"86 Milyonun Sesini Duyduk": Emin misiniz?

Paylaş
"86 Milyonun Sesini Duyduk": Emin misiniz?

Yazı derslerinde her derste öğrenciler ödevlerini okurlar. Sonra da parça parça yazdıklarını inceleriz. Karakter, sahne, olay çatışma... Olmuş mu, eksik mi kalmış, uzun mu, yersiz mi gibi bir çok soruyu cevaplarız. Bayılırım metinleri incelemeye ama en çok sevdiğim şey siyasi partilerin duyuruları ya da siyasilerin konuşma metinleri. Yeni Parti'nin yayınladığı duyuru incelemeye değer bir metin.

KAMUOYUNA

Değerli yurttaşlarımız,

Ülkemiz, siyasal tarihinin en ağır dönemlerinden birini yaşıyor.

Bu zorlu dönemde YENİ Parti milletin değişim iradesiyle, Türkiye’nin umudu olarak doğdu. Adını millet koydu. Şimdi ise YENİ Parti, milletin açtığı yolda, milletin iradesiyle büyümekte.

Bu büyük mücadelede Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in nasıl üstün bir liderlik sergilediğine ise herkes tanıklık etmekte.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel yaşadığı acılar, uğradığı zulüm, üstünde kurulmak istenen tahakküme rağmen ne bir santim eğildi, ne bir adım geri gitti, ne bir sözü eksik söyledi.

Parti yok dediler, kurulur dedi.

Para yok dediler, bulunur dedi.

Sorun çok dediler, aşılır dedi.

Bu zulüm ve haksızlıklar bugün de devam ediyor.

Bu zorluklarla mücadele eden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel aynı zamanda eski siyasal alışkanlıkların ötesinde yeni nesil bir demokratik anlayışı ortaya koyarak mücadelesini sürdürüyor. Bu anlayış, lider sultasının değil, ortak aklın, tekçiliğin değil çoğulculuğun, dayatmanın değil istişarenin önemini TBMM’de yapılan oylamada kendisini gösterdi. 86 milyon yurttaşımızın sesini duyduk. Toplumun her kesiminin sesi olduk.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, bu zor dönemde demokratik siyasetin alanını genişletmek, milletin sesini siyasetin merkezine taşımak ve toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek hedefinde buluşturmak konusunda kararlı bir liderlik ortaya koymaktadır.

YENİ Parti Milletvekili Grubu olarak eksiksiz birlikteliğimizi ortaya koyuyor bu metinle bir kez daha ifade ediyoruz ki, sımsıkı ve kol kola Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in arkasındayız. Milletimize karşı sorumlulukla Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde yürümekten, onunla aynı mücadeleyi veriyor olmaktan büyük bir onur duyuyoruz.

YENİ PARTİ MİLLETVEKİLİ GRUBU

Burada özellikle ilginç olan şey şu: Metin retorik araçlardan yoksun değil; tersine çok sayıda klasik siyasi retorik tekniği kullanıyor. Sorun, bunların çoğunun fazla tanıdık, fazla soyut ve yer yer birbirini boşa düşürecek biçimde kullanılması.

“Değerli yurttaşlarımız…”

Metin şu cümleyle başlıyor:

“Ülkemiz, siyasal tarihinin en ağır dönemlerinden birini yaşıyor.”

Burada doğrudan duygusal ikna (pathos) ile başlanıyor. Okuyucunun kaygı, tehdit ve tarihsel önem duygusu harekete geçiriliyor. Ayrıca “en ağır dönemlerinden biri” ifadesi bir tür büyütme / güçlendirme (amplificatio): durumun ağırlığını büyüterek çerçeveleme.

Ancak iddia çok büyük ama henüz gerekçesiz. “Neden en ağır dönemlerden biri?” sorusunun cevabı verilmediği için başlangıç retorik olarak güçlü görünse de mantıksal ikna (logos) bakımından boş kalıyor. Neden ağır bir dönem olduğunu herkesin bildiği varsayılmış ya da herkes kendine göre neden ağır bir dönem olduğuna karar verecek. İyi siyasi hitabette böylesi büyük bir iddianın hemen arkasından kanıt veya somutlaştırma gelmesi gerekir: hukuk krizi, ekonomik kriz, tutuklamalar, kurumsal çözülme, seçim güvenliği…

Burada gelmiyor.

