Doğmamış Bebeğin Üzerinden Etkileşim Rehberi: Türk Usulü Baby Shower
Antik dünyada hamilelik ve doğum, tehlikeli bir eşik olarak görülürdü. Anne ve bebek için ölüm riski yüksekti. Bu yüzden Antik Mısır, Yunan ve Roma’da doğum öncesi değil ama doğum sonrası kadınlar bir araya gelir, koruyucu tılsımlar verir, tanrılara adaklar sunardı. Amaç kutlama değil, korumaydı. Nazar, kötü ruh, kader… Hepsi masadaydı. Kadının hamilelik ve doğum gibi zorlu bir süreçten de sonra desteklenmesi ana amaçtı.
Orta Çağ Avrupa’sında tablo daha da sertleşti. Hamilelik mahrem, hatta biraz da “susulması gereken” bir süreçti. Doğumdan sonra yapılan “churching” törenleriyle kadın yeniden topluma kabul edilirdi. Çünkü doğumdan sonra kirli sayılırdı. Kadının kirli sayılmadığı bir alan gösterin bana! Hediyeler yine vardı ama bunlar parti değil, toplumsal onay törenleriydi. Kadın 30-40 gün sosyal ve dini alandan uzak durur, sonra kiliseye gider, papaz dua eder, kadın arındırılır, sonra yine topluma kabul edilirdi.
Tarihsel olarak kadınlar doğumdan sonra “fazla görünür” olmamak için geri çekilirken, bugün doğumdan önce görünürlük zirve yapıyor.
Bir zamanlar beden saklanıyordu, şimdi sahneleniyor. Bu, ilk önce erkeklik baskısına tepkiydi ama şimdi hala bir tepki mi emin değilim...
Kırılma noktası ise 19. yüzyıl. Viktorya dönemiyle birlikte bebeklik romantize edilmeye başlanır. Çocuk artık “küçük iş gücü” değil, duygusal yatırımdır. Aile büyükleri bebek eşyaları verir; ama hâlâ doğumdan sonradır. Çünkü batıl inanç güçlüdür: “Doğmamış bebeğe hediye uğursuzluk getirir.”
Asıl baby shower dediğimiz şey 20. yüzyıl Amerika’sında, özellikle 1940–50’lerde doğar. II. Dünya Savaşı sonrası “baby boom” yaşanır ve orta sınıf büyür, ev içi tüketim artar. Kadınlar evdedir, sosyal çevreleri vardır, markalar pusudadır. Doğum öncesi yapılan bu toplantılar iki iş görür:
- Anneye psikolojik destek
- Aile bütçesini “hediye” yoluyla rahatlatmak
Yani baby shower biraz dayanışma, biraz ekonomik akıl, biraz da pazarlama zekâsıdır. Günümüzde ise baby shower küresel bir fenomene dönüştü. Instagram estetiği, tema renkleri, cinsiyet partileri, hediye listeleri… Ritüel artık sadece bebeği değil, ebeveyn kimliğini de sahneye çıkarıyor. “Bakın biz nasıl anne-baba olacağız” anlatısı. Baby shower kadim bir gelenek değil; eski korkuların, modern tüketimin ve sosyal bağ kurma ihtiyacının hibriti. İnsanlık hâlâ aynı şeyi yapıyor aslında: Belirsizliğe karşı toplanıyor, konuşuyor, hediye veriyor. Sadece tanrılar gitti, balonlar geldi. Bu ritüeli böyle okuyunca, pembe-mavi balonların altında gayet ciddi bir insanlık hikâyesi duruyor.
Baby shower’ın Türkiye’de “birden” akım olması tesadüf değil; algoritmik, sınıfsal ve duygusal bir eş zamanlanma. Tarafsız bir yerden bakınca tablo netleşiyor. Önce tüketim kültürü bağlantısı... Biz severiz tüketimi ve ondan daha fazla sevdiğimiz bir şey var, tükettiğimizi göstermek. Baby shower bugün bir kutlama değil, önceden paketlenmiş bir tüketim senaryosu. Hediye listeleri, temalar, renk kodları, dekor firmaları, fotoğrafçılar, konsept pastalar… Hepsi “henüz doğmamış bir ihtiyaç” üzerinden işliyor. Kapitalizmin en sevdiği alan burasıdır: gelecek kaygısı. Bebek daha ortada yok ama eksik kalma korkusu şimdiden satın alınıyor. “İyi anne” olmak, “hazırlıklı ebeveyn” olmak artık duygusal değil, görsel ve maddi performans. Burada kritik eşik şu: ihtiyaçtan çok temsile para harcanıyor. Bebek gerçekten bu kadar objeye mi ihtiyaç duyuyor, yoksa ebeveynler sosyal olarak “geri kalmamaya” mı çalışıyor? Cevap ikinciye daha yakın. Baby shower bu yüzden masum bir kutlamadan çok, statü bildirimi haline geliyor.
Bu akım neden son yıllarda ve neden bu hızda yayıldı?
Birincisi: Instagramlaşma. Türkiye’de orta sınıf uzun süredir ekonomik olarak sıkışık ama sembolik olarak görünür olmak istiyor. Ev alınamıyor, gelecek belirsiz, ama bir baby shower yapılabiliyor. Yani büyük statüler yerine mikro vitrinler devreye giriyor. Doğum günü, nişan, cinsiyet partisi, baby shower… Hepsi “hayat yolunda” hissi veren küçük sahneler.
