Tasarlanmış Yoksulluk #16 Algoritmik Feodalizm

Tasarlanmış Yoksulluk #16 Algoritmik Feodalizm

Tarihte güç bazen kılıçla, bazen parayla, bazen de mülkiyetle kuruldu. Ama insanlık şimdi yeni bir şey icat etti: görünmez bir mülkiyet biçimi. Ne tarlası var ne sınırı. Ne çiti var ne de kadastro kaydı. Buna veri deniyor. Ve veri, modern dünyanın toprağı haline geldi. Bu yüzden içinde yaşadığımız düzeni anlamak için bazen Orta Çağ’a bakmak gerekiyor. Ne kadar geriye gittin kardeşim diyeceksin? İnana bana ileri giderken geriye gidip bakmanın faydasını çok geç farkettim, keşke aklım liseye başladığım gün başıma gelseydi ama beyin gelişimi tamamlanmıyor işte. Efendim, şaşırtıcı biçimde internet çağı, feodalizmin dijital bir versiyonuna dönüşmeye başladı.

Orta Çağ feodalizminde toprak sahipliği her şeydi. Toprağı kontrol eden lord, aynı zamanda üretimi, güvenliği ve hayatın akışını kontrol ediyordu. Serfler toprağı işlerdi ama toprağın sahibi değildi. Ürettikleri ürünün bir kısmını lord’a verirlerdi. Bu vergi, bazen tahıl bazen hayvan bazen de zorunlu çalışma şeklinde olurdu. Sistem basitti: Toprak lordun, emek köylünün, kazanç ise yukarı doğru akardı.

Bugün toprak yok. Ama platform var. Ve bu platformların toprağı veri.

İnternetin ilk yıllarında romantik bir hayal vardı. İnternet özgürlük getirecekti. Bilgi serbest dolaşacak, herkes içerik üretecek, herkes kazanabilecekti. Bu anlatı biraz 90’lar ütopyasıydı. Bir tür dijital demokrasi masalı. Ama kapitalizm masalları sevmez; o mülkiyet sever. Sonuçta birkaç platform devasa veri topraklarını ele geçirdi.

Bugün dünyada dijital ekonominin büyük kısmı birkaç platformun etrafında dönüyor: arama motorları, sosyal medya ağları, video platformları, e-ticaret siteleri. Bunların ortak özelliği üretimin kendilerini kullanarak yapılması. Ama üretimin sahibi yine platform. İşte bu noktada feodalizm benzetmesi bir metafor olmaktan çıkıp yapısal bir analize dönüşüyor.

Orta Çağ’da bir köylü toprağı terk edemezdi. Çünkü başka yerde üretim yapacak araçlara erişimi yoktu. Değirmen lordundu, orman lordundu, köprü lordundu. Bugün de içerik üreticisi aynı durumu yaşıyor. Platformdan ayrıldığında görünmez oluyor. Çünkü izleyiciye ulaşma altyapısı platforma ait.

Bir YouTube kanalı, bir Instagram hesabı veya bir TikTok profili teknik olarak sana ait değildir. Sen sadece orada kiracı gibisin. Ev senin değil, anahtar senin değil, elektrik senin değil. Ama içerik üretirken sanki kendi mülkünde yaşıyormuş gibi hissedersin. Bu hissin adı dijital mülkiyet yanılsaması.

Aslında platform sana yalnızca bir arayüz verir. İçerik yükleyebilirsin, takipçi toplayabilirsin, para kazanabilirsin. Ama oyunun kurallarını platform belirler. Algoritma değişir, erişim düşer, hesap kapanır. Bir anda dijital hayatın sıfırlanabilir. Orta Çağ’daki bir lordun köylüyü topraktan kovmasıyla çok farklı değil. Şimdi burada devreye giren şey algoritma. Algoritma, modern feodal beylerin yönetim aracıdır.

Feodal bey köylünün ne ekeceğine karışırdı. Algoritma ise içerik üreticisine ne üretmesi gerektiğini öğretir. Hangi video tutar, hangi konu trend olur, hangi başlık tıklanır. Platformlar bunu açıkça söylemez ama davranışları yönlendirir. Bir içerik üreticisi bir süre sonra algoritmayı memnun etmeyi öğrenir. Tıpkı bir köylünün lordun vergi sistemine göre üretim yapması gibi. İşte bu noktada ekonomi psikolojiye dönüşür.

