Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?
Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır, çünkü sorunu bireyin içine hapseder; yanıltıcıdır, çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi değil, beynin ödül sistemiyle, belirsizlikle ve stresle kurduğu ilişkinin sonucudur. Bu yüzden “kimler kumar oynar” sorusu yetersizdir. Asıl soru şu olmalı bence: Hangi zihinler, hangi koşullarda kumarı bir çıkış yolu gibi algılar?
Kumar bağımlılığı hazla başlıyor gibi görünse de, özünde bir öğrenme süreci. Kumar oynayarak ne öğrenilebilir?Elbette, hayırlı şeyler öğrenilmez. Beynin ödül sistemi, özellikle öngörülemeyen ödüllere karşı aşırı hassastır. Kumar tam olarak bunu sunar. Her seferinde kazanmazsın ama ne zaman kazanacağını da bilemezsin. Bu belirsizlik, beynin dopamin salınımını artırır. İlginç olan şudur: Beyin en yüksek dopamini büyük kazançlarda değil, “olmak üzereyken” yaşar. Neredeyse kazanmak, gerçekten kazanmaktan daha uyarıcıdır. İki sembol yan yana gelir, üçüncüsü kaçtığında beyin “doğru yoldayım” diye sinyal verir. Bu yüzden kumar bağımlılığı geliştikçe kazanma hazzı azalır ama oynama dürtüsü artar. Kişi artık parayı değil, o bekleme anını, o ihtimali, o “az kaldı” hissini kovalar. Dopaminden çektiğinizi şikayet ettiğiniz eski sevgilinizden çekmediniz. Muhtemelen ondan çektiğinizi sandığınız şey de şu dopamin yüzünden oldu.
Bu döngü herkeste aynı hızla kurulmaz. Bazı zihinler bu mekanizmaya daha açıktır. Bunların başında dürtüselliği yüksek bireyler gelir. Dürtüsellik, sonuçları yeterince tartmadan eyleme geçme eğilimidir ve ahlaki bir kusur değil, nörolojik bir özelliktir. Bu kişilerde ödül sistemi hızlı çalışır, risk değerlendirme mekanizması geç devreye girer. “Bir el daha”, “son bir kez” gibi cümleler tam da bu yüzden tehlikelidir. Son bir kez derken kendi sonunu hazırladığını anlamaz insan. Dürtüsellik tek başına bağımlılık yaratmaz ama stresle birleştiğinde kumar anlık bir regülasyon aracına dönüşür. Düşünmeden yapılan her tekrar, beyinde yolu biraz daha belirgin hale getirir.
Kaygı ve depresyon burada çok kritik bir rol oynar. Kumar, kaygılı zihinler için bir eğlence değil, bir susturucu işlevi görür. Oyun sırasında dikkat daralır, zihin tek bir noktaya kilitlenir, gelecek kaygıları birkaç saatliğine askıya alınır. Beyin bu durumu çok basit bir şekilde kaydeder: “Bunu yaptığımda kötü his azaldı.” Depresif yapılarda ise kumar boşluk hissine yapı kazandırır. Günlere anlam katar, “hiçbir şey yapmıyorum” duygusunu geçici olarak bastırır. Sorun şu ki oyun bittiğinde kaygı ve çökkünlük daha güçlü geri döner. Beyin çözümü yine bildiği yerde arar. Böylece kumar, sorunu çözmeyen ama soruna alışmayı öğreten bir döngüye dönüşür.
Kumar bağımlılığına yatkınlıkta en sık gözden kaçan unsurlardan biri kontrol ihtiyacıdır. Hayatının başka alanlarında kendini güçsüz, sıkışmış ya da etkisiz hisseden kişiler, kumarı sahte bir hâkimiyet alanı olarak deneyimler. Kumar tamamen rastlantıya dayanır ama kişiye kontrol hissi satar. “Bugün makine veriyor”, “şu masada daha çok kazanılıyor”, “sistemi çözdüm” gibi düşünceler, belirsizliği yönetilebilir kılma çabasının ürünüdür. İnsan zihni çıplak rastlantıyla yaşamayı sevmez. Kaosu olduğu gibi kabul etmek zordur. Bu yüzden beyin, istatistik, sezgi ya da ritüel üzerinden hikâye üretir. İlginçtir; bu kişiler çoğu zaman dışarıdan rasyonel ve analitik görünür. Not tutarlar, hesap yaparlar, strateji kurarlar. Ama bu stratejiler gerçeği değil, kontrol yanılsamasını besler.
Travma geçmişi olan bireylerde kumar bağımlılığı riski belirgin biçimde daha yüksektir. Özellikle çocuklukta ihmal, güvensizlik, duygusal dalgalanma ve öngörülemezlik yaşamış zihinler, yüksek uyarılma düzeyini normal kabul eder. Bu zihinler için sakinlik bazen huzur değil, yabancılık yaratır. Kumarın iniş çıkışları, kaotik ama tanıdık bir duygu sunar. Bu yüzden bazı insanlar kumarı “stres yarattığı için” değil, bildikleri duyguda kalabildikleri için oynar. Bu noktada kumar, yeni bir problem değil, eski bir duygunun tekrar üretimi haline gelir.
