Fazlalık Teorisi #3 Zor Yerden Çıkanlar
“Yanlış yerde doğmak” anlatısı, bireysel başarısızlığı yapısal koşullara tamamen devrederek psikolojik yükten kaçınmanın rafine bir yoludur. Bu anlatı kısmen doğrudur: başlangıç koşulları eşitsizdir, fırsat dağılımı adil değildir, bazı insanlar oyuna birkaç adım geriden başlar. Ancak problem, bu doğrunun genelleştirilerek deterministik bir kader anlatısına dönüştürülmesidir. Çünkü veri bize başka bir şey gösterir: aynı yapısal zorluklar içinde, çok farklı psikolojik tepkiler ve dolayısıyla çok farklı sonuçlar ortaya çıkar.
Bu noktada mesele “başaranlar vs başaramayanlar” gibi basit bir ayrım değil. Mesele, zorluk karşısında geliştirilen bilişsel ve duygusal stratejiler. İnsan zihninin o macera dolu örüntüleri. Bazılarının zihin örüntülerine kurban olası geliyor insanın. Yani insanlar sadece dış koşullarla değil, o koşulları nasıl yorumladıklarıyla belirlenir.
Bildiğimiz isimlere bakalım. Yapıp ettikleri dışında, yapma etme şekilleri bize bazı şeyler fısıldıyor. Aslında bas bas bağırıyor ama çağımızda dipten kum çıkarmak pek de kıymet verilmeyen bir eylem...
Yaşar Kemal'e bakalım. Ona baktığımızda ise başka bir mekanizma devreye girer: anlam üretimi. Kronik yoksulluk ve emek sömürüsü, bireyde sadece fiziksel değil, sembolik bir görünmezlik yaratır. Bu durum genellikle içe kapanma ya da edilgen kabullenme ile sonuçlanır. Ancak Kemal, bu deneyimi anlatıya dönüştürerek kontrol alanı yaratır. Viktor Frankl’ın logoterapi yaklaşımında belirttiği gibi, insanın en temel motivasyonu haz değil, anlamdır. Kemal’in yaptığı, travmayı estetize etmek değil; travmayı anlamsal bir yapı haline getirerek dönüştürmektir. Bugün “ilham gelmedi” diyen üretim krizlerinin önemli bir kısmı, aslında bu anlam kurma kapasitesinin zayıflığıyla ilgilidir.İlham çaya gelen biri değil...
Aziz Sancar örneği, bilişsel kontrol ve dikkat ekonomisi açısından okunmalıdır. Dağınık çevreler sadece dikkat dağıtmaz; aynı zamanda hedef belirlemeyi de zorlaştırır. Bu tür ortamlarda bireyler genellikle kısa vadeli ödüllere yönelir. Sancar’ın farkı, uzun vadeli hedefe yönelik derin odak (deep work) kapasitesi geliştirmesidir (Newport). Bu kapasite doğuştan gelen bir yetenek değil; tekrarla inşa edilen bir bilişsel disiplindir. Motivasyonun dalgalı doğasına rağmen sürekliliği koruyabilmek, burada belirleyici faktördür. Kısacası mesele “çok zeki olmak” değil, dikkatini kaç yıl boyunca aynı problem üzerinde tutabildiğindir. TikTok ve Instagram ekranlarını kaydırarak yitirdiğimiz dikkat... Hatırladınız mı kendisini?
Nuri Bilge Ceylan ise modern toplumun en büyük kaçış mekanizmalarından biri olan yalnızlıkla kurulan ilişkiyi tersine çevirir. Yalnızlık çoğu birey için bir eksiklik olarak deneyimlenir ve hızlıca sosyal uyaranlarla doldurulmaya çalışılır. Ancak yaratıcı üretim açısından yalnızlık, aslında bir bilişsel derinleşme alanıdır. Ceylan’ın sinema dili, bu alanın sistematik kullanımıdır. Dış uyaranların azalması, iç gözlemin artmasına izin verir. Bu da yüzeysel üretim yerine katmanlı anlatılar doğurur. Bugün içerik bolluğu içinde derinlik kıtlığının sebebi, bu yalnızlık toleransının düşüklüğüdür.
