O Çam Ağacı Hiç Birinizin Dinine İnanmıyor
Aralık ayını karşılamak üzereyiz. Türkiye'de çam ağaçları, Noel süsleri, yılbaşı kutlamaları, Noel Baba şapkasının linçlenmesine en fazla 10 gün kaldı. Linç başlamadan bir şeyler yazayım dedim. Dünyanın en eski ritüellerinin bugün boş ve gerçekten beleş eleştiriler karşısında neden yıllardır yenik düşmediğini ve neden düşmeyeceğini anlamamız için yeterli bilgiye ihtiyacımız var. O bilgilerin bir çoğunu seri halde yazacağım bir kaç yazıda bulacağınızı umut ediyorum. Ancak çam ağacı ile kavga edenin yaklaşık 1400 kelime olacak olan bu yazıyı ve diğerlerini okuyacağını sanmıyorum.
Kışın en uzun gecesi yaklaştığında, insanlık tarihinin hemen her çağında aynı içgüdü belirir: “Işık geri dönecek mi acaba?” Bu sorunun yarattığı tedirginlik, yüzyıllar boyunca hem pagan toplulukların hem de büyük dinlerin ritüellerini şekillendirdi. Bugün “Christmas” dediğimiz, rengârenk ışıklarla, çam ağaçlarıyla, tarçın kokusuyla, hediyelerle süslenen kutlama, aslında insanlığın binlerce yıllık “karanlığa rağmen umut” arayışının birikmiş hâlidir. Modern hali, parlak süsleri ve kırmızı-beyaz Noel Baba kostümüyle son derece “yeni” görünse de, kökleri, Hristiyanlığın doğuşundan çok daha eski zamanlara uzanır. Christmas, dini bir bayram olmanın ötesinde, ışığın geri dönüşünü kutlayan, yılın en kasvetli döneminde toplu moral tazeleyen, mevsimsel depresyona eski çağlardan beri çözüm üreten bir kültür sentezidir. İçime tarçınlı kurabiyeden köşkler yapan şarkıyla yazıyorum.
Bu yolculuğun en eski durağı, Kuzey Avrupa’nın pagan Yule festivalleridir. Bugün Noel ağacının altına bırakılan hediyeler, o dönemlerde doğaya sunulan küçük bereket sembollerinin evrimleşmiş hâlidir. İskandinav toplulukları, kış güneş döngüsünün en karanlık zamanında büyük ateşler yakar, evleri yeşil dallarla süsler, karanlıkla başa çıkmak için hem fiziksel hem de ruhsal olarak “ışık” arayışına girerdi. Yule kütüğü (Yule Log), bugün modern Noel ritüellerinde hâlâ karşımıza çıkar; eskiden koca bir kütük gecelerce yanar, ışığın geri döneceğine dair kolektif bir güven tazelenirdi. İnsanlar sadece ısınmak için değil, moral bulmak için toplanırdı. Bugün hâlâ dünyanın birçok yerinde, özellikle de ABD ve İngiltere’de, şömineye konan o “temsili kütüğün” ya da yılbaşı pastası gibi hazırlanan “Yule Log Cake”in kökeninde bu eski pagan ritüeli vardır.
Kış gündönümünü kutlayan tek kültür İskandinavlar değildi. Aynı dönemlerde Roma İmparatorluğu Saturnalia’yı kutluyordu. Saturnalia öyle bir şenlikti ki, bugünün Noel neşesi onun yanında son derece efendi kalır. Aralık ayının sonlarında yapılan bu festivalde roller değişirdi: Köleler efendi, efendiler köle gibi davranır, sokaklarda şarkılar söylenir, insanlar birbirine küçük hediyeler verirdi. Bu ritüel, toplumsal hiyerarşinin geçici olarak ters yüz edilmesi anlamına gelirdi; kışın kasvetini kırmanın en iyi yolu bol eğlence ve bol şarap olarak görülürdü. Bugün Christmas döneminde insanların birbirine hediye vermesi, sokakların ışıklarla süslenmesi, büyük şehirlerdeki “Christmas Market”lerin ortaya çıkması hep bu eski Roma geleneğinin yankılarıdır. Saturnalia’nın içindeki toplu neşe, dünyevi şımarıklık ve “bir şeyler kutlamak için bir bahane bulmak” psikolojisi, Christmas kültürünün önemli bir temelini oluşturur.
Bu tarihsel mirasın bir diğer güçlü ayağını da solstice kutlamaları oluşturur. Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde kış gündönümü, doğanın “yeniden nefes alacağı” dönemin başlangıcı olarak görülürdü. Güneş sembolleri, meşaleler, mumlar, tılsımlar ve bereket nesneleri tam da bu yüzden bu dönemin ayrılmaz parçasıydı. Işık, karanlığı yenmenin; ateş, soğukla savaşmanın; yeşil dallar ise ölümün ortasında yaşamı hatırlamanın metaforuydu. Bugün bir evin penceresinde parlayan sarı Noel ışıkları ya da kapıya asılan çelenk, aslında binlerce yıl önceki bu korku–umut dengesinin kalıntılarıdır. İnsanlar o dönemlerde de şimdi olduğu gibi doğanın döngülerine karşı psikolojik bir rahatlama arıyordu.