Dolayısıyla: Duygusal ikna (pathos) yüksek, mantıksal ikna (logos) düşük.

“Bu zorlu dönemde YENİ Parti…”

Metin şöyle devam ediyor:

“Bu zorlu dönemde YENİ Parti milletin değişim iradesiyle, Türkiye’nin umudu olarak doğdu. Adını millet koydu. Şimdi ise YENİ Parti, milletin açtığı yolda, milletin iradesiyle büyümekte.”

Bu paragraf retorik açıdan daha zengin. “Millet” sözcüğü çok kısa bir alanda tekrar tekrar kullanılıyor: milletin değişim iradesi, adını millet koydu, milletin açtığı yol, milletin iradesi. Burada ön yineleme / sözcüksel tekrar (anaphora / lexical repetition) kullanılıyor. Amaç çok açık: Parti = millet eşitliğini zihinde kurmak. Bu aynı zamanda bir özdeşleşme (identification) stratejisi. Parti kendisini belirli bir siyasi örgüt olmaktan çıkarıp halkın doğal tezahürü olarak sunuyor. “Türkiye’nin umudu” ifadesi ise bir yüksek değer atfı ve yine büyütme / güçlendirme (amplificatio) örneği. Parti sadece “alternatif” değildir. Türkiye’nin umududur.

Retorik olarak paragrafın en iyi cümlesi ise:

“Adını millet koydu.”

Çünkü kısa, ritmik, akılda kalıcı ve özne-fiil ilişkisi nettir. Önündeki ve arkasındaki bürokratik cümlelerden çok daha kuvvetlidir. Fakat ciddi bir retorik problem de vardır. “Millet” burada bir kolektif tekil özne gibi kullanılıyor. Hangi millet? Kaç kişi? Hangi seçmen? “Millet böyle istedi” söylemi siyasette son derece kullanışlıdır çünkü konuşanın kendi siyasi tercihini milli iradeyle özdeşleştirmesine izin verir. Bu nedenle teknik olarak etkili ama demokratik retorik açısından riskli bir çerçevedir.

Özgür Özel’in liderliğine geçiş

Ardından şu cümle geliyor:

“Bu büyük mücadelede Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in nasıl üstün bir liderlik sergilediğine ise herkes tanıklık etmekte.”

Burada söylem değişiyor. İlk iki paragraf: ülke → millet → parti üzerinden ilerlerken birden: lider merkeze geliyor.

“Herkes tanıklık etmekte” ifadesi klasik bir uzlaşma / genel kabul iddiası (consensus claim).

Yani:

Bunu yalnız biz söylemiyoruz; herkes görüyor.

Fakat “herkes” gerçek bir veri değil. Retorik bir evrenselleştirme. Bu tür ifadeler konuşmacıya iki avantaj sağlar: İddiasını tartışılmazmış gibi sunar ve itiraz eden kişiyi çoğunluğun dışında konumlandırır. “Özgür Özel üstün liderlik gösterdi” demek başka şeydir. “Herkes buna tanıklık ediyor” demek başka. İkincisi daha güçlü ama kanıt yükü de çok daha yüksek.

“Yaşadığı acılar, uğradığı zulüm…”

Metnin retorik açıdan en çalışılmış cümlelerinden biri şudur:

“Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel yaşadığı acılar, uğradığı zulüm, üstünde kurulmak istenen tahakküme rağmen ne bir santim eğildi, ne bir adım geri gitti, ne bir sözü eksik söyledi.”

Burada klasik bir üçlü yapı (tricolon) kullanılıyor:

ne bir santim eğildi
ne bir adım geri gitti
ne bir sözü eksik söyledi

Üçlü sıralamalar hitabette çok etkilidir çünkü zihinde tamamlanmışlık hissi yaratır. Ayrıca ön yineleme (anaphora) vardır:

ne…
ne…
ne…

Ölçek değişimi de dikkat çekicidir:

  • santim → beden
  • adım → hareket
  • söz → ifade

Dolayısıyla fiziksel dirençten siyasal dirence geçiliyor. Burada duygusal ikna (pathos) çok yüksektir. “Acı”, “zulüm”, “tahakküm” sözcükleri Özel’i yalnız siyasi lider değil, mağduriyet karşısında direnen kahraman konumuna yerleştiriyor. Bu, klasik kahramansı karakter/inandırıcılık inşası (heroic ethos construction). Ancak aynı nedenle metin burada siyasi açıklamadan çıkıp azizleştiren, aşırı yüceltici anlatıya (hagiography)yaklaşmaya başlıyor.

