The Kırmızı Kıyafet Dosyası: Sakallı Amcayı Kim Uydurdu?
Devasa çam ağacının altında uyurdum. Kurabiye ve sütlerin yanında... Aslında niyetim uyumak değil, sabaha kadar bekleyip Noel Baba'yı görmekti. Hiç başaramadım. Gece bir ara uyanır, kurabiyelerden birini yerdim. Sonra bir gece Noel Baba'yı gördüm, yılbaşı gecesi bizim eve geldi. Ödüm koptu. Hayatımda gördüğüm en çirkin Noel Baba! Babam Noel Baba kılığına girmişti. Keşke yapmasaydı. Korkunç bir deneyimdi. Çocukları salak zannetmek sadece bir yetişkinin içine düşeceği derin bir kuyudur. Babam da düştü. Tek öğrendiğim babamdan Noel Baba olmayacağı oldu. Ayrıca güvenim de sarsıldı. Seneler sonra artık koca bir yetişkinken sosyal medyanın en ünlü Noel Babalarından biri ile Christmas yayını yapmıştım. Gerçekten de onu Noel Baba yerine koyup çok heyecanlandığımı söylemeliyim. "Bu sene çok uslu bir kız oldun Daphneeee" dediği anda gözlerim doldu. Noel Baba karakterini çok sevdiğimi herhalde anlamışsınızdır.
Noel Baba’yı hepimiz biliyoruz elbette tombul, sakallı, kırmızı giysili, neşeli bir yaşlı amca… Ama bu karakterin tarihsel yolculuğunu takip ettiğimizde, aslında tek bir “Noel Baba” değil; yüzlerce yılın kolektif hayal gücünün ürettiği karmaşık bir mitolojiyle karşı karşıya kalırız. Noel Baba’nın kim olduğu sorusu, “hangi kültüre göre?” diye sorulduğunda kökten değişir. Bir yerde fakirlere altın atan bir piskopostur, başka bir yerde çocukları çuvalla kaçırıp disipline eden bir iblis. Bir başka kültürde karlar arasında kızak süren bir iyi adamken, başka bir coğrafyada yılbaşında kapı dolaşıp kavrulmuş tahıl isteyen keçi ruhudur. Modern dünya ise tüm bu karakterleri bir harman makinesine koymuş, üstüne biraz kurumsal pazarlama serpmiş ve ortaya bugün tanıdığımız kırmızı beyaz influencer’ı çıkarmıştır.
Bu hikâyenin başlangıcı Aziz Nikola’dır. 4. yüzyılda Likya’da (bugünkü Demre, Antalya) yaşamış bir piskopostur. Hayatı boyunca fakirlere yardım ettiği, çocuklara hediyeler dağıttığı, zor durumdaki insanlara gizlice altın bıraktığı anlatılır. Bir gece üç fakir genç kızın çeyiz parasının olmadığını öğrenince pencerelerine gizlice kese kese altın koyar. Efsanenin en popüler versiyonunda bu keseler kurutmak için soba başına asılmış çorapların içine düşer. Bugün bacadan girip çoraplara hediye bırakma fikrinin ilkel versiyonu budur. Aziz Nikola, yardımseverliğiyle halk arasında ünlü olur; ölümünden sonra da hikâyeleri daha da büyür. Orta Çağ Avrupa’sında çocukların koruyucusu ilan edilir ve yüzyıllarca birçok ülkenin Noel geleneğinde ayrı bir figür olarak yer alır. Fakat bu ilk figürle bugünkü kırmızı kıyafetli Noel Baba arasında o kadar çok kültürel kırılma yaşanmıştır ki, aynı karakter olduklarını söylemek biraz cömert bir yorum olur.
Zaman ilerledikçe, özellikle Kuzey Avrupa’da hediyeler dağıtan Aziz Nikola figürü yerel folklorla karışmaya başlar. Bu dönemin en ilginç noktasında “iyi adam”ın yanında mutlaka bir “kötü adam”ın bulunmasıdır. Bugün Noel Baba’nın tek başına bütün olumlu duyguları temsil etmesine alışmış olsak da, eski Avrupa kültüründe iyi ile kötü genellikle yan yanadır. Bu gelenek, çocuk terbiyesiyle mitolojinin birleştiği tuhaf bir alan yaratır ve karşımıza Krampus çıkar. Krampus, Orta Avrupa’da yaşayan bir kış iblisidir. Boynuzlu, tüylü, kırmızı gözlü bu yaratık, yaramaz çocukları çuvalla kaçırdığıyla bilinir. Aziz Nikola, iyi çocuklara hediye verirken Krampus yaramaz olanları cezalandırır. Modern dünyada hediye veren yaşlı amcayı saklayıp iblisi yok saymış olsak da, aslında folklorun kökünde bu ikili yapı vardır: İyilik ve korku. Kışın hem bereketi hem de sertliği aynı anda hatırlatılır.
