Hiç bir Zaman Tek Başına Olmayan : Epstein - IV
Epstein’dan sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etmek
Bu bir unutma hali değil; aktif bir toplumsal beceridir. Toplumlar bazı dosyaları kapatmaz, hazmeder. Hazmetmek, gerçeği inkâr etmek değildir; gerçeği zararsız hâle getirmektir. Epstein dosyasının başına gelen tam olarak budur. Çözülemediği için değil, fazla rahatsız edici olduğu için sindirilmiştir. Jeffrey Epstein vakası ilk patladığında yarattığı etki, bir skandalın ötesindeydi. Çünkü bu dosya yalnızca bir suçluyu değil, bir yaşam tarzını, bir sınıfı, bir sessizlik rejimini ifşa ediyordu. Tam da bu nedenle sürdürülebilir değildi. Toplumlar, kendilerine çok fazla ayna tutan hikâyeleri uzun süre taşıyamaz. Bir noktadan sonra refleks devreye girer: Konu ağırlaşır, ayrıntılar yorucu olur, isimler karışır. “Her şey çok karışık” cümlesi, kolektif geri çekilmenin ilk işaretidir. Şimdi medyada duyurulan suç dosyalarının bir kısmını hatırlayın...Çokça hatırlayacağınızdan eminim. Medya bunu sıklıkla yapar. "O adam bunu yaparken, diğer adam da şunu yapmış ama diğer yandan bilmem kimin eltisi ile, bilmem kimin gelini de bir yerlerde şunu yapıyormuş ve sonra hepsi aslında bilmem ne başkanının karısının annesinin evinde buluşmuşlar, aaa bir bakmışlar orada zamazingo ekibi de varmış" O suç dosyaları karmaşık şekilde sunulur... İnsan zihni bu karmaşayı kaldıramaz, ayrıca ana fikirden uzaklaşır bir magazin haberine döner. Bir kaç kişiye lanet okunur. Sonra toplum bırakır dosyayı: "Bıktık artık" der... Zaten bıkması için bu yapılmaktadır tüm bunlar.
Bu geri çekilme genellikle “komplo” kelimesiyle meşrulaştırılır. Epstein dosyası çözülemedikçe, kamuoyunda iki uç oluşur: Her şeyi abartanlar ve her şeyi küçümseyenler. Bu ikisi birbirinin zıddı gibi görünür ama aynı işlevi görür. Aşırı anlatılar, dosyayı ciddiyetsizleştirir; aşırı inkâr ise anlamsızlaştırır. Sonuçta dosya, tartışılabilir ama ilerletilemez bir hâle gelir. Toplum da rahatlar. Çünkü artık “aklı başında insanlar” bu konuyla uğraşmıyordur.
Bir diğer mekanizma, mağdur yorgunluğudur. Sürekli benzer hikâyeler duymak, empatiyi artırmaz; aksine köreltir. Medya aynı istismar anlatılarını dolaşıma soktukça, toplumda bir tür duygusal doygunluk oluşur. Medya her zaman toplum yararına değildir, duyarsızlaştırma aracı olarak da iş görür. Acı, tekrar ettikçe sıradanlaşır. Epstein dosyasında bu özellikle belirgindir. Mağdurların anlatıları bir noktadan sonra “birbirine benzeyen içerikler” gibi algılanmaya başladı. Bu algı, suçun büyüklüğünü değil; toplumsal duyarsızlığın eşiğini gösterdi bize.
Burada kritik bir psikolojik savunma da devreye girer: normalleşme. “Dünyada böyle şeyler var” cümlesi, masum bir gerçekçilik gibi görünür ama aslında güçlü bir teslimiyettir. Bu cümleyle birlikte suç, mücadele edilmesi gereken bir yapı olmaktan çıkar; hayatın kaçınılmaz karanlıklarından biri gibi kabul edilir. Epstein dosyası bu noktada tarihsel bir an olmaktan çıkar, sıradan bir “kötü hikâye”ye dönüşür. Ve sıradan olan, değiştirilmeye değmez. Evinde oturan sade vatandaş kendini bu karanlığa teslim ettiğini anlasa bunu demez ama, gel gör ki anlayamaz...
Toplumun devam etme arzusu, burada adalet talebinin önüne geçer. Çünkü gerçek bir yüzleşme, yalnızca suçluların değil; seyircilerin de konumunu sarsar. Kimler sustu, kimler şüphelendi ama konuşmadı, kimler “beni ilgilendirmiyor” dedi? Epstein dosyası bu soruları sorduğu anda tehlikeli hâle gelir. Bu yüzden cevaplanmak yerine unutulması tercih edilir. Bu unutma, pasif değildir. Kurumlar dosyayı kapatır, medya gündemi değiştirir, akademi temkinli suskunluk üretir, kamuoyu başka skandallara yönelir. Hepsi birlikte şunu yapar: Zamanı çalıştırır. Zaman, bu tür dosyaların en etkili çözücüsüdür. Delilleri değil, öfkeyi aşındırır. Öfke gidince talep de gider.
Sonuçta Epstein’dan sonra dünya değişmedi. Çünkü değişmesi için yalnızca bir suçlunun değil, bir toplumsal konfor alanının yıkılması gerekiyordu. O konfor alanı yıkılmadı. Aksine, dosya sayesinde yeniden tahkim edildi: “Bakın, ne kadar korkunçtu” denildi ve hayat kaldığı yerden devam etti. Kimse dünyanın bir çok ülkesinden Epstein kaynağına taşınan çocukları araştırmadı. Lafını bile etmedi.
En rahatsız edici sonucu şu olabilir:
Epstein dosyası bir istisna değildi.
Bu dosya, toplumların hangi suçlarla yaşamayı seçtiğinin açık bir beyanıydı. Tek bir dosya ile dünyanın her yerine yayılmış bir ağı kabullendi.
Bu dosya bize çocukları değil de kendimizi anlattığı için mi bu kadar hızlı kapatıldı?