Çünkü siyasi değerlendirme yerine karakter yüceltiliyor.

“Parti yok dediler…”

Metnin açık ara en iyi retorik bölümü şudur:

“Parti yok dediler, kurulur dedi.
Para yok dediler, bulunur dedi.
Sorun çok dediler, aşılır dedi.”

Çünkü burada gerçek bir ritim var. Üç cümle aynı sentaktik kalıpla kuruluyor:

X dediler → Y dedi.

Bu bir koşutluk (parallelism) örneğidir.

Aynı zamanda her satırın içinde engel ve cevap karşı karşıya gelir:

yok → kurulur
yok → bulunur
çok → aşılır

Bu da karşıtlık (antithesis) yaratır. Yine bir üçlü yapı (tricolon) vardır. Her satırın “dedi” ile bitmesi de ardışık cümleleri aynı sözcükle bitirmeye dayalı kapanış tekrarı (epistrophe) benzeri bir ritim yaratır. En önemli başarı ise şudur: Önceki cümleler soyutken burada siyasi karakter eylem üzerinden kuruluyor. Sorun çıktı → cevap verdi. Bu yüzden okuyucu ilk kez bir hareket hissediyor. Siyasi metin yazımı açısından derslik bir karşılaştırma ortaya çıkıyor:

“üstün liderlik sergilemektedir”

demek yerine,

“Parti yok dediler, kurulur dedi.”

çok daha etkili.

Çünkü iddia etmiyor, dramatize ediyor.

“Bu zulüm ve haksızlıklar bugün de devam ediyor.”

Bu bir geçiş cümlesi (bridge sentence). Önceki kahramanlık anlatısını bugüne bağlıyor. Fakat retorik olarak zayıf çünkü “hangi zulüm ve haksızlıklar?” hâlâ somutlaştırılmıyor. Metin sürekli şu yöntemi kullanıyor:

isim ver → açıklama verme.

Zulüm, tahakküm, haksızlık, mücadele ve irade gibi kelimelerin hepsi yüksek duygusal değer taşıyor ama referansları belirsiz. Bu nedenle metin ilerledikçe soyut isim yoğunluğu (abstract noun density) yükseliyor. Sıkıcılığın temel nedenlerinden biri tam olarak bu.

“Eski siyasal alışkanlıkların ötesinde…”

Metnin en kritik bölümlerinden biri şudur:

“Bu anlayış, lider sultasının değil, ortak aklın, tekçiliğin değil çoğulculuğun, dayatmanın değil istişarenin önemini…”

Burada çok net bir karşıtlık zinciri (antithesis) var:

lider sultası ↔ ortak akıl

tekçilik ↔ çoğulculuk

dayatma ↔ istişare

Retorik olarak gayet temiz. Üç karşıt çift kullanıldığı için yine bir üçlü yapı (tricolon) etkisi yaratılıyor. Ayrıca değer yargısı tartışmaya kapalı biçimde hazırlanmış:

Kim lider sultasını tercih eder?

Kim tekçiliği savunur?

Kim dayatma ister?

Bu nedenle okuyucu doğal olarak sağ taraftaki kavramlara yöneliyor. Buna retorikte kabaca değer yüklü karşıtlık (loaded contrast) diyebiliriz. Fakat metnin büyük çelişkisi burada başlıyor.

Metin diyor ki:

lider sultasının değil ortak aklın

Biraz sonra ise:

“sımsıkı ve kol kola Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in arkasındayız.”

Dolayısıyla metin kendi kurduğu karşıtlığın içine düşüyor.

Bir tarafta: lider merkezli siyaseti reddediyoruz.