Kuzey’in hediye dağıtan ruhları bununla sınırlı değildir. Rusya ve Slav kültüründe Ded Moroz (Buz Dede) vardır. O da kızakla dolaşır, fakat Noel değil, Yeni Yıl döneminde görünür. Yanında genellikle torunu olan Sneguroçka bulunur. Ded Moroz’un kökeni Hristiyanlık öncesi Slav mitolojisine dayanır; soğuğun kişileştirilmiş halidir. Hediyeleri, kışın sertliğine rağmen topluluğa umut getirdiğini simgeler. İsveç ve Norveç tarafında ise Yule Goat karşımıza çıkar. Bu karakter bazen keçi şeklinde bir ruh, bazen keçi kılığına giren insanlar olarak görünür. Orta Çağ’da ev ev dolaşıp “tahıl, un, yiyecek” isteyen Yule Goat, bugün modern Noel dönemlerinde evlerin içine süs olarak konan saman keçilere dönüşmüştür. Kısacası Noel Baba’nın kuzeydeki kuzenleri hem çoklu hem karmaşıktır: biri soğuğu temsil eder, biri bereketi, biri disiplinin karanlık yüzünü.
Peki tüm bu karakterler nasıl oldu da tek bir modern Noel Baba figüründe birleşti? Bunun cevabı şaşırtıcı derecede modern: reklamcılık. 19. yüzyılda Amerika’ya göç eden Avrupalılar kendi Noel geleneklerini yanlarında getirdi. Hollanda kökenli Sinterklaas, Almanya’nın Nikolaus’u, İngiltere’nin Father Christmas’ı, İskandinav Yule ruhları… Hepsi bir anda farklı şehirlerde aynı sokaklarda dolaşmaya başladı. Bu kültürel kalabalık içerisinde yazarlara ve çizerlere büyük bir boşluk doğdu: “Amerikan” bir Noel figürü yaratmak. 1823’te yazılan “A Visit from St. Nicholas” (namıdiğer “The Night Before Christmas”) şiiri, bugün Noel Baba’nın temel hareket tarzını tanımlar: kızak, geyikler, bacadan giriş, hediyeler. Fakat bu Noel Baba hâlâ kırmızı giysili değildi; hatta şişman bile değildi. Zaman zaman kahverengi, mavi, yeşil kıyafetlerle resmedilir, bazen ince uzun bir amca gibi çizilirdi.

Kırmızı kıyafetli, tonton, beyaz sakallı, neşeli Noel Baba’nın icadı ise 1930’lara dayanır. Coca-Cola’nın kış reklamlarında ressam Haddon Sundblom’un yaptığı illüstrasyonlar, modern Noel Baba ikonunu kesin biçimde belirledi. Sundblom’un amacı Coca-Cola’yı “kışın da içilebilen bir içecek” olarak konumlandırmaktı. Bunun için iç ısıtan, neşeli, pozitif bir kış figürü yaratmak gerekiyordu. Sonuç: kırmızı giysili, gür beyaz sakallı, yanakları pembe, sempatik bir ihtiyar. Bugün Noel Baba dediğimiz şey, inatla devam eden folklorun değil, büyük ölçüde başarılı bir reklam kampanyasının ürünüdür. Kırmızı kostümün Coca-Cola tarafından icat edildiği bazen şehir efsanesi gibi anlatılır ama bu yanlış değildir; var olan kostüm çeşitlerinden kırmızıyı popülerleştiren ve bugünkü standarda dönüştüren Coca-Cola’dır.

İşte bu yüzden bu bölümün mizahı gerçektir: Noel Baba aslında Coca-Cola’nın influencerıdır. Üstelik tarihin ilk büyük barter anlaşmasını da o temsil eder; karşılığında içerik değil gülücük bırakmıştır. Modern dünyanın pazarlama mantığında bakarsak, kırmızı kıyafetli Noel Baba milyonlarca ücretsiz görünürlük sağlayan, markanın kış yüzü olan bir influencer gibidir. Hediyeleri dağıtması, neşesi, iyimserliği hep tüketim kültürünün sıcak ambalajı hâline gelmiştir. Bugün Noel reklamlarının büyük kısmı bu imajın üzerine inşa edilir.