Algoritmik feodalizm sadece ekonomik değil, aynı zamanda davranışsal bir sistemdir. İçerik üreticileri platformun dikkat ekonomisine göre evrim geçirir. İnsanların dikkatini çeken şeyler çoğu zaman basit, hızlı, duygusal ve kışkırtıcıdır. Bu yüzden içerik giderek daha kısa, daha dramatik ve daha yüzeysel hale gelir. Bilgi ekonomisinin sonunda geldiğimiz yer ironik biçimde bilgi kıtlığıdır. Çünkü algoritma derinliği değil etkileşimi ödüllendirir.

Burada işin en komik ve biraz da trajik kısmı ortaya çıkar. Orta Çağ köylüsü en azından serf olduğunu biliyordu. Ama dijital çağın içerik üreticisi çoğu zaman kendisini girişimci zanneder. “Ben kendi işimin patronuyum.” Hayır değilsin.

Sen platform ekonomisinin serfisin. Bu biraz sert bir cümle ama yapısal olarak doğruya yakın. Çünkü gelir modeli platforma bağlıdır. Reklam gelirleri, sponsor anlaşmaları, izlenme sayıları, erişim oranları… Hepsi platformun altyapısına bağlıdır. Platform kapanırsa ekonomi de kapanır. Vine platformunun kapanmasıyla binlerce içerik üreticisinin kariyerinin yok olması bu yüzden oldu. MySpace müzisyenleri, Facebook oyun geliştiricileri, TikTok fenomenleri… Hepsi aynı sistemin farklı dönemleri.

Feodal düzenin en güçlü özelliği bağımlılık üretmesiydi. Toprak bağımlılığı. Bugünün versiyonu veri bağımlılığı.

Platformlar sadece içerik barındırmaz; aynı zamanda kullanıcı davranışlarını toplar. İzleme süresi, tıklama oranı, kaydırma hareketleri, hatta ekranda ne kadar durduğun. Bu veri, algoritmanın hammaddesidir. Ve bu veri platformun mülküdür. İçerik üreticisi bu veriye erişemez. Yani aslında kendi kitlesini tam olarak tanımaz. Kitleyle arasındaki ilişki platform tarafından aracılanır. Bu durum Orta Çağ’daki pazar sistemine benzer. Köylü ürününü pazara götürürdü ama pazar lordun kontrolündeydi. Vergi ödenirdi, kurallar lordun olurdu. Bugünün pazar yeri feed/keşfet/ana sayfa ekranıdır. Ve feed, dijital çağın pazarıdır.

İşin daha ilginç kısmı şu: platformlar klasik kapitalist şirketlerden biraz farklı çalışır. Onlar sadece üretim araçlarını değil, aynı zamanda dağıtım altyapısını da kontrol eder. Bir televizyon kanalında program yapan kişi aslında bu durumu biliyordu. Kanal patronu vardı. Ama sosyal medya çağında insanlar “özgür içerik üretimi” yaptıklarını düşündüler. Oysa altyapı merkeziydi.

Yani internet merkezi olmayan bir teknoloji olarak doğdu ama ekonomi merkezi hale geldi. Bu yüzden bazı akademisyenler bu sisteme platform kapitalizmi diyor. Ama bazıları için feodalizm benzetmesi daha açıklayıcı. Çünkü klasik kapitalizmde teorik olarak rekabet mümkündür. Ama platform ekonomilerinde ağ etkisi devreye girer. Ağ etkisi şu demek: herkesin olduğu yerde olmak zorundasın. Bir sosyal ağın değeri kullanıcı sayısıyla artar. Bu yüzden küçük bir platform büyüyemez. İnsanlar arkadaşlarının olduğu yere gider. Sonuçta birkaç dev platform oluşur. Ve bu platformlar dijital altyapının derebeyleri haline gelir.

İşte bu tablo gerçekten biraz grotesk. Milyonlarca insan gün boyunca içerik üretip platforma veri sağlıyor. Platform bu veriyi analiz ediyor, reklam satıyor ve milyarlar kazanıyor.İnsanların pek bir kazandığı yok, çoğu psikolojik tedavi almak zorunda kaldı, ergenler bu yolda telef oldu, beyinler sütlaca döndü.

İçerik üreticisi ise bazen “Bir gün viral olurum” umuduyla video çekmeye devam ediyor. Orta Çağ köylüsü en azından arada bir ekin biçiyordu. Dijital serf ise bazen like bile biçemiyor.

Algoritmik feodalizmin bir başka boyutu da görünmez emek. Sosyal medya sadece profesyonel içerik üreticilerinden oluşmaz. Normal kullanıcılar da içerik üretir. Fotoğraf paylaşır, yorum yazar, tartışma yaratır. Bu faaliyetlerin hepsi veri üretir.

