Bilinç Gelse Ne Olur? (Spoiler: Dayanamayız)
Bir sabah uyandığımızda her şey değişseydi…
Ama sadece bir gün. Daha fazlasına katlanamazdık. İnsanlık dediğin şey üç gün bilinçli kalsa toplu cinnet geçirir. Hepimiz bir günlüğüne bilinç aydınlanması gibi bir şey yaşayacağız. Bilinç gelecek ve geldiği an, alışkanlıklar sorgulanmaya başlanacak. Sorgulanan alışkanlık uygulanamaz hale gelir. Berbat bir şey. Kim ister kendi saçmalığını bu kadar net görmek?
Alışkanlık olmuş palavralarımız da bir bir dökülür ortalığa.
“Kızım çok akıllı ama o arkadaşları yok mu…”
Yani kız akıllı, sorun hep başkaları. Evde yetiştirdiğin karaktere hiç bakmayalım, çocuğu dış güçler basmış gibi davranalım.
“Beni seviyor, duyguları yüzünden yapıyor öyle şeyler.”
Şiddetin romantik açıklaması, iki damla duygu sosu.
“Su içsem yarıyor.”
Hayır canım, yıllardır hareketsizsin ve bedenin isyan ediyor ama metabolizmayı suçlamak daha az incitici.
“Fırsat verilse neler yapardım!”
Evet evet, fırsat beklerken geçen 20 yıl tamamen sistemin ayıbı.
İnsanlar bir sabah uyanır ve bir bakar ki zihinlerinin rutini çalışmıyor. Çünkü rutin dediğimiz şey, nedenini düşünmeden yapılan davranışlar bütünü. Rutin Sevenler Derneği Başkanı bir sabah başkanlık koltuğundan kalkar. Eh o da biraz rahat etsin, yıllardır alışkanlık satarak geçiniyordu.
Bilinç ilk olarak “neden” sorusunu devreye sokar.
“Neden işe gidiyorum?”
Masum soru ama domino etkisi yaratır. Cevap genelde nettir: “Başka seçeneğim olmadığı için.”
Çalışmazsan sokakta kalırsın, aç ölürsün. Bildiğimiz bu. Elektrik faturasını ödemen lazım çünkü…
Ah bir dakika. Sen yol, su, elektrik için zaten vergi ödüyordun. Ödüyorsun. Peki tekrar neden fatura ödüyorsun?
Hımmm.
Köprü paraları zihninin köprülerinden aşağı dökülür, gişeler açık kalır, mantık geçemez. Modern düzenin en kırılgan yerindeyiz. Tırnaktan bile kolay kırılır ama alışkanlıklar harika besleyici. Sephora bile böyle bir ürünü bulup satamadı. “Alışkanlık Serumu – Mantığı devre dışı bırakır.”
Ulaşım aksar. Çünkü “ulaşmak” gerçekten gerekli mi diye sorarsın. Gerçekten bir yere gitmen gerekiyor mu?
Kapının önündeki tekerlekli şeye kendinden daha fazla para harcıyorsun. Üstelik senin kadar ömrü yok. Yakıtı olmadan kıpırdamıyor. Sen nefesle çalışıyorsun, o petrolle. Bu ne saçmalık? Üstelik sen onu çalıştırdıkça senin alacağın nefes kirleniyor... Aşırı saçma gerçekten!
Bir de her sabah neden bu kadar uzak bir yere gidiyorsun?
Hani zamanın çok değerliydi?
Zamanın çoğu yolda geçti, kalanı da işerken ve uyurken.
Napıyorsun kuzum?
Sonuç: Bir yere gitmen gerekmediğini fark edersin. Bu farkındalık ulaşımı değil, sistemi felç eder.
Ekonomi durur. Çünkü alışveriş, fiyat–etiket ilişkisinin arkasındaki sömürüyü görmezden gelme üzerine kuruludur. Bilinç perdeyi kaldırır. Ucuz ürün artık “avantaj” değildir; birinin emeğinin eksik ödenmiş halidir. İnsan zihni aynı anda hem ahlaki farkındalık hem de tüketim davranışını sürdüremez. O gün alışveriş yapılamaz. Bu bir protesto değildir; psikolojik uyumsuzluktur. Vicdanla karttan tek çekim aynı sepete girmez.
İş yerleri çöker. Zaten gitmedin.
Bir de şu saçma cümleyi fark edersin: “Size dönüyor olacağım.”
Türkçe’de yok, anlamı yok, ruhu yok.
Yüzlerce kez yazılmış, yanlış olmasın a rağmen hem de... kimse dönmemiş. bu ne biçim cümle, varoluş krizi gibi... Dönerken de varım demeye mi çalıştı insanlar?
