Tasarlanmış Yoksulluk #12 - Göç bir Kaçış mı Tasarım mı?
Göç üzerine konuşurken en sık duyulan cümlelerden biri şudur: “İnsanlık tarihi göçlerin tarihidir.” Doğrudur ama bu cümle biraz fazla romantiktir. İnsanlık tarihi aynı zamanda eşitsiz göçlerin tarihidir. İnsanlar her zaman hareket etti ama herkes aynı yere gitmedi, herkes aynı nedenle gitmedi ve herkes aynı değeri üretmedi. Göçlerin hepsi beyin göçü değil yani. Küresel ekonomi göçü çoğu zaman özgürlük ve fırsat hikâyesi olarak anlatır. Gerçekte ise göç çoğu zaman ekonomik seçilim mekanizmasıdır. Bazı ülkeler yetenek çeker, bazı ülkeler yetenek kaybeder, bazı ülkeler ise tuhaf bir durumda kalır: iyi eğitimli insanlarını kaybederken yerine daha düşük eğitimli göç alır.
Ekonomi kitaplarında bu süreç son derece zarif bir kavramla anlatılır: “insan sermayesinin hareketliliği.” Bu ifadeyi duyunca insanın aklına uluslararası konferanslar, akademik makaleler ve grafikler gelir. Gerçekte sahne daha sade ve daha acıklıdır: havaalanında valizinin üstüne oturmuş bir doktor, pasaport kuyruğunda bekleyen bir mühendis, ailesine “birkaç yıl sonra dönerim” diye söz veren ama içten içe dönmeyeceğini bilen bir araştırmacı. Akademik dil bu sahneyi sterilize eder. Ekonomistler grafik çizer, oklar çizer, “mobilite” der. Havaalanındaki anne ise sadece şunu görür: çocuğu başka bir ülkeye gidiyor.
Bir toplum bir insanı yetiştirmek için yıllarca yatırım yapar. Devlet hastaneleri, öğretmenler, üniversiteler, burslar, altyapı… Bir çocuğun yetişkin bir profesyonel haline gelmesi aslında toplumsal bir yatırımın sonucudur. Ama o kişi başka bir ülkeye taşındığında bu yatırımın ekonomik karşılığını başka bir ekonomi toplar. Ekonomi literatürü buna “beyin göçü” der. Daha dürüst bir ifadeyle söylemek gerekirse bu çoğu zaman bedava transferdir.
Küresel ekonomi bazen büyük bir futbol ligi gibi çalışır. Küçük kulüpler oyuncu yetiştirir, büyük kulüpler transfer eder. Aradaki fark şu: bu transfer için çoğu zaman bonservis ücreti ödenmez. Küçük kulüp antrenman sahasını, altyapıyı ve yılların emeğini koyar. Büyük kulüp ise oyuncuyu alır, formayı giydirir ve başarı hikâyesini kendi yazmış gibi anlatır. Küresel ekonomi bazen tam olarak böyle çalışır. Yetiştiren başka, kupayı kaldıran başka.
Tarih bunun oldukça sert örnekleriyle doludur. 1930’larda Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesi yalnızca siyasi bir dönüşüm değildi; aynı zamanda tarihin en büyük beyin göçlerinden birini yarattı. Albert Einstein, John von Neumann, Leo Szilard ve Edward Teller gibi bilim insanları Almanya’dan ayrıldı ve Amerika’ya gitti. Bu bilim insanlarının bir kısmı daha sonra Manhattan Projesi’nde çalıştı. Bir kısmı modern bilgisayar biliminin kurucuları arasında yer aldı. Buradaki ironi oldukça keskindir. Nazi Almanyası kendi bilim insanlarını kovdu, Amerika ise onları laboratuvarlarına aldı. Sonuçta Almanya bilimsel gücünün önemli bir bölümünü kaybederken Amerika 20. yüzyılın bilim merkezine dönüştü. Tarih bazen son derece acımasız bir muhasebecidir: yanlış politika yalnızca özgürlükleri değil, zekâyı da sınır dışı eder. Bir ülke düşünün ki Einstein’ı kaçırıyor ama propaganda bakanlığında liyakat sıkıntısı çekmiyor.