Pagan geleneklerinin Christmas üzerindeki en görünür etkilerinden biri de Noel ağacıdır. Çam ağacının Hristiyanlıkla bağlantısı sanıldığının aksine oldukça zayıftır. Yeşil kalan ağaçların kış boyunca “ölmeden ayakta kalması”, eski toplumlarda güçlü bir semboldü. Eski Mısır’da palmiyeler, Perslerde selvi, Germen topluluklarında ise çam ağacı “ölümsüz yaşam”ın simgesi olarak görülürdü. Bu nedenle kış aylarında evlere yeşil dallar getirmek, bereketi ve dayanıklılığı eve davet etmek anlamına geliyordu. Bugün ağaca asılan parlak süslemeler de o dönemde ağacın dallarına bağlanan meyveler, tılsımlar ve küçük bereket objelerinin modern bir yorumudur. Kısacası Noel ağacı, binlerce yıllık pagan sezgilerinin bugün hâlâ yaşayan bir anısıdır.
Modern Christmas’ın sadece pagan ve Roma kökleri yok; aynı zamanda Avrupa’nın Orta Çağ halk kültürünün de güçlü izleri var. O dönemlerde kış festivalleri hem dini törenlerle hem de halk eğlenceleriyle iç içeydi. Toplu şarkı söyleme, kapı kapı gezme, evlerden yiyecek toplama gibi ritüeller, hem kışın dayanıklılık ihtiyacını hem de topluluk ruhunu güçlendiren uygulamalardı. Bugün romantik görünen “Noel şarkıları söyleyen çocuklar” sahnesinin arka planı aslında son derece gündelik bir hayatta kalma stratejisiydi. Uzayan geceler, biten stoklar ve sert soğuklarla mücadele eden halk, ritüelleri hem moral kaynağı hem de dayanışma yöntemi olarak kullanıyordu.
Bütün bu tarihsel unsurlar, Avrupa toplumlarının yüzyıllar boyunca kışla baş etme yöntemlerinin kültürel hafızasında birleşti. Christmas’ın bugün bildiğimiz formu ise çok daha sonra, özellikle Viktorya dönemi İngiltere’sinde şekillenmeye başladı. Sanayi devriminin yoğun çalışma düzeni, kalabalık şehir yaşamı ve toplumsal yorgunluk karşısında, ev içi sıcaklığı, aile teması, ışıklar ve hediyeler yeniden önem kazandı. Charles Dickens’ın “A Christmas Carol” eseriyle birlikte Christmas bir tür toplumsal rehabilitasyon mevsisine dönüştü; iyilik, merhamet ve birlikte olma temaları, kışın karanlık ruh hâline karşı kültürel bir ilaç olarak yeniden paketlendi.
Yirminci yüzyıla gelindiğinde Christmas artık sadece dini veya mevsimsel bir ritüel değil; aynı zamanda küresel bir kültürel fenomen hâline gelmişti. Radyo, televizyon ve sinemanın yükselişiyle birlikte Christmas’ın estetiği daha da standartlaştı: kar yağışı, kırmızı çoraplar, çan sesleri, sıcak çikolata, süs ışıkları… Birçok ülke Christmas’ı tamamen farklı anlamlarla benimsemiş olsa da estetik dünyanın dört bir yanında aynı kaldı. Bu da Christmas’ın sadece dini bir kutlama olmaktan çıkıp küresel bir görsel ikon hâline gelmesinde önemli bir etken oldu.
Bugün Christmas’ı kutlayan milyonlarca insan aslında çok farklı tarihsel geleneklerin içinden gelen unsurları birlikte yaşatıyor. Pagan ışık ritüelleri, Roma’nın eğlence kültürü, Germen halk inançları, Orta Çağ şenlikleri, Viktorya nostaljisi ve modern pop kültürünün birleştiği bir atmosferi deneyimliyoruz. Bir bakıma Christmas, insanlığın kışla baş etme yöntemlerinin kolektif hafızasıdır. Bu yüzden, kutlayan kutlamayan herkes için tanıdık bir sıcaklık barındırır. İçinde çokça sevgi vardır.

Her yıl sokaklar ışıklarla dolduğunda, alışveriş merkezlerinde tatlı tarçın kokuları yükseldiğinde, evlerde yanan mumlar ve süslenen çam ağaçları ortaya çıktığında, aslında binlerce yıllık bir ritüelin güncellenmiş hâlini izliyoruz. Ve belki de Christmas’ın en büyülü yanı da budur: Her kültür, kendi tarihinin, kendi duygusunun, kendi umut beklentisinin bir parçasını ekler; ortaya evrensel bir kış mutluluğu çıkar. Hatta bazen insan düşünmeden edemez: İnsanlık bu kadar uzun süredir aynı şeyi yapıyorsa, demek ki karanlığın ortasında ışık aramak gerçekten içgüdüsel bir ihtiyaçtır. Anladınız mı neden saldırılıyor o çam ağaçlarına...