Geyikleri Anladınız ama Yanlış Anladınız.

Geyikleri Anladınız ama Yanlış Anladınız.

Christmas’ın sembollerini anlatırken pek çoğunun izini sürdük; çam ağacının pagan kökenlerine indik, ışığın dönüşünü konuştuk, elbette konuşmadık, ben yazıyorum siz belki okuyorsunuz belki yarım bırakıyorsunuz. Ben burada Defne ve içimdeki Defnelerle konuşuyorum. Renklerin ve süslerin ritüel anlamlarını açtık. Elimizde aslında gayet kapsamlı bir “kış kültürü ansiklopedisi” var. Kendimi övdüm :) Bu yüzden bu son bölümde artık geçmişte söylediklerimizi tekrarlamaya gerek yok. Şimdi sadece iki sembolün —çan ve geyik— bilinçaltındaki yerlerine bakalım; ardından Christmas’ın hem karanlık hem de komik yüzünü ortaya koyalım. Çünkü Christmas yalnızca tarçın kokuları, romantik filmler ve kırmızı ışıklar değildir; içinde yaramazlık, korku kültürü, mizahi karanlık ve insanlığın tuhaf ritüelleri de vardır.

Çan, eski toplumlarda yalnızca bir müzik aleti değil, bir sınır çizgisiydi. Sesle mekânı temizler, sesiyle görünmeyeni dağıtırdı. Modern Christmas’ta duyduğumuz çan melodileri, aslında kış gecesinin bilinçaltındaki karanlığa karşı kullanılan bir frekansın evcilleşmiş hâlidir. Eski Avrupa'da çan sesi hava temizleyici gibi düşünülürdü: kötü ruhlar, hastalık, uğursuzluk ve kış depresyonu çanla uzaklaştırılırdı. Bugün neşeli “jingle bells” melodisiyle duyduğumuz şey, eski insanların titreşimli bir savunma sistemi olarak kullandığı bir ritüelin içimize işleyen yankısıdır. Çan sesi, karanlığa atılan bir küçük ateştir; sesle dışarıdaki bilinmeyeni dağıtma çabasıdır.Bir sır vereyim, eve girdiğim zaman sehanın üzerinde duran çanı çalıyorum; "Huu huu ben geldim" diye sesleniyorum. Hani eve birileri yuvalandıysa dağılsınlar diye. Bunu kendime komiklikler kapsamında yapıyordum ama kolektif bilinç bana da yuvalanmış aslında... Kötü ruhları kovalıyorum aslında ama pek güvendiğim bilincimin bundan haberi yok, o mizah yapıyor zannediyor.

Şimdi gelelim geyiğe...

Geyik ise Christmas’ın en “yanlış anlaşılan” sembollerinden biridir. Modern dünyada sevimli, kırmızı burunlu, masum bir karakter olarak çizilen geyik, eski toplumlarda çok daha karmaşık ve büyülü bir hayvandı. Geyiğin mevsimsel olarak boynuz değişimi, “ölüm ve yeniden doğuşun bedensel hali” olarak algılanırdı. Bu yüzden geyik, kapı bekçiliği ve ruh rehberliği gibi önemli sembolik roller taşırdı. Noel Baba’nın yolculuğunu geyiklere yaptırması tamamen modern bir masal olabilir, ama geyik seçimi rastgele değildir. Tarihte geyiğin insanla dünya arasında aracılık yapan varlık olarak görülmesi, onu Christmas mitolojisinin doğal parçası hâline getirir. Bugün geyikleri sevimli çizgi filmlerle izlerken aslında çok eski bir kozmolojinin paltosunu giymiş bir hayvana bakıyoruz.

Bu iki sembol, Christmas’ın parlak tarafının altında yatan daha derin bir bilinçaltı hikâyesine açılan kapılardır. Ancak Christmas’ın karanlık tarafı burada bitmez. Christmas, her zaman sıcaklık ve neşe üretmemiştir; aksine bazı dönemlerde korku, yasak, baskı ve sosyal kontrol aracı olarak da kullanılmıştır. Aydınlık ve karanlık Christmas’ın içinde birbirine görünmez iplerle bağlı iki ayrı sahnedir.

Christmas’ın karanlık yüzü en çok eski Avrupa’daki “cezalandırıcı figürlerde” kendini gösterir. Noel Baba’nın hediyeler getiren iyi adam olması modern bir fikirdir; önceki yüzyıllarda Noel Baba’nın yanına mutlaka kötü bir karakter eklenirdi: yaramaz çocukları döven, kaçıran veya korkutan bir figür. Bu, toplumlarda çocuk disiplini yaratmanın en doğrudan yollarından biriydi. “İyi ol, yoksa Krampus gelir” cümlesi Avrupa’nın pek çok bölgesinde gerçek bir tehdit unsuruydu. Noel Baba’nın ışıklı tarafıyla Krampus’un karanlık yüzü —yani ödül ve ceza— aynı ritüelin iki ucuydu. Modern Disney estetiğinde tüm bu karanlık taraflar temizlendi ama kökleri hâlâ dipte durur. Disney de az değil bak...

