Hiç bir Zaman Tek Başına Olmayan : Epstein - II

Hiç bir Zaman Tek Başına Olmayan : Epstein - II

Mağdur kimdir, kim sayılmaz?

Bu soru hukuki değil, derinlemesine sosyolojiktir. Modern toplumlarda (Artık modern toplum derken neyi kastettiğimizi bile bilmiyorum) mağduriyet, yalnızca yaşananla değil; kimin başına geldiğiyle tanınır. Epstein dosyası bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya serer: Her çocuk mağdurdur ama her çocuk eşit derecede mağdur kabul edilmez.

Jeffrey Epstein davasında mağdurların profili neredeyse tek tiptir: genç, yoksul, çoğu zaman parçalanmış ailelerden gelen, bazıları göçmen ya da sistem dışı kabul edilen kız çocukları. Bu ortaklık tesadüf değildir. Çünkü istismar, yalnızca cinsel bir suç değil; sınıfsal bir seçimdir. Güçlü fail, kendisine en az direnç gösterecek, en az ciddiye alınacak, sesi en kolay bastırılacak bedenleri seçer. Çocukluk burada biyolojik bir durumdan çok sosyal bir kırılganlık alanı hâline gelir. Toplumun “inanılırlık” kriterleri tam bu noktada devreye girer. Bir mağdurun dinlenip dinlenmeyeceği; yaşadıklarıyla değil, konuşma biçimiyle, ailesinin konumuyla, eğitim seviyesiyle, hatta ağlama şekliyle ölçülür. Epstein dosyasında defalarca gördüğümüz şey şudur: Aynı anlatı, farklı bir sınıftan gelse “travma”, alt sınıftan geldiğinde “hikâye” olur. Mağdurun yaşı küçüldükçe korunması artmaz; tam tersine, sözü daha kolay geçersizleştirilir. “Yanlış anlamış olabilir”, “manipüle edilmiş olabilir”, “ailesi yönlendirmiştir” cümleleri bu geçersizleştirmenin standart repertuarıdır. Üst sınıf ailelerden para koparmaya çalışan alt sınıf aileler suçlamasını herhalde hepimiz yeterince gördük, izledik şu gezegende... Bu gerçek olabilir de ama olmayabilir de, fakat üst sınıf suçlandığında alt sınıfın gerçekliği genellikle zor kabul edilir durumda kalır.

Uyruk meselesi bu tabloyu daha da karartır. Epstein ağında farklı ülkelerden, farklı dillerden gelen çocukların bulunması yalnızca uluslararası bir suç şebekesine işaret etmez; aynı zamanda küresel eşitsizliğin nasıl bir istismar zeminine dönüştüğünü gösterir. Dil bilmeyen, ülkesi tarafından takip edilmeyen, hukuki korumaya erişimi olmayan çocuklar, adeta “görünmez mağdurlar” kategorisine itilir. Burada çocuk bedeni, küresel piyasada dolaşan bir meta gibi ele alınır: ucuza bulunur, sessizdir, iz bırakmaz.

Bir diğer kritik mesele yaşın kendisidir. Çocuk istismarı söz konusu olduğunda bile toplum yaşa göre bir hiyerarşi kurar. “Çok küçükse” korunur, “ergenliğe yaklaşmışsa” şüpheyle bakılır. Epstein dosyasında sıkça karşımıza çıkan bu gri alan, mağduriyetin ahlaki değil, estetik ve kültürel ölçütlerle değerlendirildiğini gösterir. Çocukluk, masumiyetle özdeşleştirildiği sürece korunur; masumiyet algısı zedelendiğinde ise çocuk hızla “sorgulanabilir” bir figüre dönüşür. Bunu herkes kendi ülkesinde çocuğa karşı işlenen cinsel suçlarda sıklıkla görmüştür: "Erkeklerle mesajlaşıyordu" "Rızası vardı" "Kendi istedi" "Flörtü vardı"... Ergenlik çağındaki çocuklar için yapılan bu itibarsızlaştırma ile yetişkin erkeklerin itibarı korunur.

Bu seçicilik yalnızca bireysel önyargıların ürünü değildir; kurumsaldır. Polis raporlarında, savcılık değerlendirmelerinde, medya dilinde sistematik olarak yeniden üretilir. Epstein davasında bazı mağdurların yıllarca ifade vermesine rağmen dosyaların ilerlememesi, “kanıt yetersizliği”nden çok mağdur yetersizliği algısıyla ilgilidir. Sistem, kimin acısının işlemeye değer olduğuna karar verir. Sonuçta ortaya şu tablo çıkar: Epstein modeli, yalnızca suçluyu değil; kabul edilebilir mağduru da üretir. Bu yüzden bu dosyada asıl rahatsız edici soru şudur:
Bu çocuklar korunmadıysa, bu bir başarısızlık mıydı; yoksa sistemin sessizce verdiği bir karar mı?

Bir sonraki adımda bu sessizliğin nasıl gürültülü bir şova dönüştüğüne bakalım:
Ahlaki panik, medya ve gerçek adalet arasındaki uçurum.

Read more

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır, çünkü sorunu bireyin içine hapseder; yanıltıcıdır, çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi

By Daphne Emiroğlu