Diğer tarafta: bütün milletvekilleri eksiksiz biçimde liderimizin arkasında kenetlendik.

Bu mutlaka mantıksal bir çelişki olmak zorunda değil; bir lideri destekleyip lider kültüne karşı olabilirsiniz. Ama metin bu ayrımı kurmuyor. O yüzden retorik olarak ortaya ironik bir sonuç çıkıyor:

“Lider sultasına karşıyız ve bunu liderimizin arkasında sımsıkı birleşerek göstereceğiz.”

“86 milyon yurttaşımızın sesini duyduk.”

Metin şöyle devam ediyor:

“86 milyon yurttaşımızın sesini duyduk. Toplumun her kesiminin sesi olduk.”

Burada parçayla bütünü temsil etme / kapsam aktarımı (synecdoche) ve siyasi evrenselleştirme iç içe. Parti grubu kendisini bir siyasi aktör olmaktan çıkarıp bütün toplumun temsilcisi konumuna taşıyor. Retorik olarak bu bir temsil iddiası (representative claim). Ama mantıksal ikna (logos) açısından savunması zor. Çünkü 86 milyon insanın aynı siyasi kanaati olmadığı açık. Daha dikkatli bir siyasi metin:

“Toplumun farklı kesimlerinden gelen sesleri duyduk.”

derdi.

“86 milyonun sesini duyduk” dediğiniz anda iddia epikleşiyor ama inandırıcılığı azalıyor.

“Demokratik siyasetin alanını genişletmek…”

Metnin en yoğun siyasi dil kullandığı bölümlerden biri şu:

“demokratik siyasetin alanını genişletmek, milletin sesini siyasetin merkezine taşımak ve toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek hedefinde buluşturmak…”

Burada yine üçlü yapı (tricolon) var:

  1. siyasetin alanını genişletmek,
  2. milletin sesini merkeze taşımak,
  3. kesimleri ortak gelecekte buluşturmak.

Sentaktik olarak düzgün. Sorun retorik teknik değil, anlamsal yoğunluk (semantic density).

Üç ifade de siyasi klişe:

  • demokratik siyasetin alanı,
  • milletin sesi,
  • siyasetin merkezi,
  • ortak gelecek.

Hepsi olumlu ama hiçbiri görüntü yaratmıyor. Retoriğin önemli özelliklerinden biri canlı betimleme / göz önünde canlandırma (enargeia), yani sözü zihinde görünür hale getirebilme gücüdür. Burada canlı betimleme (enargeia) neredeyse sıfır. Okurken hiçbir şey görmüyoruz. Sadece kavram duyuyoruz. Bu yüzden sıkıcı.

“Eksiksiz birlikteliğimizi…”

Finale yaklaşıldığında metin şöyle diyor:

“YENİ Parti Milletvekili Grubu olarak eksiksiz birlikteliğimizi ortaya koyuyor…”

Buradaki ana tema artık demokrasi değil: sadakat.

Ardından:

“sımsıkı ve kol kola Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in arkasındayız.”

Burada eğretileme / metafor (metaphor) kullanılıyor. “Kol kola” fiziksel birlik metaforu. “Sımsıkı” yoğunlaştırıcı. “Arkasındayız” ise siyasi destek için kullanılan klasik mekânsal metafor. Bu üçü bir araya gelince güçlü bir kolektif karakter ve güvenilirlik inşası (collective ethos) kuruluyor:

Hepimiz birlikteyiz.

Fakat az önceki çoğulculuk, ortak akıl ve istişare söyleminden sonra “eksiksiz birliktelik” biraz problemli duruyor. Çünkü gerçek çoğulculukta eksiksiz fikir birliği zaten beklenmez. Bu nedenle metnin söylemsel ekseni farkında olmadan değişiyor:

çoğulculuk → yekparelik.

Son cümle

Metin şu ifadeyle kapanıyor:

“Milletimize karşı sorumlulukla Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde yürümekten, onunla aynı mücadeleyi veriyor olmaktan büyük bir onur duyuyoruz.”

Bu klasik bir duygusal kapanış bölümü (peroration). Kapanışın amacı yeni argüman üretmek değil; duygusal birlik yaratmak. Burada üç değer birleşiyor:

millet → lider → mücadele

ve sonuç: onur.

