Lilith III

Lilith III
Illustration by Fabian Künzel-Zeller on Unsplash

III Siz Benim Kocamı Bilseniz

Gelmeden evvel bana bunu verdiler. Cep telefonuymuş. Her şeyi burada bulabilirsin dediler. Ben de okudum, seyrettim.

Kısa kısa bir şeyler seyrettim, o kadar kısa ki konuyu anlayamıyorsun. Bir bakıyorsun kadın doğum yapıyor, 3 saniye sonra dans ediyor. Alt yazı da “bu hayatta her şey olur.” Henüz emin değilim ama benim zamanımdan beri ya zekâ gerilemiş ya da anlayamayacağım kadar ilerlemiş.

Yolda yürürken bir baktım herkesin elinde telefon, herkes ona bakarak yürüyor, ona bakarak kahve içiyor, ona bakarak yemek yiyor.
Herhalde dedim bu bir görgü kuralı, ben de öyle yaptım. Ne yediğimi anlamadım. Ben fark etmeden tabak boşaldı, doymadım da lanet olası.

Bir daha yedim.

Görgü kuralı değilmiş meğerse... Cahillik işte. Yeni düştük buralara.
Beni buraya gönderenler “orası medeniyetin başkenti” demişti,
ben “medeni” kısmını otoparkta bırakmışlar sandım. Sokakta bu telefonun içindeki her şeyi canlı canlı görebilecekken neden o ekrana bakıyorsunuz sürekli anlamadım, sakın anlatmayın, anlamak da istemiyorum.

Kızım dedim, kafanı yorma, senin dünyan güzel. Bırak ne halt ederlerse etsinler. Bir dakika size bir şey göstereceğim...

Yani hazır gelmişken... Ben de bir “influencer doğa anası” çalışması yapayım dedim. Dönemin kutsal ritüelini yerine getirelim.

Çantası kolunda bir sürü kadın fotoğrafı gördüm, asansörde çekmişler. Bir sürü... İnanın! Bazısının çantası sanırım ünlü bir marka! Marka dediysem... çanta değil, kimlik taşıyor gibiler. Kendileri orada yok, sadece sembolleri. Hepsi asansöre binmiş, aynanın karşısına geçmiş, böyle fotoğraflar çekmiş. Biri kafasını yana eğmiş, öbürü suratına kuş filtresi oturtmuş. Sanki asansör değil de bir sahne. Bunun anlamı ne? Bu kadınların nesi var? Sonra bitmiyor da, aynı kadınlar Rumi’den, Nietzsche’den aforizmalar paylaşmışlar... Altına da yazmışlar: “Yorgun ama dimdik.” Bacım, yorgunluk anlaşılır da... Duruşun dimdik değil, algoritmaya yaslanmış. Algoritmanın da yarın ne yapacağı belli olmaz, asansörün kayışını koparıverir.

Nasıl bir hayat bu söyleyin? Birine sordum, paylaşım dedi. Neyin paylaşımı? Nietzsche ölmedi mi? Yaşasa, o kadınlar yüzüne bakmazdı adamın. Hâlâ ölmüş insanların söyledikleriyle mi yol alıyorsunuz? Yani kızın biri sabah plazaya giderken story atmış: “Beni öldürmeyen plaza güçlendirir.” Ölen gidenlerin ardından hiç kimse yeni bir şeyler söylemedi mi? Yani kadınlar sabah evden çıkarken “Bugün Rumi’ye göre işe gideceğim, çocukları da okuldan Nietzsche düşüncesinde alacağım” gibi planlar mı yapıyor? Bugün Mevlana, yarın Kant. Çarşamba Freud, cuma Zara indirimi. Gerçekten günlük hayat böyle mi?
Hı?

Ben buralarda yokken... Ne çok şey değişmiş. Bu kadar zor olmamalıydı hayat. Ben de çok zorlandım ama bir davam vardı, onun zorluğuydu ve o zorluğu göğüslemeye hazırdım. Gerçekten, hayat bu kadar yormamalıydı insanı. Gözüm korktu.Üzüldüm de sizin için. Hem yaşa, Hem bu ekranın içine bir şeyler sok. Hem kendin ol, hem hiç kimseye benzemeden herkese uy. Bu ne yorgunluk?Bak ne söyleyeceğim... Hayat nedir sence? Nedir?

Buraya geliyorsunuz...Bağıra çağıra, kıyamet kopuyor.Suların içinden çıkıyorsunuz. Karanlık küçücük bir yerden... Üstünüzde incecik bir tabaka.Savunmasız...Çırılçıplak...Yepyeni... Göbek deliğine baksana...Bak!
Dur... Neyse bakma... Şu an hepinizin göbeği çok iyi durumda olmayabilir.

Görmeyelim ama söz var eve gidince bakacaksın!

Ama o delik...Başkasına bağlı olduğunun kanıtı. Seni besleyenin izi.
Birdenbire kesiveriyorlar. Ve sen... Aciz, küçük, bakıma muhtaç bir şey oluyorsun. Popona krem sürmeseler perişan olursun. Pişik olursun...Ancak yıllar geçtikçe pişiyorsun. Gerçekten pişiyorsun. Bazen yanıyorsun.Ve o yangını kimse görmüyor. Söndürmek için su döken bile olmuyor. Sesini bile duymuyorlar. Sanki duman bile çıkmıyor. Kiminiz öyle yanıyor ki kül oluyor...Ve bir daha o küller... O küller bir araya gelmiyor. Toplanmıyor. Dağınık kalıyor hep. Ama kimisi de...Küllerinden daha iyi doğuyor. Daha güçlü. Daha sessiz. Ama daha derin.

