Tasarlanmış Yoksulluk #10 Güvenlik Devleti - Yoksullukta İstikrar

Tasarlanmış Yoksulluk #10 Güvenlik Devleti - Yoksullukta İstikrar

Ekonomi bozulduğunda devletlerin iki yolu vardır. Birincisi zor olandır: yapıyı düzeltmek, gelir dağılımını değiştirmek, rant ağlarını kesmek, gerçek reform yapmak. İkincisi çok daha ucuz ve hızlıdır: polisi büyütmek, kameraları çoğaltmak, protestoyu suç haline getirmek.

İnsanlık tarihinin karanlık ama tekrarlanan bir numarasıdır bu. Ekonomi düştüğünde güvenlik yükselir. Yoksulluk arttıkça sirenler çoğalır. Ve devlet yeni bir hikâye anlatmaya başlar: “Sorun ekonomi değil, güvenlik.” Böylece “güvenlik devleti” doğar.

Bu sistemin mantığı oldukça nettir. Eğer insanlar ekonomik olarak tatmin değilse, iki seçenek vardır: ya ekonomik sistemi değiştirirsiniz ya da insanların itiraz etmesini zorlaştırırsınız. İkincisi daha kolaydır. Bir devlet düşünün. İşsizlik artıyor, enflasyon yükseliyor, kira fiyatları uçuyor. Normalde insanlar bunun sebebini sorgulamaya başlar. Ekonomik kararları, politikaları, elitlerin çıkarlarını tartışırlar. Ama tam o noktada sahneye yeni bir kelime girer: güvenlik.

Bir anda televizyonlarda yeni bir dil ortaya çıkar.

Ulusal güvenlik.
İç tehdit.
Toplumsal düzen.
Provokatörler.
Marjinal gruplar.

Ekonomik tartışma böylece başka bir alana taşınır. Artık mesele ücretler değildir. Mesele “düzenin korunmasıdır.” Bu sadece bir söylem değildir; bir mekanizmadır.

Güvenlik Devletinin Mekaniği

Sosyal bilimlerde buna bazen “securitization” denir. Türkçeye güvenlikleştirme diye çevrilebilir. Bir konunun güvenlik meselesi olarak sunulmasıdır.

Bu mekanizma şöyle çalışır:

Önce bir kriz oluşur. Sonra kriz ekonomik olmaktan çıkarılır. Ardından kriz “güvenlik sorunu” olarak tanımlanır. Bu değişim küçük görünür ama devasa sonuçlar üretir. Çünkü güvenlik meselesi haline gelen bir konuda devletin olağanüstü yetkiler kullanması meşru kabul edilir. Bir anda şu cümleler normalleşir: “Şu anda eleştiri zamanı değil.” “Devletin yanında olmak gerekir.”
“Birlik ve beraberlik dönemi.” Ve sihir gerçekleşir: ekonomik tartışma askıya alınır.

Yoksulluğun Yönetimi

Burada ince bir nokta var. Güvenlik devleti yoksulluğu çözmek için kurulmaz. Yoksulluğu yönetmek için kurulur. Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü yoksulluk bazen bir politika hatası değil, sistemin bir parçasıdır. Ucuz iş gücü, düşük ücretler, zayıf sendikalar, iş çığırından çıktıysa, kaçak işçiler, çocuk işçiler... Liste uzar. Bunların hepsi belirli ekonomik modellerin temelidir.

Eğer insanlar bu durumdan memnun değilse, sistemi değiştirmek gerekir. Ama sistemin kazananları bunu istemez. O zaman başka bir yöntem devreye girer: itirazı pahalı hale getirmek. Bir protestoya gitmek riskli olur. Bir sendika kurmak zorlaşır. Bir tweet bile soruşturma konusu olabilir.

Yani ekonomide değişiklik yapmadan, toplumsal davranış değiştirilmeye çalışılır.

Bu biraz şu sahneye benzer: Bir restorana gidiyorsunuz. Yemek çok kötü. Ama şef yemeği düzeltmek yerine restoranın girişine üç tane güvenlik görevlisi koyuyor ve “şikayet etmek yasaktır” tabelası asıyor. Yemeğin tadı hâlâ kötü. Kötü olduğunu söylerseniz dayağı yiyorsunuz, hem de hesabı öderken, tıpkı ödediğini vergi gibi. Ancak sonuçta kimse konuşmuyor. Dayaktan korkup o berbat yemeğe gömülüyor.

