Biz Şimdi Ne Yaşadık

Biz Şimdi Ne Yaşadık

Biz ne yaşadık ve yaşıyoruz diye arka arkaya sorduğumuz bir kaç yıl geçirdik, bakalım daha kaç yıl daha geçireceğiz. 2026 Nisan’ında ABD ile İran arasında yaşanan kriz, klasik anlamda bir savaş ile klasik anlamda bir diplomasi arasında sıkışmış, ama ikisine de tam olarak uymayan bir güç mücadelesi oldu. Savaştılar ava adı savaş olmadı. Efendim bazı hukuki prensipler yüzündenmiş. Çocuklar öldü, okullar, üniversiteler vuruldu, savaş denmedi yasal olarak. Adı savaş olmayınca da savaş suçu da olmadı. Bir sürü saçmalık arka arkaya sıralandı.

Süreç, Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı açılmazsa (Sanki durup dururken kapanmış gibi, ayrıca tamamen de kapanmadı.) İran’ın altyapısını, enerji ağlarını ve ulaşım damarlarını vuracağı yönündeki büyük tehditleriyle tırmandı; ardından yine Trump’ın, saldırıları iki haftalığına askıya aldığını açıklamasıyla farklı bir evreye girdi. Reuters’a göre bu dönüşüm Pakistan’ın arabuluculuğunda şekillendi; Trump iki haftalık bombardıman duraklamasını kabul etti ve İran’ın 10 maddelik teklifini “müzakereler için uygulanabilir bir temel” olarak niteledi. ama haftalardır başımızı şişiriyor. Bu geçici duraklama, büyük saldırının son anda askıya alınması anlamına geliyor. Elbette bir sürü sebebi var. Ve o “bir sürü sebep” aslında tek bir yere çıkıyor: sınır. Tehdit edebildiğin kadar güçlü değilsin, devam ettirebildiğin kadar güçlüsün.

İran diasporası yine dans ediyor mudur acaba?

Krizin en ilginç tarafı, aynı olayın taraflarca bambaşka dillerde anlatılması. Gerçi Trump artık ne söylese inanılmayacak durumda biri bana göre.Mahallenin delisi gelse daha çok inanabilirim. Neyse... Dışarıya verilen dil kontrollü, teknik ve devlet aklını temsil eden bir ton taşırken; içeride kullanılan dil zafer, moral ve ideolojik üstünlük anlatısı üzerine kurulu. İran Dışişleri Bakanı Seyyed Abbas Araghchi’nin Trump tarafından da paylaşılan kısa açıklaması tam bu ilk kategoriye giriyordu. O metin şöyleydi:

İran İslam Cumhuriyeti adına, bölgede savaşı sona erdirmek için gösterdikleri yorulmak bilmez çabalardan dolayı Pakistan Başbakanı Sayın Şerif’e ve Mareşal Münir’e şükran ve takdirlerimi sunarım. Başbakan Şerif’in tweet’inde yer alan dostane talebine yanıt olarak ve ABD’nin 15 maddelik önerisine dayalı müzakere talebini, ayrıca ABD Başkanı’nın İran’ın 10 maddelik teklifinin genel çerçevesini müzakereler için temel olarak kabul ettiğine dair açıklamasını dikkate alarak, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına şunu beyan ederim: Eğer İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, güçlü Silahlı Kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını durduracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak mümkün olacaktır.

Bu kısa metin, kriz dilinin en rafine örneği. Ne bağıra çağıra zafer ilan ediyor, ne de teslimiyet hissi veriyor. Ana cümle basit: “Bize vurmayı bırakırsanız, biz de dururuz.” Ama asıl kritik bölüm Hürmüz’e dair: geçiş var, fakat İran koordinasyonuyla var. Yani boğaz “açılıyor” gibi görünse de egemenlik duygusu ve denetim mekanizması İran’ın elinde tutuluyor. Reuters ve AP’nin aktardığı çerçeve de bununla uyumlu: iki haftalık ateşkes başladı, Hürmüz’de geçişe izin veriliyor ama bu geçiş İran’ın askeri gözetimi ve koordinasyonu altında yürütülüyor; ayrıca ateşkes kalıcı barış değil, geçici bir duraklama olarak sunuluyor. Yani aslında herkes “ boğaz açıldı” diyor, ama kimse “kontrolü bıraktım” demiyor.