İkincisi: Batılılık performansı. Baby shower Türkiye’de sadece bir kutlama değil, “biz de oradayız” deme biçimi. Modern, şehirli, global kültüre entegre aile imgesi. Ve fakat alakası olmadığını biliyoruz bunun. Baby Shower ilk hangi yıl yapıldı dese bilmez... Bu yüzden özellikle büyük şehirlerde, belli sosyo-ekonomik çevrelerde hızla yayılıyor. Akım yukarıdan aşağı sızıyor; sonra “herkes yapıyor” algısıyla normalize oluyor.
Üçüncüsü: annelik üzerindeki yeni baskı. Geleneksel toplumda annelik fedakârlıkla ölçülürdü; şimdi hazırlıkla, planlamayla, estetikle ölçülüyor. Baby shower yapmayan kadın “eksik”, “özensiz” ya da “umursamaz” gibi algılanabiliyor. Yani bu ritüel, kadınlara yeni bir görünmez görev daha ekliyor: güzel kutlamak. Baby Shower yapabilen bir anne... Bir sınıf sahnelenmesi...
Baby shower, dayanışma ritüeli olmaktan çıkıp rekabetçi bir gösteriye dönüşüyor. Kim daha yaratıcı, kim daha şık, kim daha çok ilgi topladı? Sosyal medya bunu bir yarış pistine çeviriyor. Algoritma duyguyu değil, görüntüyü ödüllendiriyor. Bir de Türkiye’ye özgü ironik bir katman var: Ekonomik kriz, doğurganlık kaygısı, gelecek belirsizliği artarken; tam da bu yüzden bebek üzerinden kontrollü mutluluk alanları yaratılıyor. Büyük sistem çökerken, küçük balonlar şişiriliyor. Bu bir kaçış biçimi.
Baby shower’ın kendisi sorun değil. Sorun, bunun zorunluymuş gibi pazarlanması, sınıfsal baskı yaratması ve anneliği bir vitrin performansına dönüştürmesi. Dayanışma varsa kıymetli; ama gösteri, borç, stres ve kıyaslama üretiyorsa orada durup düşünmek gerekir.
Yani mesele balon değil. Mesele, o balonların hangi boşluğu doldurmaya çalıştığı.
Türkiye'de bir karmaşa da var bu konuda. Cinsiyet partisi ve Baby Shower kavram karmaşası... Bu tören içselleştirilmediği için oluyor aslında... Cinsiyet partilerinin baby shower adı altında sunulduğunu görmüşsünüzdür. Türkiye'de bu şekilde olmasının bazı sebepleri var elbette. Ancak eminim ki organizasyon firmaları ikisini ayrı ayrı yapmak istiyordur.
Türkiye’de olay bebeğin ihtiyaçları etrafında şekillenmiyor, cinsiyet etrafında şekilleniyor.
Bu ne demek?
Batı’daki baby shower’ın çıkışında pratik bir mantık vardı: anneye destek, temel ihtiyaçlar, paylaşım. Türkiye’de ise bu ritüel, doğumdan önce şu soruya kilitleniyor:
“Erkek mi kız mı?”
Ve bu soru masum bir meraktan çok, toplumsal kodların tetikleyicisi. Cinsiyet partisi burada sadece bir anons değil; renk, rol ve beklenti dağıtımı.
Pembe–mavi ayrımı daha bebek ortada yokken başlıyor. Kızsa zarafet, oğlansa güç. Pasta kesiliyor ama aslında gelecek senaryosu dilimleniyor. Baby Shower neyse de cinsiyet partisi oldukça ürkütücü aslında bu gözle bakıldığında...
Neden Türkiye’de bu daha baskın?
Birincisi: Toplumsal cinsiyet yükü çok erken başlıyor.
Türkiye’de çocuk “birey” olmadan önce kız ya da erkek. Bu yüzden kutlama da kimlik üzerinden yapılıyor, ihtiyaç üzerinden değil. Baby shower geri planda kalıyor, cinsiyet partisi öne çıkıyor.
İkincisi: Görsel sadelik değil, dramatik an seviliyor.
Kutudan balon fışkırması, pastanın içinden renk çıkması, konfeti patlaması… Bunlar Instagram için ideal “an”. Baby shower daha sakin, cinsiyet partisi daha viral. Algoritma hangisini sever? Tabii ki patlamayı.
Üçüncüsü: Aile büyüklerini dahil etme stratejisi.
Türkiye’de baby shower “fazla Batılı” bulunabiliyor. Ama cinsiyet partisi daha kolay kabul görüyor çünkü aile için de anlamlı: soy, devam, torun anlatısı. Özellikle erkek çocuk vurgusu hâlâ gizli bir hiyerarşi taşıyor.
Bu yüzden pratikte şunu görüyoruz:
– Bir parti yapılıyor
– Adı bazen baby shower deniyor
– Ama merkezinde hediye değil, cinsiyet açıklaması var
Yani ritüel isim değiştiriyor ama içerik o topluma göre yerelleşiyor. Sonra da ataerkil düzene karşı başkaldırı falan gibi yalandan şeyler yapılıyor.
Türkiye’de bu akım, tüketim kültüründen çok toplumsal cinsiyet gösterisine yaslanıyor. Bebek henüz doğmadan, bedenine ve rolüne anlam yükleniyor. Üstelik bu yük balonlarla kamufle ediliyor.
Sonuçta ortaya çıkan şey şu:
Dayanışmadan çok temsil,
ihtiyaçtan çok imaj,
hazırlıktan çok sahne.
Baby shower mı, cinsiyet partisi mi tartışması aslında şunu soruyor:
“Biz bebeği mi kutluyoruz, yoksa kendimizi mi?”
Türkiye’de cevap çoğu zaman ikincisi oluyor.