Christmas’ın Üç Atlısı: Home Alone, Love Actually, Mariah Carey

Christmas’ın Üç Atlısı: Home Alone, Love Actually, Mariah Carey

Christmas bugün bir dini ritüelden çok bir pop kültür evreni olduğunu sanırım hepimiz idrak ettik. Dini bayramların içinde ekonomiye söz geçiren en güçlü bayramlardan biri. Bu evrenin içinde filmler, şarkılar, televizyon programları, alışveriş merkezlerinin ışıkları, reklamlar, hatta tüm bir görsel estetik yer alır. Kış aylarını psikolojik olarak taşıyabilmemizin en önemli nedenlerinden biri belki de Hollywood’un, müzik endüstrisinin ve televizyonun Christmas’ı defalarca yeniden yazıp parlatmasıdır. Bugün “Noel ruhu” dediğimiz şey, büyük ölçüde sinema stüdyolarının, pop yıldızlarının ve reklamcıların ortak üretimidir. Ve kabul edelim: insanlık bunu çok sever. Kışın ortasında bir parıltı, bir hikâye, bir umut lazım olduğunda pop kültür tam zamanında yetişmiştir.

Christmas’ın pop kültürle en güçlü buluşma alanı şüphesiz ki filmlerdir. Kış ayının ruh hâlini, aile temasını, romantizmi ve mizahı aynı torbaya koyup karıştıran Hollywood, ortaya öyle bir Christmas film külliyatı çıkardı ki artık bu filmler kendi başlarına bir kültür oldu. “Home Alone”, “Love Actually” ve “The Holiday” sadece film değildir; her Aralık ayında otomatik olarak açılan psikolojik ritüellerdir. Home Alone’un televizyonda görünmesi, sanki gökyüzündeki kış işaretlerinden biridir; “tamam, yılbaşı geliyor” demektir.

Home Alone, yani “Evde Tek Başına”, sadece bir çocuk komedisi değildir. Bir kültür eleştirisidir. Bir yandan Amerika orta sınıfının aşırı tüketime dayalı yılbaşı rutinini eleştirir, bir yandan aile kavramının çocuksu tarafını över. Kevin’in tek başına koca bir evi savunması, çocuğun zekâsı ile yetişkin dünyanın absürtlüğü arasındaki farkı komik biçimde gösterir. Filmin iyileştirici tarafı ise kışın ortasında “çocukluğun masumiyeti” fikrini yeniden kurmasıdır. Her izlediğinde insanın içine sıcak bir nostalji yayar çünkü Kevin’in o evi savunma hâli, aslında bir çocuğun dünyaya kafa tutma fantezisidir. Ayrıca bütün film boyunca Chicago’nun karlı sokakları, sarı ışıklı evler ve yılbaşı süslemeleri, Christmas’ı yalnızca bir zaman dilimi değil, bir atmosfer olarak yeniden üretir.

“Love Actually”, Christmas romantizminin kitlesel sinema hâline gelmiş halidir. Bu film gerçekte Christmas üzerine değildir; Christmas sadece romantik, duygusal, kırılgan ilişkilerin aktarılabilmesi için bir çerçevedir. Filmde birbirinden çok farklı hayatlar Christmas gününde birleşir; bu da yeni yılın bir “toplu kader buluşması” olduğu fikrini satmanın başka bir yoludur. Love Actually’nin mesajı basittir: herkes sevmek ve sevilmek ister; bu çağrı kışın ortasında daha da güçlü hissedilir. Filmin çok katmanlı aşk hikâyeleri, bir ülkenin Christmas gününde kolektif olarak nasıl duygusallaştığının sinemasal kanıtıdır.

“The Holiday” ise romantik komedinin “kaçış” temasını Christmas ile birleştirir. İki kadının hayatlarını değiştirmek için evlerini değiş tokuş etmesi, aslında modern insanın yıl sonunda hissettiği “yenilenme isteği”nin hikâyeleştirilmiş hâlidir. Christmas burada bir arınma, yeni başlangıç ve sıcaklık dönemi gibi sunulur. Nancy Meyers’ın tipik “yumuşak aydınlık + krem tonlu estetik” dünyasında Christmas adeta bir iç mekân terapisine dönüşür. Filmin evleri, şömineleri, tüylü battaniyeleri ve sıcak ışıkları, Christmas’ı bir “konfor markası” olarak konumlandırır.

Pop kültürde Christmas’ın en büyük imparatorluklarından biri ise Mariah Carey’nin “All I Want for Christmas Is You” şarkısıdır. Bu şarkı sadece bir şarkı değildir; bir sektör, bir gelir modeli, bir ekonomik fenomen ve kendi başına bir Christmas markasıdır. 1994’te yayınlanan bu şarkı her yıl Aralık ayında yeniden listelerin zirvesine çıkar. Mariah Carey’nin kendisi bile artık “The Queen of Christmas” olarak anılıyor; şarkı sadece müzik listelerine değil, tüm pop kültürüne nüfuz etmiş durumdadır. Şarkının başarısı tamamen bir duygunun formülünü yakalamasından gelir: basit, neşeli, nostaljik, romantik ve kolay söylenebilir. Şarkının pop kültürdeki etkisi o kadar büyük ki, Aralık ayına girildiğinde sosyal medyada otomatik olarak “It’s time” temalı Mariah Carey memeleri çıkar. Carey’nin yıllık telif gelirleri milyonları bulur; bu da Christmas’ın müzik endüstrisindeki ekonomik gücünün mükemmel bir örneğidir. “All I Want for Christmas Is You” bir şarkı değil, bir sezonun resmi açılış marşıdır. Herkes saygı duruşuna 😄