Ne var ki İran’ın kendi tabanına yönelik açıklaması, bu ölçülü metnin tam tersiydi. Orada teknik denge dili değil, zafer anlatısı var. İran iç siyasetine giriş yapıyoruz. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin yayımladığı uzun metin şöyle:

Düşman, İran halkına karşı yürüttüğü korkak, yasa dışı ve suç niteliğindeki savaşta inkâr edilemez, tarihsel ve ezici bir yenilgiye uğramıştır. İslam Devrimi’nin Şehit Lideri’nin pak ve kutsal kanının bereketiyle, Yüce Lider Ayetullah İmam Hamaney’in hikmetli tedbirleriyle ve İslam Devrimi’nin Lideri ve Başkomutanı Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in rehberliğiyle, ayrıca İslam’ın savaşçılarının cephelerdeki mücadelesi ve özellikle siz değerli halkın savaşın ilk günlerinden bu yana gösterdiği tarihî ve kahramanca varlığı sayesinde İran büyük bir zafer elde etmiş ve suçlu Amerika’yı 10 maddelik planını kabul etmeye zorlamıştır. Bu plan kapsamında Amerika, saldırmazlığı garanti etmeyi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devamını, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin kabulünü, tüm birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılmasını, Güvenlik Konseyi ve ilgili kurulların tüm kararlarının sonlandırılmasını, İran’a verilen zararların tazmin edilmesini, ABD güçlerinin bölgeden çekilmesini ve Lübnan’daki İslami Direniş de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın durdurulmasını kabul etmektedir. İran halkını bu zafer dolayısıyla tebrik ediyor ve bu zaferin detayları kesinleşene kadar yetkililerin sağduyulu davranması ve halkın birlik ve dayanışmasını korumasının gerekli olduğunu vurguluyoruz. İran ve Lübnan, Irak, Yemen ve Filistin’deki Direniş güçleri, son 40 gün boyunca düşmana unutulmaz darbeler indirmiştir. İran ve Direniş Ekseni, insanlık adına en vahşi düşmanlara karşı onur ve direnişin temsilcileri olarak, tarihî bir mücadele sonunda onlara unutamayacakları bir ders vermiştir. Düşmanın askeri gücü, tesisleri, altyapısı ve siyasi, ekonomik, teknolojik tüm varlıkları ağır şekilde yok edilmiş; düşman çaresizlik ve çöküş içine sürüklenmiş ve İran halkının iradesine boyun eğmekten başka yol göremez hale gelmiştir. Savaşın ilk gününde düşman, kısa sürede İran’ı tamamen kontrol altına alabileceğini ve siyasi-sosyal istikrarsızlık yaratarak teslim alabileceğini düşünmüştü. İran’ın füze ve drone kapasitesinin hızla etkisiz hale getirileceğine inanmışlardı. Ancak İran’ın sınırları ötesinde güçlü bir karşılık verebileceğini hesaba katmamışlardı. Küresel Siyonizm, ABD başkanını bu savaşın İran’ı sona erdireceğine ikna etmişti. Amaçları İran’ı parçalamak, kaynaklarını yağmalamak ve halkı uzun yıllar kaos içinde bırakmaktı. Ancak İslam’ın savaşçıları ve müttefikleri, bu düşmanlara unutulmaz bir ders vermeye karar verdi ve İran’a karşı saldırı fikrinin bir daha akıllarına gelmeyeceği bir ortam oluşturdu. Bu strateji ve ülke içindeki eşsiz birlik sayesinde İran ve Direniş, Amerika ve İsrail’e karşı tarihin en ağır hibrit savaşlarından birini yürütmüş ve hedeflerine ulaşmıştır. İran ve Direniş, bölgedeki Amerikan askeri gücüne büyük zarar vermiş, düşmanın yıllardır kurduğu altyapıyı ve tesisleri yok etmiş ve işgal altındaki bölgelerde ağır darbeler indirmiştir. Düşman, savaşın başlamasından yaklaşık 10 gün sonra bu savaşı kazanamayacağını anlamış ve çeşitli yollarla İran’la temas kurarak ateşkes talep etmeye başlamıştır. İran halkı bilmelidir ki düşman bir aydan uzun süredir ateşkes için yalvarmaktadır. Ancak İran yönetimi, hedeflere ulaşılmadan savaşın bitmeyeceği kararı doğrultusunda bu talepleri reddetmiştir ve savaş bugün 40. gününe kadar sürmüştür. İran, ABD’nin koyduğu tüm süreleri reddetmiş ve bu tür baskılara önem vermediğini açıkça ortaya koymuştur. Bugün İran halkına müjde veriyoruz: savaş hedeflerinin büyük kısmı gerçekleşmiştir ve düşman tarihî bir yenilgiye sürüklenmiştir. İran, bu kazanımlar tam olarak sağlamlaştırılana kadar mücadeleye devam edecektir ve bölgede yeni bir siyasi ve güvenlik dengesi kurulacaktır. Bu doğrultuda, İran liderliği ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin kararıyla, müzakerelerin detaylarının tamamlanması için görüşmelerin İslamabad’da yapılmasına karar verilmiştir. Bu görüşmeler en fazla 15 gün içinde sonuçlandırılacaktır. İran, düşmanın planlarını reddetmiş ve kendi 10 maddelik planını Pakistan aracılığıyla ABD’ye sunmuştur. Bu plan Hürmüz Boğazı’nın İran kontrolünde geçişle yönetilmesi, ABD’nin bölgeden çekilmesi, yaptırımların kaldırılması, İran’a tazminat ödenmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve anlaşmanın BM kararıyla bağlayıcı hale gelmesi gibi temel maddeleri içermektedir. Pakistan Başbakanı, ABD’nin bu ilkeleri müzakerelerin temeli olarak kabul ettiğini İran’a iletmiştir. Bu nedenle İran, ABD ile İslamabad’da iki haftalık görüşmelere katılacaktır. Ancak bu, savaşın bittiği anlamına gelmez. Savaş ancak tüm detaylar kabul edildiğinde sona erecektir. Görüşmeler 10 Nisan’da başlayacak, iki hafta sürecek ve gerekirse uzatılacaktır. Bu süreçte ulusal birlik korunmalı ve ayrıştırıcı söylemlerden kaçınılmalıdır. Eğer düşmanın sahadaki yenilgisi siyasi bir zafere dönüşürse bu büyük zafer kutlanacaktır. Aksi halde İran tüm talepler karşılanana kadar mücadeleye devam edecektir. Tetikteyiz ve en küçük hataya tam güçle karşılık verilecektir.

