Romantizmin Hurda Deposu #1: Flörtün Çöküş Tarihi
Flört hiçbir zaman sadece “iki insanın birbirini tanıması” olmadı. Flört, her dönemde o toplumun kontrol mekanizmalarının, ekonomik yapısının ve teknolojisinin bir çıktısıydı. Yani aşk dediğimiz şey çoğu zaman bir duygu değil, bir format.
Uzun zamandır ne duyuyoruz: “Çıkma teklifi geri gelsin!”
Sanki çıkma teklifi bir gün sıkıldı da “ben Ege’de butik otel açacağım” deyip ortadan kayboldu.
Hayır.
Çıkma teklifi ölmedi.
Altyapısı değişti.
- yüzyılda flört, bugünkü anlamıyla spontane bir karşılaşma değildi; aksine son derece koreografisi yazılmış bir sosyal ritüeldi. Avrupa’da balolar, Osmanlı’da konak çevresi, mahalle yapısı… Hepsinin ortak noktası: gözetim.
Burada Michel Foucault’nun tarif ettiği anlamda bir mikro-iktidar düzeni vardı. Aile sadece “kızını koruyan baba” değildi; aynı zamanda sosyal düzenin küçük bir denetim birimiydi.
Çünkü evlilik, bugünkü romantik anlatının aksine, büyük ölçüde:
- sınıfın korunması
- itibarın sürdürülmesi
- mülkiyetin doğru yere transferi demekti.
Yani flört, bir duygu değil, stratejik eşleşme protokolü.
Mektuplar vardı. Ama o mektuplar bugünkü “naber :)” DM’leri gibi değildi. Bir mektup yazmak demek, sadece yazmak değildi:
- zaman yatırımı
- bilişsel emek
- duygusal risk demekti.
Erving Goffman’ın “kendini sunma” teorisi burada çok net çalışır: İnsanlar kendilerini performe eder ama bu performansın bir maliyeti vardır.
Bugün? Performans bedava. Hatta sınırsız. O zaman?
Yanlış performansın bedeli sosyal ölüm. Gerçekten.
“Görüldü atmak” yoktu çünkü “görüldü” dediğin şeyin fiziksel karşılığı vardı:
mahcup olmak, yakalanmak, rezil olmak. Mahcup olunuyordu...
- yüzyıla geldiğimizde sahne değişti. Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte birey, ailesinden fiziksel olarak ayrıldı. Bu küçük gibi görünen değişim, flört tarihinin en büyük kırılmalarından biridir.
İlk kez insanlar: filtrelenmeden temas kurabildi.
Gizliydi, riskliydi ama gerçekti. Bugünün “mesaj atmaya korkan” insanını düşününce, o dönemin insanı biraz fazla cesur kalıyor. İnsanlar gerçekten birini görmek için sokakta bekliyordu. Şimdi biri “yazsam mı yazmasam mı” diye 3 gün düşünüyor. Evrim dediğimiz şey bu mu emin değilim. Belki de artık terse gidiyoruz. Kimse garanti vermedi sürekli ileri gideceğiz diye, ileri giderken geri gittiğimiz bir tek flörtten değil, diğer şeylerden de anlaşılıyor.
Bu dönemde ortaya çıkan “romantik aşk” ideali, sanıldığı gibi saf bir duygusal keşif değil; modernitenin bir yan ürünüydü. Anthony Giddens bu süreci “saf ilişki” olarak tanımlar: İnsanlar artık ilişkiye ekonomik zorunlulukla değil, duygusal tatmin beklentisiyle girer. Kulağa çok güzel geliyor. Pratikte olan şu:
İnsan artık partnerinden şunları bekliyor:
- aşık olmayı sağlaması
- sadık olması
- psikolojik ihtiyaçları karşılaması
- arkadaş, terapist, sevgili, yoldaş olması
Yani tek bir insandan çoklu rol performansı.
Sorun şu: İnsan değişmedi. Ama beklenti seti büyüdükçe büyüdü aldı. Kimsenin kucağına sığmıyor.
Sonuç:
Aynı kapasiteyle daha büyük hayaller.
Ay olmaz o iş Mualla!
2000’lere geldiğimizde teknoloji devreye girdi ama flört hâlâ insandı. MSN Messenger ve Facebook gibi platformlar ilk dijital flört alanlarını yarattı.Buradaki kritik değişim: iletişimin maliyeti düştü. Tek ihtiyacın bir klavyeydi.