Benzer bir süreç Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yaşandı. 1990’larda Rusya ve Doğu Avrupa’dan yüz binlerce bilim insanı ve mühendis Batı’ya göç etti. Özellikle Amerika ve İsrail bu göçten büyük fayda sağladı. Sovyet eğitim sistemi matematik ve fizik alanında son derece güçlüydü. Ancak ekonomik çöküş bu insanları ülke dışına itti. Sonuçta yetiştiren başka, kullanan başka oldu. Göçün ekonomik mantığı burada oldukça nettir. Bir ülke eğitim sistemine yatırım yapar ama siyasi veya ekonomik koşullar bu insanları tutamaz. Başka bir ülke ise hazır yetişmiş iş gücünü alır. Küresel ekonominin görünmez ticaretlerinden biri budur. Bu ticaretin gümrük kapısı yoktur ama havaalanlarında her gün gerçekleşir.
Modern dönemde bu mekanizma en sistematik biçimde Amerika’nın göç politikalarında görülür. ABD uzun süredir yüksek eğitimli göçmenleri çekmek için özel vizeler kullanır. H-1B vizesi özellikle mühendisler ve yazılımcılar için tasarlanmıştır. Silicon Valley’de çalışan yazılımcıların önemli bir kısmının Hindistan ve Çin kökenli olması tesadüf değildir. Amerika küresel yetenek havuzunu aktif biçimde toplar. Bir anlamda dünyanın beyinlerini “ithal eder.” Neredeyse her konuda en iyilerini. Petrol ithalatı kadar stratejik bir kaynak yönetimi düşünün ama boru hattı yerine LinkedIn kullanılıyor.
Benzer bir yaklaşım Kanada ve Avustralya’da da görülür. Bu ülkeler puan sistemiyle göçmen alır. Eğitim seviyesi, meslek ve dil bilgisi puan getirir. Amaç oldukça açıktır: en kalifiye insanları seçmek. Göç başvurusu neredeyse bir iş mülakatına benzer. CV’n güçlü ise kapı açılır, değilse sistem son derece kibar bir şekilde “teşekkür ederiz” der.
Kısacası dünyada bütün ülkeler göç istemez.
İyi göç ister.
Bir doktor, mühendis veya araştırmacı ekonomiye katkı sağlar. Bu yüzden gelişmiş ülkeler bu insanları aktif biçimde çeker. Fakat her ülke bu oyunda aynı pozisyonda değildir.
Bazı ülkeler yetenek çeker.
Bazıları yetenek kaybeder.
Bazıları ise daha zor bir durumla karşılaşır: kalifiye insanlarını kaybederken yerine daha düşük eğitimli göç alır.
Türkiye son yıllarda bu karmaşık tablonun ortasında yer alan ülkelerden biridir. Türkiye tarihsel olarak hem göç veren hem göç alan bir ülke olmuştur. 1960’larda Türkiye’den Almanya’ya giden “misafir işçiler” bunun erken örneklerinden biridir. Almanya savaş sonrası sanayisini büyütürken iş gücüne ihtiyaç duyuyordu. Türkiye’den yüz binlerce işçi gitti. Bu göç Almanya’nın sanayi büyümesine katkı sağladı. Türkiye’ye ise işçi dövizleri gönderildi. O dönem Almanya işçi istiyordu çünkü fabrikalar çalışıyordu. Türkiye işçi gönderiyordu çünkü fabrikalar yeterli sayıda değildi. Küresel ekonomi bazen bu kadar basit bir matematikle çalışır.
Ancak günümüzde göç dinamikleri farklı bir noktaya evrilmiştir. Son yıllarda Türkiye’den özellikle yüksek eğitimli gençlerin yurt dışına gitme eğilimi belirgin biçimde arttı. Özellikle de en başarılı olanları... Doktorlar, mühendisler, yazılımcılar ve akademisyenler Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göç etmektedir. Özellikle Almanya Türk doktorlar için önemli bir çekim merkezi haline gelmiştir. Almanya’nın yaşlanan nüfusu sağlık sektöründe ciddi bir açık yaratmıştır ve bu açık göçle kapatılmaktadır. Burada yine klasik bir tablo ortaya çıkar: bir ülke doktor yetiştirir, başka bir ülke hastanelerinde çalıştırır. Türkiye’de bir doktor yetiştirmenin maliyeti oldukça yüksektir. Eğitim uzun ve zorludur. Fakat o doktor Almanya’da çalışmaya başladığında bu yatırımın ekonomik karşılığı artık başka bir sağlık sisteminde ortaya çıkar. Küresel ekonomi bazen şöyle çalışır: biri çocuk yetiştirir, diğeri maaş öder.