Bu iki metin arasındaki fark, krizin belki de en öğretici tarafı. Dışarıya verilen metin, “koşullu durma ve kontrollü geçiş” anlatısı kuruyordu. İçeriye verilen metin ise “düşmanı dize getirdik, şimdi ayrıntıları tamamlıyoruz” diyordu. Aynı olay, biri diplomatik denge, diğeri politik seferberlik diliyle yeniden yazılıyordu. Modern devletler kriz anlarında gerçeği değil, gerçeğin yönetilebilir versiyonunu dağıtır; İran tam olarak bunu yaptı.Gerçek olan şey yaşanır, anlatılan şey yönetilir.

Burada Pakistan’ın rolü göründüğünden daha büyüktü. Reuters’a göre Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Ordu Mareşali Asım Münir, Trump’tan iki haftalık erteleme ve ateşkes için bastırdı; aynı hatta Pakistan, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’la da temas yürüttü. Sonuçta görüşmelerin İslamabad’da planlanması, Pakistan’ın yalnızca mesaj taşıyan değil, sürecin çerçevesine ev sahipliği yapan aktöre dönüştüğünü gösterdi. Bu da Pakistan’a, sahada bedel ödemeden diplomatik ağırlık kazandırdı. İran için Pakistan, tehdit oluşturmayan ve doğrudan nüfuz rekabeti içinde olmadığı bir kanaldı; ABD için ise yönetilebilir ve kullanılabilir bir aracıydı. Bu yüzden Pakistan “en güvenilir” olduğu için değil, “en az tehlikeli” olduğu için öne çıktı. Arabuluculuğun gerçek dünyadaki tanımı çoğu zaman budur.Güçlü olan arabulucu olmaz, riskli olmayan arabulucu olur. Pakistan burada oyunu kurmadı, ama oyunun kurulabileceği tek oda oldu.

