Kınayı Bekarlığa Yaktık :Türk usulü yarım ritüel üstü, tam gösteri

Kınayı Bekarlığa Yaktık :Türk usulü yarım ritüel üstü, tam gösteri

Kına gecesi, romantik bir eğlence olarak başlamaz. Aksine, tarihsel olarak bir eşik ve vedadır. Kadının kendi ailesinden kopuşunu, başka bir haneye geçişini işaret eder. Anadolu’da, Orta Asya’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir kültürel hatta kına; koruyucu, bağlayıcı ve kaderle ilişkilendirilen bir maddedir. Sadece evlilikte değil, askere giden erkeğe, kurbana, hatta ölüye bile kına yakılır. Yani kına = “geri dönüşsüzlük”. Bu tesadüf değil. Bu üçü de aynı kategoriye girer:
geri dönüşü olmayan bir eşik. Bu yüzden kına gecesi aslında bir kutlamadan çok kontrollü bir yas gibidir. Ağıtlar boşuna yakılmaz, gelin boşuna ağlatılmaz. “Ananadan ayrılış” dramatize edilir çünkü bu geçiş hafife alınmaz. Kadının bedeni, emeği ve geleceği başka bir yapıya devrediliyordur. Eğlence vardır ama sınırları nettir; görgü, ölçü ve hiyerarşi başroldedir. Kınanın rengi kanı çağrıştırır ama kan değildir. Yani gerçek bir bedel yerine sembolik bir bedel konur.
Toplum der ki: “Kan akmasın ama bu geçiş ciddiye alınsın.”

Bu yüzden kına gecesinde şu semboller hep vardır:
– Kına yakmak istemeyen gelin (ikna edilir)
– Altınla elin açılması (bedelin ödenmesi)
– Kadının ağlaması (vedanın görünür kılınması)

Bu ritüel Anadolu’ya İslamiyet öncesi Türk kültürü, Mezopotamya ve Pers gelenekleri üzerinden süzülerek gelir. Ortak payda hep aynıdır: kadının dönüşümü bireysel değil, toplumsaldır. O yüzden kına gecesi kamusaldır ama mahremdir; kalabalıktır ama kontrollüdür.

Sonra sahneye bekarlığa veda partisi çıkar. Bu bambaşka bir zihniyetin ürünüdür. Modern Batı toplumlarında evlilik, bireysel bir tercih olarak kurgulanınca “son özgürlük gecesi” fikri doğar. Bekarlığa veda, bir kopuş değil; hedonistik bir son turdur. Aile yoktur, akraba yoktur, ritüel yoktur. Arkadaşlar, alkol, cinsellik iması, taşkınlık vardır. Mesaj nettir: “Bağlanıyorum ama önce biraz dağıtayım.” Kadın ve erkek bekarlığı veda partilerinde striptizci iması bu taşkınlık beklentisinden gelir. Erkekleri bilemem ama kadınlar için striptizci itfaiyeci hep bir şakadır. Neden anlatacağım..

Burada önemli bir fark var:
Kına gecesi toplumu rahatlatır.
Bekarlığa veda bireyi rahatlatır.

Şimdi Türkiye’ye geldiğimizde işler karışıyor. Çünkü biz bu iki ritüeli anlamlarıyla değil, görüntüleriyle ithal ettik. Ne kınanın vedasını tam yaşamak istiyoruz, ne bekarlığa vedanın bireyselliğini gerçekten kaldırabiliyoruz. Sonuç: hibrit bir tuhaflık.

Ortaya şu çıkıyor:
– Gündüz aileli, duygulu, “kına”
– Gece alkollü, danslı, “bekarlığa veda”
– Üstüne bir de “story atmalık konsept”

Yani veda da var, eğlence de var ama ikisi de yarım. Çünkü bu birleşim, kültürel olarak çelişkili. Kına “gidiyorsun” der, bekarlığa veda “özgürsün” diye bağırır. Aynı gecede ikisini yapınca ortaya şu mesaj çıkar:
“Gidiyorum ama gitmek istemiyorum, bağlanıyorum ama kopamıyorum.”
Bu melezleşme, elbette kültürel zenginlikten çok anlam erozyonu üretiyor. Ritüelin içi boşaltılıp sadece eğlenceye indirgeniyor. Kına artık kaderle değil, organizasyon firmasıyla ilişkili. Bekarlığa veda ise özgürlükle değil, Instagram algoritmasıyla. Bir bakıyorsun genç bir kız İstanbul Ümraniye'de Hintli gibi giyinmiş, Hindistan konseptli kına gecesi yapıyor. Ya da kına gecesinden sonra "after party" yapıp Barbie kılığına giriyor. Bakınca çok eğlenceli görünüyor evet ama anlamların üzerinde tepiniyoruz.

Bir de sınıfsal boyut var. Eskiden kına gecesi herkesindi; evde yapılırdı, mahalleye taşardı. Bekarlığa veda ise dış mekân, harcama ve tüketim ister. İkisini birleştirdiğinde ortaya şu çıkar:
“Herkes gelsin ama herkes eğlenemesin.”

Sonuç olarak bugün yaşadığımız şey şudur:
Kına gecesi vedasını kaybetti,
Bekarlığa veda anlamını kaybetti,
Geriye sadece gürültülü ama anlamsız bir eğlence zorunluluğu kaldı. Ne kadar gösterişli olursa daha çok etkileşim alan, gösterme hazzını yaşatan, sözde statüyü gösteren, varlığın bir şekilde ortalara serilmesi ve daha bir çok saçmalık...

Bu yüzden insanlar bu yeni formatı izlerken rahatsız oluyor ama adını koyamıyor. Çünkü sorun “eğlenmek” değil. Sorun, hangi vedayı neden yaptığımızı artık bilmiyor olmamız. Elbette insanlığa ait kutlamalar birbirinin içine geçer; dönüşür, dünyada dolaşır, yer değiştirir. Ama anlamı yerinden söküp aldığında, insanın kendi anlamından da nasıl uzaklaştığını fark etmeden geçemiyorsun.

Eskiden ritüeller hayatı taşırdı.
Bugün hayat, ritüeller için sahneleniyor. Anlamsızlığın birer dekoru oldular...

Read more

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kayıp Üzerinden Kurulan Düzen: Kumar Neden Hiç Bitmez?

Kumar bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Toplum bu meseleyi genellikle ahlak, irade ya da karakter üzerinden okumayı sever. “Tutamadı kendini”, “zayıf iradeli”, “paraya dayanamadı” gibi açıklamalar hem rahatlatıcıdır hem de yanıltıcı. Rahatlatıcıdır, çünkü sorunu bireyin içine hapseder; yanıltıcıdır, çünkü gerçeği ıskalar. Kumar bağımlılığı esasen bir karakter meselesi

By Daphne Emiroğlu