Erken yaşta başlayan kumar davranışı da özel bir risk taşır. Ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde beyin hâlâ inşa halindedir. Ödül sistemi çok güçlüdür, risk değerlendirme mekanizmaları tam olgunlaşmamıştır. Bu dönemde öğrenilen davranışlar, stresle baş etme repertuvarının temel parçalarına dönüşebilir. Erken yaşta kumarla tanışan bir beyin, ileriki yıllarda zorlandığında otomatik çözüm olarak bu yolu hatırlar. Bu yüzden “gençken oynadı ama bıraktı” anlatıları her zaman güven verici değildir. Bazı devreler sessizce bekler, uygun koşullarda yeniden aktive olur.
İronik ama gerçek bir başka grup da “ben matematiğini çözerim” diyenlerdir. İstatistik bilen, analitik düşünen, kendini rasyonel olarak tanımlayan kişiler bazen daha savunmasız hale gelir. Çünkü bilgi burada koruyucu değil, meşrulaştırıcı bir rol oynar. “Ben şansa oynamıyorum, olasılık hesabı yapıyorum” cümlesi beynin çok sevdiği bir bahanedir. Oysa kumarın matematiği nettir: Uzun vadede ev kazanır. Beyin bunu bilse bile kısa vadeli kazançları abartır, kayıpları görünmez kılar. Bilgi bağımlılığı engellemediğinde, onu sadece daha sofistike bir hale getirir.
Yalnızlık da çoğu zaman gözden kaçan ama son derece güçlü bir faktördür. Sosyal bağları zayıflayan, görünmez hisseden bireyler için kumar bir aktivite değil, ilişki haline gelir. Oyun tepki verir, bekletir, heyecan yaratır, dikkati ister. Özellikle dijital kumar ortamlarında bu ilişki çok daha güçlüdür. Çünkü erişim sınırsızdır, yargı yoktur ve yalnızlık kimse tarafından fark edilmez. Kumar, burada insanın yerini doldurur.
Bütün bunların üzerine ekonomik baskı eklendiğinde zemin tamamen hazırlanır. Yüksek borç, güvencesizlik, gelecek kaygısı ve hızlı çıkış arayışı olan toplumlarda kumar bağımlılığı artar. Kumar, “bir hamlede kurtuluş” fantezisi satar. Şans kelimesinin kumarda, kumar patronlarının, pazarlama yöntemlerinin içinde geçmesi tesadüf değildir. Oysa tek şanslı vardır, masanın sahibi, kumarhanenin patronu, bahisin kurucusu... Bu noktada mesele bireysel bir zaaf olmaktan çıkar, toplumsal bir semptoma dönüşür.
Sonuçta kumar bağımlılığına yatkınlık tek bir profile indirgenemez. Ama ortak bir payda vardır: Belirsizliğe tahammülü düşük, duygusal regülasyonu zorlanan, kontrol ihtiyacı yüksek ve stresle baş etme repertuvarı dar olan zihinler kumara daha açıktır. Bu bir kusur değil, öğrenilmiş bir baş etme biçimidir. Öğrenilmiş olan ise değiştirilebilir. Ama bunun için önce şu gerçeği kabul etmek gerekir: Kumar bağımlılığı parayla değil, beynin boşlukla kurduğu ilişkiyle ilgilidir. Bu ilişki değişmeden, sonuç değişmez.
Her ne kadar “bir farkındalık anıyla her şey değişir” demek cazip gelse de, kumar bağımlılığı tek bir cümleyle, tek bir kararla, tek bir aydınlanmayla sökülüp atılabilecek bir alışkanlık değildir. Diğer bağımlılıklar gibi o da yalnızca davranışta değil, beynin öğrenilmiş devrelerinde, stresle baş etme repertuvarında ve belirsizlikle kurulan ilişkide kök salar. Bu yüzden kumar, bin yıllardır hem yasal hem de yasa dışı biçimlerde insanlara oynatılmaktadır. Çünkü sistem, bireyin zaafına değil, öngörülebilirliğine yatırım yapar. Kumarın gerçek patronları bunu çok iyi bilir: Yatkınlığı olan zihinler kaybetse bile oyunu bırakmaz; bırakmadıkları için de kayıp, istisna değil, iş modelinin ta kendisi olur. Bu nedenle kumar, bireysel bir sapma olarak değil, insan psikolojisinin tekrar eden döngülerinden beslenen son derece rasyonel bir gelir mekanizması olarak varlığını sürdürür. Burada irrasyonel olan oyuncu değil; bu düzenin hâlâ “kişisel irade” masalıyla anlatılmaya çalışılmasıdır.
American Psychiatric Association. (2022). DSM-5-TR: Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). American Psychiatric Publishing.
Dostoyevsky, F. (1867/2006). The gambler (C. Garnett, Trans.). Dover Publications.
Griffiths, M. D. (1999). Gambling technologies: Prospects for problem gambling. Journal of Gambling Studies, 15(3), 265–283.
Kahneman, D. (2011). Thinking, fast and slow. Farrar, Straus and Giroux.
Lesieur, H. R., & Blume, S. B. (1987). The South Oaks Gambling Screen (SOGS): A new instrument for the identification of pathological gamblers. American Journal of Psychiatry, 144(9), 1184–1188.
Linnet, J., Mouridsen, K., Peterson, E., Møller, A., Doudet, D. J., & Gjedde, A. (2012). Dopamine release in ventral striatum during Iowa Gambling Task performance is associated with increased excitement levels in pathological gambling. Addiction, 107(2), 383–390.
Orford, J. (2013). Power, powerlessness and addiction. Cambridge University Press.
Schüll, N. D. (2012). Addiction by design: Machine gambling in Las Vegas. Princeton University Press.