Dolayısıyla metin dairesel kapanıyor. Başlangıçta millet vardı. Sonunda yine: millet + lider var.

Metnin bütününde kullanılan ana retorik formül

Aslında yapı oldukça sistematik:

Kriz → Millet → Parti → Lider → Mağduriyet → Kahramanlık → Demokratik değerler → Lider etrafında birlik

Ve burada çok ilginç bir retorik dönüş oluyor. Metin başlangıçta meşruiyetini millet üzerinden kuruyor. Ortada demokratik çoğulculuk üzerinden kuruyor. Sonunda ise lidere sadakat üzerinden kuruyor. Dolayısıyla metnin üç ayrı karakter ve güvenilirlik (ethos) kaynağı var: halkçı ethos → demokratik ethos → liderlik ethosu. Fakat bunlar tam olarak birbirine bağlanmadığı için metin ideolojik olarak biraz sendelemeye başlıyor.

Neden sıkıcı?

Retorik teknik kullanılmadığı için değil. Tam tersine fazla formüle edilmiş siyasi retorik kullanıldığı için.

En etkili bölüm:

Parti yok dediler, kurulur dedi.
Para yok dediler, bulunur dedi.
Sorun çok dediler, aşılır dedi.

Çünkü burada:

fiil var, çatışma var, ritim var, insan var.

En sıkıcı bölümler ise:

demokratik siyasetin alanını genişletmek, milletin sesini siyasetin merkezine taşımak, toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek hedefinde buluşturmak…

Çünkü burada: soyut isim + soyut isim + soyut isim. Retorik dersi açısından bu metinden çıkarılabilecek en güzel ders belki de şu: Retorik, büyük kelime kullanmak değildir. İyi retorik, düşünceye biçim vermektir. Ve bu metin, aynı sayfa içinde hem iyi retoriğin hem de siyasi klişenin çok iyi örneklerini veriyor.

Ben seçmen olarak daha iyi bir metni hakettiğimi düşünüyorum. Hepimiz daha iyisini hakediyoruz. Eski, bilindik, tanıdık ve hatta uyduruk gelen hitaplar metnin başında da geçen her birimizi çeşitli şekillerde zorlayan bu dönemde daha da yorucu oluyor. Ben de yeniden yazdım, şimdi diyeceksiniz ki işin mi yok? Var... Çok işim var ama acaba bir nebze olsun daha gerçekçi ve tutarlı olabilir miydi diye merak ettim. Tepki görürken yüreklere su serpmek çok daha mantıklı olabilirdi.

KAMUOYUNA

Değerli yurttaşlarımız,

Türkiye, siyasal ve toplumsal açıdan son derece ağır bir dönemden geçiyor. Demokratik siyaset alanının daraldığı, siyasi rekabetin giderek zorlaştığı ve toplumdaki kutuplaşmanın derinleştiği bu dönemde, siyasetin temel sorumluluğunun farklı görüşlerin demokratik zeminde temsil edilmesini sağlamak olduğuna inanıyoruz.

YENİ Parti, Türkiye’de değişim isteyen yurttaşların iradesinden güç alarak kuruldu. Kuruluşundan bugüne kadar karşılaştığı siyasi, örgütsel ve ekonomik zorluklara rağmen yoluna devam etti ve toplumun farklı kesimlerinin desteğiyle büyüdü.

Bu süreçte Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel önemli sorumluluklar üstlendi. Karşılaştığı baskılar ve güçlükler karşısında geri adım atmaması, partinin kurulması ve örgütlenmesi için gösterdiği kararlılık, bu mücadelenin sürdürülmesinde belirleyici oldu.

Parti yok dediler, kurulur dedi.
Para yok dediler, bulunur dedi.
Sorun çok dediler, aşılır dedi.

Ancak bizim için liderlik, yalnızca kararlılık göstermek değildir. Demokratik liderlik; farklı görüşlerin ifade edilebildiği, itirazın tehdit olarak görülmediği ve kararların ortak akılla alınabildiği bir siyasi kültür kurabilmektir.

