Karanlığa Kahkaha: Ölümle Dalga Geçmenin 2000 Yıllık Tarihi
Cadılar Bayramı’nın kökeni, bugünkü “şeker vermezsen kapını yakarım” estetiğinden çok önce, ölüm, doğaüstü güçler ve insanın karanlıkla pazarlığıyla ilgili derin inançlardan doğmuştur. Yani aslında Halloween, “ölümü eğlenceli hale getirme” sanatının atasıdır. Kökenleri yaklaşık iki bin yıl öncesine, Keltlerin Samhain festivaline kadar uzanır. Samhain, hasat mevsiminin sonu ve kışın yani “Instagram filtresiyle bile güzelleşmeyen” dönemin başlangıcıydı. Kelt inancına göre 31 Ekim gecesi yaşayanlarla ölülerin dünyası arasındaki perde incelir, ruhlar yeryüzüne dönerdi. O yüzden halk ateşler yakar, postlar giyer, kurbanlar sunardı. Yani hem doğaya teşekkür, hem de “bak hâlâ iyi çocuğum, beni alma” seansı. Bugün “kostüm giyme” diye eğlenceli hale getirdiğimiz şey, o zamanlar hayatta kalma stratejisiydi: Ruhlar seni tanımasın diye kılıktan kılığa girmek. Şimdi o ruhlar TikTok’ta zaten herkesin kim olduğunu biliyor, ama biz hâlâ maske takıyoruz.
Romalılar M.S. 43’te Britanya topraklarını ele geçirdiklerinde “ölü anma işi bizde de var” diyerek Samhain’e kendi festival menüsünden iki garnitür ekledi: Feralia (ölüler için), Pomona (meyve tanrıçası için). Pomona’nın sembolü elmaydı, o yüzden bugün hâlâ kafamızı suya sokup elma yakalamaya çalışıyoruz. Kısacası “ölü anma” adı altında insanın kendini boğma eğilimi, Roma’dan beri süregelen bir gelenek.
Sonra sahneye Hristiyanlık girdi. 8. yüzyılda Papa III. Gregorius dedi ki: “Bu paganların ruh çağırma partisini biraz cilalayalım.” Böylece 1 Kasım “Azizler Günü” oldu, 31 Ekim gecesi de “All Hallows’ Eve.” Zamanla bu “All Hallows’ Eve” kısaldı, “Halloween” oldu — tıpkı insanlığın dikkat süresi gibi. Kilise, “ölüleri anma”yı düzen altına almak istedi ama halk “souling” diye ev ev dolaşıp ölmüşler için dua karşılığı yiyecek toplamaya devam etti. Yani trick or treat’in ilk versiyonu aslında dini bir “şeker için dua etme” operasyonuydu. Bugün sadece dua kısmı eksik.
Halloween, Amerika’ya İrlandalı ve İskoç göçmenlerle birlikte geçti. Başta diniydi, sonra laikleşti, sonra tamamen ticarileşti. 1920’lerde belediyeler vandalizmi önlemek için çocuklara kostüm partileri düzenledi, 1950’lerde ise şeker markaları “ölü anma”yı pazarlama fırsatı olarak gördü. Kapitalizm, ölülerden bile vergi alabilecek kadar yaratıcı bir sistem olduğundan, Halloween kısa sürede globalleşti. Artık ruh çağırmak yerine influencer çağırıyoruz, mum yerine ring light yakıyoruz.
Ama ölüleri anma geleneği sadece Keltlerde yoktu. Dünyanın birçok yerinde ölüm, “kaçınılmaz son” değil, “biraz daha dekoratif biçim değiştirme” olarak görülmüştür. Meksika’daki “Día de los Muertos” yani Ölüler Günü mesela, ölümle yüzleşmenin en estetik hâlidir. Halk, ölen yakınlarının ruhlarının geri döndüğüne inanır ve evlerine onların sevdikleri yemekleri, içecekleri ve eşyaları koyar. Yani ruhlar bile Meksika’da daha iyi besleniyor. Mezarlıklarda müzikler çalınır, dans edilir, herkes ölüleri neşeyle anar. Bizim kültürde ise mezarlıkta konuşunca “sessiz ol, günah” denir. Onlarda “yüksek sesle yaşa, ölüm bile duysun.”

Japonya’da “Obon Festivali” var. Her yaz ataların ruhlarını karşılamak için lambalar yakılır. Ruhlar geri dönsün diye yollar aydınlatılır. Bizde olsa belediye o lambaları “tasarruf planı” bahanesiyle söndürürdü. Hindistan’da “Pitru Paksha” adında bir dönem var, ölüler için pirinç ve su sunuluyor. Çin’de “Qingming Festivali”nde ataların mezarlarını temizleyip onlara kağıttan para yakıyorlar. Ruhlar dijital ödemeye geçti mi bilmiyoruz ama en azından hâlâ bir hizmet alıyorlar. Benden sonrası tufan dediğimiz şey bir açıdan bu da olabilir. Zira artık tabutlar, mezar taşları, mezar ziyaretleri, mezarını ziyaret edilenlere söylenen sözler birer sosyal medya postu... Öldüğünüz zaman da kurtulacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Post olacaksınız, o yüzden mezar taşına tuhaf şeyler yazdırın.
Bütün bu geleneklerin ortak noktası ölümle kavga etmek yerine onunla pazarlık yapmaları. İnsanlık, “ölümle yüzleşmek” yerine “ölüme kostüm giydirmek” konusunda ustalaştı. Halloween de bunun Batı versiyonu: Ölümü anmıyoruz, onunla dalga geçiyoruz. Keltlerin ruhları yatıştırmak için yaktığı ateş, şimdi balkabağına sıkıştırılmış bir mum haline geldi. Karanlıkla baş etmek için yakılan o ateş, bugün sosyal medyada “havalı mum konsepti” olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında Halloween modern insanın ölüm korkusunu makyajla kamufle etmesidir. Ruhlardan korkan Keltler vardı, şimdi kredi kartı ekstresinden korkan biz. Onlar ölüleri yatıştırmak için kurban verirlerdi, biz vergi veriyoruz. O yüzden Halloween hâlâ işe yarıyor: Hem ölümü hatırlıyoruz, hem de onunla alay ediyoruz. Çünkü bazen hayatta kalmanın en zekice yolu, karanlığa kahkaha atmak oluyor.