim.

Aşkın, sevginin paralı pullu karşılığı olur mu?
Kısa bir ömür… Öpüşeceğiz, koklaşacağız, bu kadar. O anların tadını kaçırmaya değer mi?

Fakat size yemin ederim, erkekler hiç değişmiyor. Dinozorlar öldü, onların bu taş kafası değişmedi. Üstümde hâkimiyet kurmaya çalıştı. Neymiş efendim, o erkekmiş! Penisi varmış!

E benim de memelerim var.
Hem de iki tane.

Ben senin üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışıyor muyum? İstesem senden daha iyi yaparım. Benim memelerimden çıkan sütle insan büyüyor; senin penisinden çıkan kırk sekiz saat içinde ölüyor.

Anlayamazsın adam!

Sinirleniyorum.
Tetiklendim yine!

Neyse…

Read more

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır, çünkü sorunu bireyin içine hapseder; yanıltıcıdır, çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi

By Daphne Emiroğlu