Artık biriyle konuşmak için:
- fiziksel cesaret
- sosyal risk
- anlık performans gerekmiyordu.
Bir mesaj yeterliydi. Red edilmek hâlâ kötüydü ama en azından topluluk önünde değildi. Bu da flörtü daha erişilebilir yaptı. Ama hâlâ bir şey vardı:
zaman. MSN’de birinin “çevrimiçi” olmasını beklemek, küçük bir duygusal yatırım gerektiriyordu. Beklemek, istemekti. Bugün?
Beklemek kaybetmek gibi algılanıyor.
Sonra 2010’lar geldi. Ve flört, insan olmaktan çıktı.
ürün oldu. Tinder ile birlikte flört artık bir deneyim değil, bir arayüz.
Kaydır.
Eşleş.
Mesaj.
Ghost.
Bitti.
Bu sadece hızlanma değil.
Bu bir davranış mühendisliği meselesi.
B.F. Skinner’ın tanımladığı değişken oranlı ödül sistemi burada birebir çalışır.
- Her kaydırma = ihtimal
- Her eşleşme = ödül
- Her cevap = dopamin
- Her sessizlik = mikro travma
Bu sistem slot makineleriyle aynı mantıkta çalışır.
Yani flört artık:
ilişki kurma süreci değil, ödül kovalama döngüsü.
Burada çok kritik bir kırılma var: İnsanlar artık partner aramıyor.
opsiyon tüketiyor. Barry Schwartz’ın “seçim paradoksu” tam burada devreye girer: Seçenek arttıkça memnuniyet düşer.
Çünkü:
- karar vermek zorlaşır
- bağlanmak riskli hale gelir
- her zaman “daha iyisi olabilir” hissi kalır
Sonuç:
Kimse kimseyi seçmez.
Herkes birbirini geçici olarak değerlendirir. Bunu yaparken de "insanlar çok bozuldu" diye şikayet eder.
Flört burada radikal bir dönüşüm geçiriyor. Bir zamanlar:
- yavaş
- kontrollü
- bağ kurmaya yönelik
bir sosyal ritüeldi. Bugün ise:
- hızlı
- optimize edilmiş
- tüketim odaklı
bir arayüz deneyimi.
Mekanizma net:
Flört, insanın değişmesiyle değil, insanın içinde bulunduğu sistemin değişmesiyle evrildi. Sonra insanı da maymuna çevirdi 😄
Bugün yaşanan kriz de buradan çıkıyor. İnsan hâlâ bağ kurmak istiyor.
Ama kullandığı sistem onu sürekli: seçim yapan bir tüketiciye çeviriyor.
Yani herkes aşk arıyor ama sistem diyor ki: “Bir tane daha dene.”
Ve insan…
deniyor.
Çünkü sistem, umut üretmekte çok iyi.
Ama bağ üretmekte berbat.
Elbette tüketmeye ve dopamine tapınır hale gelmiş insanın pek ilgisini çekmeyecek olan kaynakçam ve Algoritmanın Çocukları -9. Bölüm aşağıda.
Buyrun size kaynakça
- Anthony Giddens (1992). The Transformation of Intimacy: Sexuality, Love and Eroticism in Modern Societies. Stanford University Press.
- Eva Illouz (2007). Consuming the Romantic Utopia: Love and the Cultural Contradictions of Capitalism. University of California Press.
- Eva Illouz (2012). Why Love Hurts: A Sociological Explanation. Polity Press.
- Zygmunt Bauman (2003). Liquid Love: On the Frailty of Human Bonds. Polity Press.
- Michel Foucault (1975). Discipline and Punish: The Birth of the Prison. Vintage Books.
- Erving Goffman (1959). The Presentation of Self in Everyday Life. Anchor Books.
- Barry Schwartz (2004). The Paradox of Choice: Why More Is Less. Harper Perennial.
- B.F. Skinner (1953). Science and Human Behavior. Macmillan.
- Helen Fisher (2004). Why We Love: The Nature and Chemistry of Romantic Love. Henry Holt and Company.
- Pew Research Center (2020). The Virtues and Downsides of Online Dating.
- Computers in Human Behavior – çeşitli makaleler (online dating, swipe davranışı, dopamin ödül sistemleri üzerine).