Hollywood Christmas’ı defalarca yeniden yazmıştır ve bu yeniden yazım, Noel’in globalleşmesinde büyük rol oynamıştır. Amerika’nın ürettiği Christmas estetiği; ışıklarla kaplı evler, dev ağaçlar, karlı sokaklar, aile buluşmaları, sıcak çikolata ve “tatil mucizesi” teması, dünyanın pek çok ülkesinde Noel’in nasıl algılandığını belirlemiştir. Bu estetik, gerçeklikten daha güçlüdür. Londra’da yağmur yağarken insanlar kar efektli filmler izler. İstanbul’da yılbaşı kutlanırken herkesin aklındaki Christmas dekorasyonu Amerika’daki film evlerine benzer. Hollywood’un “ideal Christmas görüntüsü”, dünyanın pek çok yerinde taklit edilir çünkü pop kültür, ritüelleri yeniden üreten en kuvvetli araçtır.

Noel klipleri ve televizyon programları da Christmas’ın pop kültür mirasının önemli bir parçasıdır. 1950’lerden itibaren televizyonun yaygınlaşmasıyla Christmas özel programları, talk show’lar, yılbaşı skeçleri ve animasyonlar kültürün parçası hâline geldi. “A Charlie Brown Christmas” gibi klasikler, Christmas’ın felsefi tarafını anlatırken, modern televizyon ise daha çok neşe ve mizah üzerine kurulu bir Christmas estetiği üretir. Özellikle 2000’lerden sonra müzik klipleri Christmas’ı popüler bir estetik alanına dönüştürdü. Taylor Swift’ten Ariana Grande’ye, Michael Bublé’den Sia’ya kadar birçok sanatçı Christmas temasını kliplerinde yeniden paketledi. Bu klipler sadece şarkıyı desteklemekle kalmadı; Christmas’ın görsel kodlarını pekiştiren içeriklere dönüştü: kar efekti, tüylü kıyafetler, kırmızı-beyaz ışıklar, oyuncak atölyeleri, şömine önünde romantik sahneler… hepsi pop kültürün çoktan yerleşmiş Christmas dilinin işaretleridir.

Dünya gelenekleri de Christmas pop kültürünün önemli bir parçasıdır. Örneğin Japonya’da Christmas romantik bir çiftler günü gibi kutlanır; KFC yemek yemek popüler bir yeni yıl ritüelidir. Filipinler’de Christmas sezonu dört aya yayılır; dünyanın en uzun Noel sezonu oradadır. Almanya’daki “Weihnachtsmarkt” yani Noel pazarları tüm dünyanın takip ettiği bir kültür hâline geldi. İskandinav ülkelerinde Christmas daha sakin, doğayla iç içe, ışık ritüelleriyle dolu bir şekilde kutlanırken Amerika’da gösterişli ve dışa dönüktür. Bu çeşitlilik, Christmas’ın dünyada nasıl bir pop kültür evreni oluşturduğunu net biçimde gösterir.

Bütün bu pop kültür unsurları Christmas’ı küresel bir anlatı hâline getirmiştir. Bu anlatı sadece tüketimle, dekorasyonla veya dinle ilgili değildir; aynı zamanda modern insanın kış depresyonuna karşı geliştirdiği kolektif bir duygusal pratik gibidir. Christmas filmleri, şarkıları, klipleri ve ritüelleri bize bir masal sunar ve bu masalın içinde modern hayatın stresinden, yalnızlığından, koşuşturmasından kaçabileceğimiz küçük bir alan vardır. Christmas’ın pop kültürdeki etkisi o kadar büyüktür ki, bugün birçok insan yılın bu dönemini kendi kişisel “duygusal reboot” zamanı olarak görmektedir. Buna ben de dahilim, yaklaşık 24 saat sürüyor, sonra yine aynı duygularla olarak uyanıyorum. 😄

Pop kültür Christmas’ı romantikleştirir, estetize eder ve bazen tamamen ticari hâle getirir; fakat bu süreç insanların Christmas ile kurduğu bağa zarar vermez. Tam tersine, Christmas’ı daha erişilebilir, daha eğlenceli, daha evrensel kılar. Çünkü Christmas’ın pop kültürle kesiştiği yerde büyük bir gerçek yatar: İnsanların kışın ortasında hikâyeye, müziğe, sıcaklığa, ışığa ve umuda ihtiyacı vardır. Sinema ve müzik bu ihtiyacı en iyi şekilde karşılar. Christmas pop kültürü bu yüzden güçlüdür; çünkü insan ruhunun en kırılgan olduğu anda ona bir masal, bir melodi ve bir ışık sunar. İşin en acı tarafı, neredeyse hiç karşılanmayacak bir ihtiyacın hiç durmadan paketlenmesi bir gün onun ışıltısını söndürebilir... Belki de küllerden bir umut daha doğar.

Read more

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır, çünkü sorunu bireyin içine hapseder; yanıltıcıdır, çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi

By Daphne Emiroğlu