Sonra her biriniz kendi minik dünyasında yaşamaya başlıyor ve orayı devasa sanıyor... Ne yapıyorsun ki, ne yapıyorsun o koca dünyada! Tırışka hayatlarınıza koca koca elbiseler giydiriyorsunuz. Bakın! Ne güzel çantam var ve asansöre bindim! İşte bugün bu yemeği yedim! İşte bu benim arkadaşlarım ve kahve içiyoruz! İşte çocuğum okula başladı! İşte kocam bana çiçek gönderdi! Harbi mi? Hayret, bu sefer çiçekle gelmiş. Genelde "konuşmamız lazım"la gelirler. Hayata bak! İşte babam ve onu çok seviyorum! Buraya küçük bir not: bu cümleyi yazarken Story'e Babalar Günü indirimi de iliştirdik mi? Aman eksik kalmasın.

Sonra ne oluyor... Söylesene ne oluyor? Küçücük bir problem yaşıyorsunuz, minicik, incir çekirdeğini doldurmayacak bir problem... Mesela sevgilin hikayeni izlemiyor. Ya da favori kafende filtre kahve kalmamış. O üstünüze giydiğiniz elbiseler paramparça oluyor. Duruşlarınız var, inançlarınız var, fikirleriniz var, sözleriniz var. Herkesten daha iyi olduğunu düşünüyorsunuz hepsinin. Herkesten... Özellikle de Instagram biyosuna "sapiosexual" yazanlar... Sadece IQ’su 3 basamak olan birini beğenebiliyor, ama kendisinin o IQ seviyesine dair tek kanıtı: "Dark" izleyip hiçbir şey anlamamış olmak.

Hadi ya... Bırak bu palavraları! Bu kadar mükemmel olabilir misin? Gerçekten buna inanıyor musun? E sen hâlâ Rumi ile yol almaya çabalıyorsun, takdir et o ayrı da... Rumi 1273 yılında öldü. Yani sen 751 yıldır başka bir şey bulamadın mı? Bunu mu söylüyorsunuz bana? Güncel çağrılar: “Öz’ünü bul”, “Yunus’ta kal”, “Mevlana’yla arın”, “Ama faturayı EFT yapmayı da unutma”

Hep haklı olabilir misin? Olamazsın, olamazsın... Bir düşünsene inandığın ya da savunduğun her şey bir başkasının fikri, bir başkasının sana öğrettiği şey... Üstelik onu da eksik öğrenmişsin; bir yerinden tutup, diğer ucunu hunharca çiğnemişsin. Bak mesela; Carl Jung’un "gölge" kavramını 'kanka vibe’ı tutmadı'ya indirgeyen influencer kız var. Gördüm ben.

Kapılıp gidiyorsun. Bazen başkalarını çiğniyorsun ama aynı zamanda tüm etik değerlere de sahip zannediyorsun kendini... Kendini bir yere ait hissetmek için etmediğin saçma lakırdı, yapmadığın rezalet kalmıyor... Ama yine de kendini haklı görecek bir şey buluyorsun.

(Alaycı) Einstein’dan daha iyisin belki de kim bilir... Belki ondan da zekisin.
Ama fizik değil, "enerji yüksekliği" alanında. Abarttım. Değilsin!

Aman! Bana ne bakıyorsunuz! Ben de çok çektim! İçimi döküyorum şimdi.

Siz benim kocamı bilseniz!
Biliyorsunuz zaten kim olduğunu hatta iliklerinizde hissediyorsunuz aslında ama arkasından ileri geri konuşmak istemem... Tamam, biraz konuşayım da içimde kalmasın: Kendisi cehennemle WhatsApp’tan görüşen ilk homo sapiens.

Şimdi bakın yanınızdaki erkeklere, bakın bakın. Yanında erkek olmayanlar gözünün önüne getirsin. Bir erkeği hayal etmek zor değil, neticede hepsinin adı bir, karanlıkta tadı bir! Son kullanıcı deneyimi açısından farkları: biri 'gıcık', biri 'ghosting’ci', biri 'NFT’yle ilgileniyor' – üçü de işe yaramıyor.

İşe yarayanları da harcadık bu şekilde ama olsun. Kurunun yanında yaşı yakmayı en iyi siz bilirsiniz.

Bakın gırtlaklarına, Adem elması denilen bir şey var. Elmaymış... Yasak meyvayı yemiş de aman efendim takılmış! Bunun için bile Havva’yı suçladılar.
Hah işte, erkeklerin o gırtlaklarındaki çıkıntı benim kocam yüzünden oldu! Gırtlağına takıldı! Kaldı hepsine miras! Çok iyi oldu! Dünyaya “bir kadının lafıyla tıkanan adam” mirası bıraktık, gururla anlatırım. Önce ben sonra Havva! Elbette işin aslının böyle olmadığını biliyorsunuz... Kadını kötüleyen hikayeler sadece birilerinin işine geldi mesele bu sadece...

Read more

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır, çünkü sorunu bireyin içine hapseder; yanıltıcıdır, çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi

By Daphne Emiroğlu