Mimar Sinan örneği ise kontrol algısı üzerinden okunabilir. Hayatına kendi seçimiyle başlamamış bir birey için en büyük risk, kalıcı bir kontrol kaybı hissidir. Bu durum genellikle pasif kabullenme doğurur. Ancak Sinan’ın yaptığı şey, dışsal kontrol eksikliğini içsel ustalık alanına çevirmektir. Mikro düzeyde kontrol edilebilir alanlar yaratır: ölçü, denge, tekrar. Bu, modern psikolojide iç kontrol odağı (Rotter) olarak tanımlanır. Yani birey, hayatının tamamını değil ama belirli parçalarını kontrol edebileceğini fark eder ve o parçalar üzerinden büyür.
Bu örneklerin ortak noktası, romantik “başarı hikâyeleri” olmaları değil. Ortak noktaları, zorluk karşısında geliştirilen üç temel psikolojik mekanizmadır:
- Bilişsel yeniden çerçeveleme (zor = tehdit değil, veri)
- Anlam üretimi (acı = boşluk değil, malzeme)
- Disiplinli tekrar (motivasyon yokken bile devam)
Modern bireyin krizi burada başlar. Çünkü günümüz anlatısı, duyguyu merkeze koyar: “İyi hissetmiyorsan yapma.” Oysa bu örneklerde eylem, duygunun önündedir. Hissetmek değil, yapmak belirleyicidir. Hele kişisel gelişimcilerin insanlara ezberlettikleri o cümler: İçine dön, kendine dön! Ya kendisinden çok uzak ve kendisiyle bağını koparmışsa... Bu insanın döndüğü yerin ne olduğunu tahmin edin... Başka şeyi içi zannedecek...
Zorluk çoğu insanı durdurmaz. Zorluk hakkında kurduğu hikâye durdurur.
O yüzden bazı insanların eline fırsat da versen, fikir de versen, destek da olsan o istedikleri, hayalini kurdukları "başarı" bir türlü gelmez... Başarı gelmediğinden değil, onların gidecek içsel gücü olmadığından... Ve hemen etrafa bakar suçlu kim?: "Aaaa ben o kadar şanslı doğmadım!" Alkışlar sana bebişim!
“Koşullar kötü” demek bir analizdir.
“Ama bu yüzden yapamam” dediğin anda, analiz kimliğe dönüşür.
İnsan kendisini bir köşeye atmak konusunda çok hevesli olabilir...
Bu ülke kimseye kolay değildi.
Ama bazıları zoru çözdü, bazıları zoru anlatıp durdu.
Kaynakça
Bandura, A. (1997). Self-Efficacy: The Exercise of Control. W.H. Freeman.
Seligman, M. E. P. (1975). Helplessness: On Depression, Development, and Death. Freeman.
Frankl, V. E. (1946/2006). İnsanın Anlam Arayışı. Beacon Press.
Rotter, J. B. (1966). “Generalized expectancies for internal versus external control of reinforcement.” Psychological Monographs.
Duckworth, A. (2016). Grit: The Power of Passion and Perseverance. Scribner.
Newport, C. (2016). Deep Work. Grand Central Publishing.
Sabiha Gökçen – Türk Hava Kurumu Yayınları; ayrıca Encyclopaedia Britannica biyografi maddesi
Yaşar Kemal – Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor; Yapı Kredi Yayınları
Aziz Sancar – Nobel Prize resmi sitesi (biyografi ve Nobel Lecture)
Nuri Bilge Ceylan – Cannes Film Festival arşivleri ve yönetmen söyleşileri
Mimar Sinan – Doğan Kuban, Sinan’ın Sanatı ve Selimiye
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı – sanatçı ve tarihsel figür arşivleri
Nobel Prize – resmi biyografik veri ve akademik katkılar