İsrail cephesinde ise tablo daha karmaşık. Reuters’a göre İsrail, Trump’ın iki haftalık duraklamasını destekledi ama aynı zamanda ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını özellikle vurguladı. Bu ayrıntı önemlidir: çünkü İsrail süreçte görünmez olmadı, fakat sürecin ana kurucu aktörü de olmadı. Washington ile Tahran doğrudan hatta geçerken, İsrail daha çok destek veren, sınır çizen ve kendi cephelerini ayrı tutan aktör haline geldi. Bu, İsrail’in gücünü kaybettiği anlamına gelmez; ama merkezin bir ölçüde kaydığını gösterir. İsrail artık doğrudan oyun kuran değil, oyunun tonunu Washington üzerinde etkilemeye çalışan aktör. Lobisi harıl harıl. Yani sahada değil, kuliste oynuyor. “Decision maker” değil ama “decision shaper” hâlâ. Özellikle Lübnan’ın ateşkesin dışında tutulduğunu vurgulaması, hem sahadaki hareket alanını koruma hem de İran dosyası ile Hizbullah dosyasını birbirine tam bağlamama isteğini yansıtıyordu. Her yerde gözü var Amerika'nın şımarık çocuğunun. Burada İsrail ve ABD'nin müttefik olması dışında, İsrail'in ABD'ye bağımlı olduğunu da unutmayalım ama iki taraflı. Sevgili olsalar, toksik ilişki. Evlerine gitmezsin o derece.

Trump cephesinde ise mesele yalnızca dış politika değil tabi. Büyük tehditlerin ardından müzakereye razı gelmesi, İran’ın 10 maddesini “işlenebilir zemin” sayması ve son aşamadaki büyük saldırıyı askıya alması, o yüksek perdeli retoriğin de sınırını gösterdi. Bu, tam anlamıyla “chicken out” değildi; çünkü baskı kuruldu, saldırılar yapıldı ve tehdidin ağırlığı hissedildi. Ama yine de şunu gösterdi: ABD’nin hem sahada hem de iç siyasette sınırsız tırmanma kapasitesi yoktu. Çekiverdiler eteğinden aşağıya. “Yok ederim” dediğin yerde duramazsan, o cümle bir daha eskisi kadar güçlü olmaz. Petrol fiyatları, piyasa sarsıntısı, savaş yorgunluğu ve seçmen maliyeti bu sınırı görünür hale getirdi. Ateşkes haberinin ardından petrol fiyatlarının sert düşmesi ve piyasalardaki rahatlama da, dünyanın bu iki haftalık duraklamayı bir barış değil, ama en azından felaketin ertelenmesi olarak okuduğunu gösterdi.

Sonuçta ortaya çıkan şey bir barış değil, iki tarafın da geri adım attığı ama bunu kabul etmediği bir ara evreydi. ABD kendi kamuoyuna “baskı işe yaradı” diyordu. İran kendi halkına “düşmanı çözdük ve planımızı kabul ettirdik” diyordu. Pakistan bu iki anlatı arasında en düşük maliyetle en yüksek diplomatik getiriyi topluyordu. İsrail ise doğrudan merkezde değil, merkezin etrafında baskı kuran ve kendi dosyalarını ayrı tutan aktör olarak pozisyon alıyordu. Kriz bitmedi. Sadece yeni bir dille, yeni bir masada ve herkesin kendi zaferini yazdığı bir formatta devam etmeye başladı.

Kaynakça

Devamını oku

Herkes Bilinebilir Olduğunda Kimse Konuşmaz

Herkes Bilinebilir Olduğunda Kimse Konuşmaz

Modern devletler için en cazip araçlardan biri gözetim değildir; gözetimin mümkün olduğu bilgisidir. Sosyal medyada kimlik doğrulama tartışmaları bu yüzden teknik bir mesele değil, doğrudan güç mimarisi meselesidir. Bir kullanıcıyı anlık olarak izlemek pahalı, zor ve çoğu zaman gereksizdir. Buna karşılık, o kullanıcının gerektiğinde kimliğinin açığa çıkarılabileceğini bilmesi çok daha

Daphne Emiroğlu tarafından
Evlilik Nasıl Yıkılır #6 - Yıkılmadık ama Sallanıyoruz

Evlilik Nasıl Yıkılır #6 - Yıkılmadık ama Sallanıyoruz

Türkiye’de bazı evlilikler bitmez. Sadece sürünür. Sadece Türkiye değil, dünyanın bir çok yerinde sürünen evlilik bulabilirsiniz. Dışarıdan bakınca hâlâ “evli” görünürler; içeride ise çoktan cenaze namazı kılınmış, sadece belediye ölüm belgesini basmamıştır. Ortada aşk yoktur, saygı yoktur, arzu yoktur, güven yoktur. Ama nikâh vardır. Çünkü bu ülkede bazı ilişkiler

Daphne Emiroğlu tarafından