Yani aslında platform ekonomisinin işçileri sadece influencerlar değil, tüm kullanıcılar. Bir arkadaşına mesaj atmak bile veri üretir. Bir videoyu yarıda bırakmak bile veri üretir. Bir şeyi merak edip duraksamak bile veri üretir. Algoritma bunların hepsini ölçer. Bu yüzden bazı sosyologlar sosyal medyayı “katılımcı emek sistemi” olarak tanımlar. İnsanlar eğlenirken aynı zamanda çalışırlar. Ama maaş bordrosu yoktur.

Bu noktada mesele sadece ekonomi değil, aynı zamanda güç mimarisidir. Feodalizmde lord sadece ekonomik güç sahibi değildi. Aynı zamanda hukuki ve askeri gücü de vardı. Platformlar da benzer bir hibrit güç üretir. Bir platform seni banladığında hukuki bir süreç işlemez. Bir mahkeme yoktur. Bir algoritma kararı vardır. Bu yüzden bazı akademisyenler platformların “özel egemenlik alanları” yarattığını söylüyor. Bir tür dijital mikro-devlet. Kuralları platform koyar. Vatandaşları kullanıcıdır. Vergisi veri ve dikkat. Ordusu ise moderasyon sistemi. Şimdi burada ofansif bir gözlem yapmak gerekiyor. İnsanlık tarihinin belki de en tuhaf gönüllü feodal sisteminde yaşıyoruz.

Kimse bizi zorlamıyor. Ama herkes ekran kaydırıyor.

Bir Orta Çağ köylüsünü düşün. Ortaçağ'daki köylünin bile bizdan daha şanslı olduğunu düşünebiliriz zaman zaman. Biz sabah uyanır uyanmaz telefon ekranına bakıyoruz. Lord'dan haberimiz yok. Pardon, aslında var, mesela instagram lordu her Cuma hikayelerinde "Bana istediğinizi sorun" diye yazıyor. Soruyorsun, o istediği soruya cevap veriyor. Bundan eminim çünkü hiç bir soruma cevap vermedi şimdiye kadar.

Olan bitenin sebebi sadece teknoloji değil. Dopamin. Algoritmalar insan psikolojisinin zayıf noktalarını öğrenir. Rastgele ödül sistemi, bildirimler, viral içerik… Bunlar beynin ödül mekanizmasını tetikler. Bu yüzden platform ekonomisi sadece ekonomik değil, aynı zamanda nöropsikolojik bir mimari kurar. Bir tür davranış mühendisliği. Algoritmik feodalizm işte tam burada tamamlanır. Çünkü sistem sadece emeği değil dikkati de sömürür. Dikkat, modern ekonominin en kıt kaynağıdır. Toprak sınırlıdır ama dikkat daha da sınırlıdır.

Bir insan günde en fazla birkaç saat dikkatini verebilir. Platformlar bu sınırlı kaynağı ele geçirmek için rekabet eder. Ama sonunda kazanan yine birkaç büyük platform olur. Bu yüzden bazı düşünürler internetin geleceğini “dijital imparatorluklar” olarak tanımlar.

Modern (Modern kelimesi artık komik geliyor bu arada) toplumlar feodalizmi yıkarak doğdu. Ama şimdi onun veri temelli bir versiyonunu yeniden inşa ediyoruz. Bu sistemin sonsuza kadar süreceğini söylemek zor. Tarih genelde böyle çalışmaz. Güç yoğunlaştıkça karşı hareketler doğar.

Merkeziyetsiz ağlar, açık kaynak platformlar, blokzincir tabanlı sosyal ağlar… Bunların hepsi bu sisteme alternatif üretmeye çalışıyor.

Ama şu anki gerçek şu: Dijital ekonominin büyük kısmı birkaç platformun kontrolünde. Toprak onların. Veri onların. Algoritma onların.

Ve biz çoğu zaman bu topraklarda içerik eken dijital köylüleriz. Feodalizmde köylü en azından kılıcı olan bir lord görürdü. Bugünün lordları ise görünmez. Onların kalesi veri merkezleri. Surları fiber optik kablolar. Ve kazançları, kaydırdığımız her ekran. Diğer kazananlar ise sadece algoritmanın istedikleri, senin beğendiklerin değil.

Şimdi düşün, bu yazıya nasıl geldin? Bu yazının adresini bilen çoğu insan gelemedi çünkü... Sen nasıl geldin?

Read more