TBMM’de yapılan son oylamaya da bu anlayışla yaklaştık. Toplumda bu konuda farklı görüşler, kaygılar ve beklentiler bulunduğunun farkındayız. Hiçbir siyasi parti 86 milyon yurttaşın tamamı adına konuşamaz. Siyasetin görevi de zaten herkesi aynı görüşte buluşturmak değil, farklı görüşlerin demokratik sistem içinde temsil edilmesini sağlamaktır.

Bu nedenle çoğulculuğu yalnızca savunduğumuz bir ilke olarak değil, kendi siyasetimizin de ölçüsü olarak görüyoruz. Lider sultasının karşısına ortak aklı, tekçiliğin karşısına çoğulculuğu, dayatmanın karşısına istişareyi koyuyoruz.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in bu demokratik anlayışı güçlendirme yönündeki iradesini destekliyoruz. Bu destek, farklı görüşlerin ortadan kalkması ya da her konuda aynı düşünmemiz anlamına gelmiyor. Tam tersine, güçlü bir siyasi hareketin gerektiğinde tartışabilen, itiraz edebilen ve sonunda ortak bir sorumluluk üstlenebilen insanlardan oluşması gerektiğine inanıyoruz.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla kutuplaşma değil; demokratik siyasetin alanını genişletecek, yurttaşların kaygılarını dikkate alacak ve birbirinden farklı kesimleri ortak bir demokratik zeminde tutabilecek bir siyasettir.

YENİ Parti Milletvekili Grubu olarak bu sorumluluğun bilincindeyiz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’le birlikte yürüttüğümüz mücadeleyi, bir kişiye bağlılığın değil, birlikte savunduğumuz demokratik ilkelerin ve ortak siyasi sorumluluğumuzun gereği olarak sürdürüyoruz.

YENİ PARTİ MİLLETVEKİLİ GRUBU için metni düzelten BEN ve içimdeki BENLER grubu

Metinleri değiştirmeden duramam, öğrencilere de ilk 6 hafta aynı muameleyi yapıyorum. 😺

Devamını oku

“Onlar yapınca biat, biz yapınca strateji” diye bir demokrasi türü yok.

“Onlar yapınca biat, biz yapınca strateji” diye bir demokrasi türü yok.

Artık memnun olmadığın, gelecek için umut vermeyen bir iktidar partisinden kurtulmak zordur. Hele ki parlamenter sistemi zayıflatan uygulamalara oy verdiysen, kuvvetler ayrılığından vazgeçip hepsini ev arkadaşı yaptıysan… İşte o zaman insan her umuda sarılır ve o umuda toz konsun istemez. Zanneder ki eleştiri o umudun başarı şansını artırmayacak, tam tersine

Daphne Emiroğlu tarafından
BARIŞI İSTEMEK BAŞKA, BU YASAYA “EVET” DEMEK BAŞKA

BARIŞI İSTEMEK BAŞKA, BU YASAYA “EVET” DEMEK BAŞKA

Sezgin Tanrıkulu’nun Çerçeve Yasa konuşması ve eleştirel bir okuma Aşağıdaki konuşma, Sezgin Tanrıkulu’nun “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin yaptığı konuşmadır: SEZGİN TANRIKULU’NUN KONUŞMASI “Bugün önümüzde bulunan teklif, büyük acılara sebebiyet vermiş yarım asırlık bir çatışma döneminin mutlak biçimde sonlandırılmasına kapıyı aralaması

Daphne Emiroğlu tarafından
Retorik: İnsanları İkna Etmenin 2500 Yıllık Kullanım Kılavuzu

Retorik: İnsanları İkna Etmenin 2500 Yıllık Kullanım Kılavuzu

İnsanlık konuşmayı öğrendikten kısa süre sonra muhtemelen iki şeyi keşfetti: Birincisi yalan söylemek, ikincisi de haklı olmadığı hâlde haklıymış gibi konuşmak. Neyse ki aradan birkaç bin yıl geçince Yunanlar meseleyi biraz sistematik hâle getirip adına retorik dediler. Bugün “retorik” kelimesini çoğunlukla küçümseyici biçimde kullanıyoruz. “Bunlar retorik”, “retorikten başka bir şey

Daphne Emiroğlu tarafından