Christmas’ın karanlık yüzünün başka bir katmanı, orta çağ Avrupa’sında uzun süre yasaklanmış olmasıdır. Evet, bugün Noel’i yılın en büyük şenliği gibi gören kültürler, bir dönem bu kutlamayı yasadışı hale getirmişti. Neden? Çünkü Christmas aşırı eğlence, sarhoşluk, kuralsızlık ve sosyal normların gevşemesiyle ilişkilendiriliyordu. 1600’lerde İngiltere’deki Püriten yöneticiler Christmas kutlamalarını “ahlaksızlık kaynağı” olarak görüp yasakladı. Amerika kolonilerinde Noel kutlayanlara para cezası verilirdi. Yani Christmas bir dönem “devlet tarafından tehlikeli görülen ritüel” kategorisindeydi.

Kışın ortasında içki içen, dans eden, kendinden geçen halk ritüelleri otorite için her zaman riskliydi; çünkü kış depresyonunun kolektif neşeye dönüşmesi, kontrol edilemeyen bir toplumsal enerji üretirdi. Bugün bile bazı Christmas gelenekleri eski kaotik enerji kalıntılarını taşıyor. Mesela İngiltere’nin “Boxing Day” geleneğinde insanlar birbirine hediye verirken, bazı bölgelerde eski zamanlarda o gün yumruklaşma turnuvaları yapıldığı bilinir. Bugünkü adı Boxing Day ama kökeni gerçekten “boks yapılan gün”dür. Bu da Christmas’ın sadece tatlı bir mevsim olmadığını; insan ruhunun hem aydınlık hem karanlık enerjilerini taşıdığını gösterir.

Christmas aynı zamanda mizahla iç içe geçmiş bir ritüeldir. Çünkü kış soğuğu, yıl sonu depresyonu, aile içi gerilimler, ekonomik stres ve "yeni yıl beklentisi" gibi faktörler ancak mizahla taşınabilir hâle gelir. Christmas filmlerinde gördüğümüz absürtlük —devasa hindinin yanması, yanlışlıkla bütün aileyi tatile göndermek, sevdiklerine ulaşamamak, elektriklerin kesilmesi— tümü Christmas’ın gerçek hayatla temas eden mizahından beslenir. Karanlık ve komik Christmas’ın en doğal ikilisidir; biri olmadan diğerinin etkisi tam olmaz.

Modern dünyada ise Christmas’ın ironik tarafı daha görünür hâle geldi: insanların “mükemmel bir tatil geçiriyormuş gibi davranma” baskısı. Sosyal medya Christmas’ı parıltılı ama yorucu bir iletişim mevsimine dönüştürdü: herkes süslü ağacını, mükemmel masalarını, romantik anlarını paylaşmak zorunda hissediyor. Alt metni ise “ben iyi görünmeliyim, çünkü Christmas’ın ruhu budur.” Bu durum Christmas’ın karanlık tarafına modern bir katman ekler: performans baskısı. Gelsin storyler... İçten içe mutsuz olan ama dışarıdan neşeli poz veren insanlar Christmas mevsiminin psikolojik yükünü taşır. Bu da sevgiyi, hediyeyi ve ritüeli bir performans malzemesine dönüştürür.

Ama Christmas’ın en güzel mizahi tarafı, bütün bu karmaşanın içinde insanların hâlâ “küçük bir mucize” beklemesidir. Kıyamam şu insanlığa... Filmler, şarkılar, reklamlar, süslemeler… hepsi kışın ortasında umut yaratmak için birbirine eklenmiş parçalar gibidir. Christmas’ın mizahı da tam buradan doğar: insanlar bir yandan yılın en stresli dönemini geçirirken, bir yandan da mucize beklentisinden vazgeçmez. Bu gerilim komik olduğu kadar insancıldır.

Christmas’ın sembollerine baktığımızda çan sesi karanlığı dağıtmak için çalar; geyik yeniden doğuşu taşır; karanlık figürler disiplinin gölgesidir; mizah ise tüm bu yükü taşımanın hafif yoludur. Christmas bu yüzden bir kültürel melezdir: aydınlık ve karanlık, kutsal ve komik, eski ve modern, mizah ve korku aynı masaya oturur. İnsanlık bunu binlerce yıldır böyle taşır. Ve işte böylece Christmas evreninin sonuna geliyoruz: ışıklar, ritüeller, mitler, semboller, korkular, kahkahalar, filmler, şarkılar, yemekler ve kapitalizmle süslenmiş büyük bir kültürel kolaj. Christmas’ı anlamanın yolu onun içindeki dualiteyi kabul etmektir: hem umut hem karanlık, hem ciddiyet hem mizah, hem gelenek hem tüketim, hem insanın zaafları hem insanın direnci.

Bu seri boyunca bütün bu katmanları açtık.
Şimdi kapanış cümlesi Christmas’ın doğasını en temiz hâliyle söylesin:

Kışın en karanlık zamanında bile insanlık ışığı icat eder — gerisi süsleme işidir. Süslenmiş çam ağaçlarına saldırmayın çünkü onlar sizden, soyunuzdan, sizin dinlerinizden, fikirlerinden daha eski... İnsanlığın tarihine saldırmak, kendine saldırmaktır bir yandan da... Bunu yapmazsın öyle değil mi?

Read more

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır, çünkü sorunu bireyin içine hapseder; yanıltıcıdır, çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi

By Daphne Emiroğlu