James Small: Unvansız Bir Hoca ve Batı Medeniyetiyle Kavga
James Small, akademik dünyada sık rastlanan türden bir figür değildi. Ne bir üniversite kürsüsü vardı ne de resmî bir “Prof. Dr.” unvanı. Ama tam da bu yüzden, söylediği her şey üniversite duvarlarının dışına taştı. James Small bir akademisyen olmaktan çok, bir bilinç eğitmeni, bir entelektüel aktivist ve Afro-merkezci düşüncenin sert bir yorumcusuydu.
Small’ın temel derdi, Batı medeniyetinin kendini nasıl anlattığıydı. Roma, Yunan, Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi… Ona göre bunlar insanlığın “ilerleme destanı” değil; şiddetin, fetih kültürünün ve sömürünün normalize edildiği anlatılardı. Batı tarihi, Small’a göre, kendini evrensel akıl, özgürlük ve medeniyet olarak sunarken; gerçekte savaş, gasp ve kültürel silme üzerine kuruluydu.
James Small’ın en çok tepki çeken iddialarından biri, Roma ve Antik Yunan’ın “yaratıcı uygarlıklar” olmaktan çok, askerî ve kültürel toplayıcılar olduğu fikriydi. Bu medeniyetlerin yükselişi, felsefi bir aydınlanmadan ziyade, fetihlerle mümkün olmuştu. Mısır’dan matematik ve mimari, Mezopotamya’dan hukuk ve astroloji, Afrika’dan semboller ve ritüeller alındı; kaynaklar silindi, hikâye yeniden yazıldı. Small’ın hedefi “Yunan filozofları küçümsemek” değildi. Asıl mesele şuydu:
Kazananlar tarihi yazar, kaybedenler dipnot olur.
Ve Batı tarihi, kendi kökenlerini çoğu zaman bu dipnotların üzerine inşa etti.
“Fransız İhtilali’ni bir daha okusun” diye bir itiraz gördüm sosyal medyada. Okuyamaz çünkü James Small hayatta değil. Zaten bu itiraz Small’ın tezlerini zayıflatmak yerine güçlendirir. Çünkü Fransız İhtilali, romantik bir halk uyanışı değil, devletin yeniden kurulma sürecinde şiddetin merkezî rol oynadığı bir kırılmadır. Bastille silahla düşer, Jakobenler özgürlük adına kitlesel infazlar yapar, giyotin adaletin sembolüne dönüşür. Fransız İhtilalini romantik bir broşür gibi okursan ihtilalden sonra Fransa'nın cennete uyandığını düşünebilirsin ama gerçeği öyle değil.İhtilalin hemen ardından Napolyon sahneye çıkar ve “halk egemenliği” Avrupa çapında savaşlara evrilir. Small için bu tesadüf değildir:
Batı’da devlet, çoğu zaman şiddetle kurulur ve şiddetle meşrulaştırılır.
Sanayi Devrimini Batı'nın büyük başarısı olarak görenler de Small'a sıklıkla karşı çıkarlar. Buhar makineleri, fabrikalar ve teknoloji… Ama bu ilerlemenin yakıtı nereden gelmiştir? Kolonilerden. Pamuk Hindistan’dan, madenler Afrika’dan, iş gücü kölelikten ve çocuk emeğinden. Sanayi Devrimi, savaşı ve sömürüyü ortadan kaldırmamış; daha verimli hâle getirmiştir. Daha hızlı silah üretimi, daha büyük ordular, daha geniş lojistik ağlar… Birinci Dünya Savaşı, bu sürecin kazası değil, mantıksal sonucudur.

Sosyal medyada Afika kabileleri de savaşıyordu kardeşim!" diye çığlıklarla yükselen Small eleştirisine de bakalım... Bu argüman, onun söylediği şeyi ıskalıyor. Kabile çatışmalarıyla imparatorluk savaşları aynı şey değildir. Biri hayatta kalma, diğeri genişleme, birikim ve tahakküm mantığıyla yürür. Small biyolojik ya da ırksal bir iddia kurmaz; hedefi kültürel mitolojidir. Yani sorun “Batı insanı kötüdür” değil; şiddetin medeniyetin doğal motoru gibi anlatılmasıdır.
James Small’ın videolarında sıkça “Professor” ibaresi kullanılır. Bu, resmî bir akademik unvan değildir. ABD’de ve özellikle Afro-merkezci çevrelerde “professor” kelimesi bazen bir saygı ve öğreticilik unvanı olarak kullanılır. Ancak bu ayrım yapılmadığında tartışma hızla içeriğin kendisinden kopar, “unvan” kavgasına dönüşür. Oysa Small’ın bizzat hedef aldığı şey tam da budur:
Bilginin kartvizitle ölçülmesi.
James Small şunu çok net yapar:
- Avrupa’nın güçlenmesini
- modern devletin ortaya çıkışını
- sömürgecilik, köle ticareti, savaş ekonomisi
- Batı’nın “ilerleme” anlatısını
tek bir zihinsel hat üzerinde anlatır.
Bu hatta:
Roma → Yunan miti → Hristiyanlık → imparatorluk → sömürgecilik → modern Batı
Sanayi Devrimi ise bu zincirin teknolojik hızlandırıcısı olarak arada durur.
Bunu bazen açık açık “industrial era” diye söyler, bazen de hiç isim vermeden etkisini tarif eder:
– kitlesel üretim
– silahlanmanın hızlanması
– sömürge hammaddesine bağımlılık
– Afrika’nın ve Karayipler’in yağmalanması
Yani:
kavramı her zaman adlandırmaz ama sonucu anlatır.
James Small Ocak 2023’te hayatını kaybetti. Medyada büyük bir başlık olmadı ama fikirleri hâlâ dolaşımda. Çünkü o, insanları rahatlatan değil, rahatsız eden bir şey yapıyordu. Tarihi öğretmekten çok, tarihle kavga ettiriyordu. Onu sevmek zorunda değilsiniz. Katılmak zorunda da değilsiniz. Ama onu “saçma”, “cahil” ya da “unvansız” diye geçiştirmek, tartışmayı kestirme yoldan kapatmaktır.
James Small’ın asıl mirası şudur:
Hangi medeniyet hikâyesini neden kutsallaştırdığımızı sormak.
Ve bu soru, unvandan çok daha ağırdır.