Kriz ve Güvenlik İlişkisi

Tarih bu modelin örnekleriyle doludur. Ekonomik krizler genellikle güvenlik politikalarının yükseldiği dönemlerdir. 1970’lerde Latin Amerika’da borç krizleri yaşanırken askeri rejimler güçlenmiştir. 2008 finans krizinden sonra birçok ülkede polis yetkileri genişlemiştir. Terör saldırıları sonrası ise güvenlik yasaları kalıcı hale gelmiştir. Bu süreçte bir başka şey daha olur: devlet ile vatandaş arasındaki ilişki değişir.

Eskiden vatandaş devletin sahibi gibi düşünülürdü. Vergi veren, oy kullanan, hak talep eden bir aktör. Güvenlik devletinde vatandaş farklı bir role dönüşür: potansiyel risk. Bir protestocu risk olabilir. Bir gazeteci risk olabilir.
Bir akademisyen risk olabilir. Toplum yavaş yavaş “denetlenmesi gereken bir kitle” olarak görülmeye başlanır.

Teknolojinin Yeni Rolü

21.yüzyılda güvenlik devletinin en güçlü aracı teknoloji oldu. Eskiden devlet insanların ne yaptığını öğrenmek için muhbir kullanırdı. Şimdi veri kullanıyor. Kameralar.
Yüz tanıma sistemleri.
Telefon verileri.
Sosyal medya analizleri.

Bu sistemlerin çoğu “suçla mücadele” amacıyla kurulur. Ama zamanla başka alanlara da yayılır. Çünkü veri bir kere toplandığında, onu kullanma isteği çok büyüktür. Bir devlet için toplum hakkında veri sahibi olmak neredeyse tanrısal bir güç gibidir. Kim nereye gidiyor, kim ne söylüyor, kim kiminle konuşuyor… Bu yüzden güvenlik teknolojileri genellikle kriz dönemlerinde hızla genişler ve sonra geri çekilmez. Geçici olarak başlar. Kalıcı olur.

İtirazın Kriminalizasyonu

Güvenlik devletinin en önemli özelliği şudur: itirazı suç kategorisine yaklaştırır.

Normal bir demokraside protesto siyasetin parçasıdır. İnsanlar hoşnutsuzluklarını dile getirir, devlet de buna cevap vermek zorunda kalır. Ama güvenlik mantığında protesto farklı bir şekilde yorumlanır. Artık protesto bir “tehdit” olabilir. Yavaş yavaş şu dil ortaya çıkar:

“Bu insanlar protestocu değil.”
“Bunlar provokatör.”
“Dış güçlerin oyunu.”

Bu söylem çok kullanışlıdır. Çünkü bir hareketi politik bir talep olmaktan çıkarıp güvenlik meselesine dönüştürür. Ve güvenlik meselesi haline gelen bir konuda tartışma değil, bastırma devreye girer.

Güvenliğin Ekonomisi

Burada ironik bir taraf daha vardır. Güvenlik devleti aynı zamanda büyük bir ekonomik sektördür.

Silah şirketleri.
Gözetim teknolojileri.
Özel güvenlik firmaları.
Veri analiz şirketleri.

Dünyada güvenlik endüstrisi yüz milyarlarca dolarlık bir pazardır. Yani güvenlik politikaları sadece siyasi değil, ekonomik çıkarlar da üretir. Bir kriz olduğunda bazı sektörler zarar görür. Ama bazı sektörler büyür. Güvenlik sektörü genellikle büyüyen taraftadır. Bu yüzden güvenlik söylemi bazen sadece bir ideoloji değil, aynı zamanda bir pazar stratejisidir.

İstikrarın Garip Tanımı

Güvenlik devleti kendini genellikle “istikrar” kelimesiyle anlatır. Ama burada tuhaf bir şey vardır. İstikrar kelimesi çoğu zaman refah anlamına gelmez. Daha çok düzenin korunması anlamına gelir. Yani ekonomi kötü olabilir. Gelir dağılımı bozuk olabilir. Yoksulluk artabilir. Ama sokak sessizse, buna istikrar denir. Bir toplum düşünün. İnsanlar geçinemiyor ama protesto etmiyor. Çünkü korkuyor, çünkü yorgun, çünkü sonuç değişmeyecek gibi görünüyor.