Bu kültürün ekonomik tarafı da göz ardı edilemez. Hediye verme ritüeli, sadece dini ya da folklorik bir ritüel değildir; güçlü bir ekonomik döngünün de parçasıdır. Antropologlar hediye vermeyi sosyal bağları güçlendiren bir “karşılıklılık ekonomisi” olarak tanımlar. Hediye vererek ilişki kurarız, bağları pekiştiririz, statüyü yeniden düzenleriz. Noel, bu yapının en organize hâlidir. Birine hediye vermek, o kişiye “sen önemlisin” demenin toplumsal biçimidir. Ama aynı zamanda devasa bir ekonomik tetikleyicidir: perakende sektörünün yılın en büyük satış hacmini yakaladığı dönem tam da bu ritüelin içindedir. İnsanlar sevdiklerini mutlu etmek ister; markalar bunun psikolojisini çok iyi bilir. Noel Baba’nın modernleşmesi ve popülerleşmesi bu ekonomik yapının da bir parçasıdır; tonton ihtiyar aslında yüz milyarlarca dolarlık küresel bir alışveriş döneminin maskotu hâline gelmiştir.
Bu küresel karakterler mozaiğinin Türk kültüründeki karşılığı ise ilginçtir. Bizde Noel Baba’nın birebir bir karşılığı yoktur ama yılbaşı ve bereket temalı folklorik karakterler mevcuttur. Anadolu’da bazı bölgelerde yılbaşında dolaşan “ayı oynatıcıları” ve yüzleri boyalı “korkutucu kış figürleri” eski bereket ritüellerinin devamıdır. Fakat Noel Baba’ya en çok benzeyen karakter, “Ayaz Ata”dır. Orta Asya Türk kültüründe Ayaz Ata soğuk, kış ve bereketle ilişkilendirilen bir figürdür. Bazı efsanelerde soğuk gecelerde ortaya çıkar, iyi çocuklara yardım eder; bazen de sert soğuğun kişileştirilmiş hâlidir. Sovyet dönemiyle birlikte Ayaz Ata figürü Ded Moroz ile karışmış, yılbaşı hediyeleri getiren bir ihtiyar olarak modern Türk kültürüne girmiştir. Yani Türklerin Noel Baba’sı, Anadolu’nun bereket ritüelleriyle Orta Asya’nın soğuk ruhunun birleşimidir: kışın en zor zamanında topluluğa umut getiren bir ihtiyar.
Bugün Noel Baba’nın kırmızı kıyafeti bir sembol, yüzündeki gülümseme bir pazarlama öğesi, ren geyikleri lojistik bir fantezi gibi görünse de, bu figürün kökeninde insanlığın çok temel bir ihtiyacı vardır: Kışın ortasında, karanlık bir dönemde, “iyi bir şey olacak” hissine duyulan ihtiyaç. Çocuklara hediyeler dağıtan figür, ister Aziz Nikola olsun, ister Ayaz Ata, ister Krampus’un antitezi bir iyi adam olsun, hepsi aynı duyguyu temsil eder: soğuğa karşı sıcaklık, karanlığa karşı umut, belirsizliğe karşı iyimserlik.
Ve böylece Noel Baba, yüzyıllardır farklı kültürlerin, farklı inançların, farklı korkuların ve farklı umutların biriktirdiği bir arketipe dönüşür. Bir zamanlar pencereden altın atan bir piskoposken, bugün dünyanın her yerinde kırmızı kıyafetiyle poz veren küresel bir ikon hâline gelmiştir. Tarihsel yolculuğu boyunca hem iblislerle aynı sahneyi paylaşmış, hem keçi ruhlarına komşuluk etmiş, hem de modern reklam dünyasının yıldızı olmuştur. Bu çok katmanlı geçmişi, Noel Baba’yı sadece bir karakter değil, kültürler arası bir hafıza mekânı hâline getirir.
Evet, Noel Baba bugün belki bir pazarlama kahramanı olarak bilinir ama aynı zamanda insanlığın kolektif kış masalıdır. Kar yağarken, sokaklar ışıklarla dolarken ve vitrinler süslerle parıldarken, hepimiz farkında olmadan hem Demre’nin Aziz Nikola’sını, hem Kuzey’in keçilerini, hem Slavların buz dedesini, hem de Coca-Cola’nın kırmızı influencer’ını aynı masanın etrafında toplarız. Bu yüzden Noel Baba aslında tek bir karakter değil; hepimizin içinde aynı anda yaşayan, hem eski hem yeni, hem kutsal hem seküler bir kış hikâyesidir.