Modern çalışma hayatı, anlamsız görevlerin anlamlıymış gibi yapılması varsayımıyla yürür. Yoksa çekilmez o saçmalık.
Bilinç “Bu mailin işlevi ne?” diye sorar.
Cevap nettir: “Hiçbir şey, sadece süreç.”
Süreçler sorgulanınca buharlaşır. Toplantılar iptal olmaz; anlamsızlaşır. Kimse rol yapamaz çünkü kimse artık “mış gibi” yapamaz.
Medya çalışamaz. Çünkü medya izleyicinin unutkanlığına güvenir. Bilinç kazanmış toplum unutmaz. Dün söylenenle bugün söylenen arasındaki çelişki fark edilir. Aynı cümlenin içindeki çelişki bile.
Ne anlatsın sana medya?
Zaten onların da bilinci açılmıştır. Pek anlatma hevesleri kalmaz.
Anlatmaya hevesli olanlar çıkar ama şöyle der:
“Algı operasyonlarını 45 yıldır dinliyorsunuz. Dedeniz de dinlemişti.”
Bu fark edilme hali yayını imkânsız kılar. Uzman konuşur ama otoritesi çöker. Çünkü artık herkes otoritedir. Uzman da rahatsız olmaz; çünkü uzmanlık mutlaklık değil, sınırlılık içerir.
Ulan bilinç…
Hani kişisel farkındalık atölyelerine gidiyorduk, neden hiç öğrenmedik bunları? Mum yakmak yetmiyormuş demek. Nefesi yanlış yerden mi aldık acaba?
Siyaset donar. Çünkü siyaset, karmaşık sorunları basit düşmanlara indirgeme sanatıdır. Bilinçli toplum bu indirgemeyi yemez. “Onlar, bunlar, şunlar” diye işaret edilen grupların soyut korku figürleri olduğunu fark eder. Düşman netleşmeyince slogan işlemez. Slogan işlemezse siyaset konuşamaz.
Şimdi ne yapacağız?
Gidip çiçek mi koklayacağız?
Hazır bilinç açıkken etrafa bakmak iyi fikir. Doğaya bakarız. Nasıl da perişan etmişiz. Bu sefer “duyarlı görünmek” için değil, düpedüz “ne hıyarlık etmişiz” demek için.
Sosyal medya etkileşimsizlik rekoru kırar. Ne gürültüymüş ama…
O kedi videosunu beğeneceğine sokaktaki kediye baksaydın.
İlişki tavsiyesi dinleyeceğine adam gibi davransaydın.
Her şey ne kadar sahte, boş ve anlamsız…
İç geçirirsin.
Geçir.
İçin geçti çünkü yıllardır.
Markalar bekler. Kimse gelmez.
Marka da kendini sorgular:
“Ben neden markayım?”
“Ne yaptım?”
“Gerçekten bir işe yarıyor muyum yoksa sadece pahalı bir etiket miyim?”
Cevap gelmez. Stoklar durur, egolar indirime girer.
Aile içinde gerilim çıkar. Çünkü roller çözülür.
“Ben senin iyiliğini istiyorum” cümlesinin aslında bir güç ilişkisi olduğu fark edilir. İyiliğini istediğimiz her şeyin içinde bizim işimize yarayan bir şey vardır.
Ve biri cesurca der ki:
“Yok, seni umursamıyorum. Önce kendimi düşünüyorum.”
Oh be.
Bir rahatlama.
Bu fark ediş kavga yaratmaz; sessizlik yaratır. Sessizlik ise aile için en yıkıcı şeydir. Meğer o kadar da konuşacak bir şey yokmuş.
Bir kadın kocasına bakıp çığlık atar:
“Sen de kimsin?”
Kocası “Burası neresi?” diye bağırarak koşar.
Akşam olur. Toplum yorulur. Bu kadar farkındalık fazla. Sürekli neden–sonuç kurmak, sürekli sorumluluk almak sürdürülebilir değildir. İnsan zihni otomasyon ister. Toplum da. ay lütfen şu sorumluluğu üstümüzden alır mısınız?
Gece bilinç geri çekilir.
Ertesi gün her şey devam eder.
Sabah uyanır, rutinine sarılırsın. İşe gidersin.
Ama hasar kalır.
Bazı sorular bastırılamaz.
Ne kadar az hatırlarsan o kadar iyi.
Ama bir kez görülen şey tamamen unutulmaz.
Hafif farkındalık zihninin bir yerinde kırmızı bir leke gibi kalır.
Ara sıra kaşınır.
Ve insan en çok, kaşıyamadığı yerden delirir.
E ne yapayım delir :)