Sistem bunu başarı olarak sunar.

“Bakın, ülke sakin.” Gerçekten sakin mi?

Yoksa sadece sessiz mi?

Sessizliğin Anatomisi

Güvenlik devleti genellikle bir anda kurulmaz. Küçük adımlarla gelir.

Bir yasa çıkar.
Bir yetki genişletilir.
Bir kamera daha takılır.
Bir protesto daha yasaklanır.

Her adım küçük görünür. Ama toplamda büyük bir dönüşüm yaratır. Ve sonunda ortaya garip bir düzen çıkar: Ekonomik olarak kırılgan, politik olarak gergin,
ama yüzeyde sessiz bir toplum.

Yoksulluk vardır ama görünmez. Öfke vardır ama konuşulmaz. Eleştiri vardır ama fısıltı halindedir.

Bu yüzden güvenlik devleti bazen şöyle çalışır: Refah üretmez.
Ama sessizlik üretir.

Kabul edelim, harika bir model, en sadık hizmetkârını sana hesap sorması gerekenden yaratıyorsun. Dünya tarihi bu modeli sayısız kez deneyip başarılı olduysa bir takdir alsın. Sessizlik...

Ve sessizlik… yoksulluğun en sadık bekçisidir. Tüm sistemi kanıyla canıyla parasıyla ayakta tutan bekçi.

  • Buzan, Barry; Wæver, Ole; de Wilde, Jaap. Security: A New Framework for Analysis. Lynne Rienner Publishers, 1998.
    (Güvenlikleştirme teorisinin temel eserlerinden biridir.)
  • Foucault, Michel. Discipline and Punish: The Birth of the Prison. Vintage Books, 1977.
    (Modern devletlerde gözetim, disiplin ve iktidar mekanizmalarının nasıl çalıştığını anlatır.)
  • Agamben, Giorgio. State of Exception. University of Chicago Press, 2005.
    (Kriz dönemlerinde devletlerin olağanüstü yetkileri nasıl kalıcı hale getirdiğini tartışır.)
  • Harvey, David. A Brief History of Neoliberalism. Oxford University Press, 2005.
    (Neoliberal ekonomi politikalarının sosyal sonuçlarını ve kriz yönetimini inceler.)
  • Wacquant, Loïc. Punishing the Poor: The Neoliberal Government of Social Insecurity. Duke University Press, 2009.
    (Yoksulluk, ceza politikaları ve güvenlik devletinin ilişkisini analiz eder.)
  • Zuboff, Shoshana. The Age of Surveillance Capitalism. PublicAffairs, 2019.
    (Veri toplama, gözetim ve teknoloji şirketlerinin yeni güç yapısını anlatır.)
  • Tilly, Charles. Coercion, Capital and European States. Blackwell, 1990.
    (Devletlerin tarihsel olarak zor, sermaye ve güvenlik ilişkisi üzerinden nasıl şekillendiğini açıklar.)

Read more

Tasarlanmış Yoksulluk #9 : Özelleştirme, Kamu Kimin?

Tasarlanmış Yoksulluk #9 : Özelleştirme, Kamu Kimin?

Devlet bazen bir bakkal gibi anlatılır: “Zarar ediyoruz, kapatalım.” Ama devlet bakkal değildir. Devlet bir güç mimarisidir. Ve özelleştirme dediğimiz şey çoğu zaman bir verimlilik hikâyesi değil, mülkiyetin el değiştirme hikâyesidir. Su, elektrik, maden, liman… Bunlar sıradan mallar değildir. Ekonomide bunlara stratejik altyapı denir. Yani toplumun damarları. Bir insanın damarlarını

By Daphne Emiroğlu
Yalnız değilsin Güzel Kızkardeşim

Yalnız değilsin Güzel Kızkardeşim

Yalnız değilsin güzel kızkardeşim! Senin güzellik abidesi olmak zorunda olduğuna inandıranlara, senin cahil kalmana sebep olanlara, senin tek görevinin erkeğe itaat olduğunu öğretenlere; kendilerinde olmayan değerleri senin üstüne yapıştıranlara; senin sosyal medyada krem tanıtmak ve kutu açmaktan, desenli elbiseni göstermekten, gittiğinde yerlerde selfie çekmekten başka işe yaramadığını düşünenlere; vücuduna karışanlara,

By Daphne Emiroğlu