Aynı dönemde Türkiye yoğun bir göç almaktadır. Suriye iç savaşı sonrası milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye gelmiştir. Ayrıca Afganistan, Irak ve bazı Afrika ülkelerinden de göç yaşanmaktadır. Bu göçlerin büyük kısmı savaş, siyasi istikrarsızlık veya ekonomik kriz kaynaklıdır. Burada göçün niteliği önemli hale gelir. Gelen nüfusun önemli bir kısmı düşük gelirli ve düşük eğitimli gruplardan oluşmaktadır. Bu durum bazı ekonomistlerin dikkat çektiği bir demografik asimetri yaratabilir. Yani yüksek eğitimli insanların gitmesi ve yerine daha düşük eğitimli nüfusun gelmesi uzun vadede ekonomik yapıyı değiştirebilir. Elindeki değerleri kaybediyor ve yerine onların yerini alacak kimseyi çekemiyorsun. Bu ürkütücü... Dükkanda ürünler tükeniyor ama artık raflara yeni ürün koyacak bir sermayen yok. Öğretmenini, doktorunu, sanatçını, bilim insanını kaybediyorsun.
Bu tür durumlar tarihte başka ülkelerde de görülmüştür. Latin Amerika’nın bazı ülkelerinde yüksek eğitimli gençlerin Amerika’ya göç etmesi yaygındır. Aynı zamanda bu ülkeler daha yoksul komşu ülkelerden göç alabilir. Böylece eğitim seviyesi açısından bir dengesizlik ortaya çıkar.
Göç tartışmaları çoğu zaman ideolojik hale gelir çünkü göç yalnızca bir insani mesele değildir. Aynı zamanda ekonomik yapı meselesidir. Hangi göçmenlerin geldiği, hangi insanların gittiği ve ekonominin bu değişime nasıl uyum sağladığı kritik sorulardır. Modern dünya büyük bir dolaşım sistemi gibidir. Sermaye dolaşır, mallar dolaşır, bilgi dolaşır ve insanlar dolaşır. Ancak bu dolaşım eşit değildir. Genellikle yetenekler fakir ülkelerden zengin ülkelere akar. Küresel ekonomi bazen bir vakum makinesi gibi çalışır: yüksek eğitimli insanları emer.
Bu yüzden göç yalnızca sınırların hikâyesi değildir. Aynı zamanda kurumların hikâyesidir. İnsanlar yalnızca para için değil, daha öngörülebilir bir sistem için göç eder. Bir ülkede genç bir mühendis geleceğini başka bir ülkede kurmayı planlıyorsa bu yalnızca bireysel bir tercih değildir. Bu aynı zamanda o ülkenin kurumlarına verilen sessiz bir oydur. Göçün trajik tarafı da burada ortaya çıkar. Çünkü bir toplum bazen geleceğini kaybettiğini hemen fark etmez. Doktorlar, mühendisler, bilim insanları, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler birer birer gider. İlk başta bu bireysel kararlar gibi görünür. Ama yıllar sonra tablo netleşir.
Bir ülkenin en eğitimli insanları başka ülkelerde hayal kurmaya başladığında mesele artık yalnızca göç değildir.
Mesele şudur: Bir toplumun geleceği yavaş yavaş havaalanından kalkıyordur.
Referanslar
Borjas, George J. (2014). Immigration Economics. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Castles, Stephen, Hein de Haas & Mark J. Miller (2020). The Age of Migration: International Population Movements in the Modern World. 6th Edition. New York: Guilford Press.
Collier, Paul (2013). Exodus: How Migration is Changing Our World. Oxford: Oxford University Press.
Hochstadt, Steve (1999). Mobility and Modernity: Migration in Germany 1820–1989. University of Michigan Press.
Judt, Tony (2005). Postwar: A History of Europe Since 1945. Penguin Books.
Mazzucato, Mariana (2018). The Value of Everything: Making and Taking in the Global Economy. Penguin.
Mokyr, Joel (1990). The Lever of Riches: Technological Creativity and Economic Progress. Oxford University Press.
Sowell, Thomas (1996). Migration and Cultures: A World View. Basic Books.
Akademik Makaleler
Docquier, Frédéric & Hillel Rapoport (2012).
“Globalization, Brain Drain, and Development.”
Journal of Economic Literature, 50(3), 681–730.
Kerr, William R. (2018).
“The Gift of Global Talent: How Migration Shapes Business, Economy & Society.”
Stanford Business Books.
Dustmann, Christian & Tommaso Frattini (2014).
“The Fiscal Effects of Immigration to the UK.”
The Economic Journal, 124(580).
Hunt, Jennifer & Marjolaine Gauthier-Loiselle (2010).
“How Much Does Immigration Boost Innovation?”
American Economic Journal: Macroeconomics.
Tarihsel Örnekler ve Bilim İnsanları Göçü
Wasserstein, Bernard (2014).
On the Eve: The Jews of Europe Before the Second World War. Simon & Schuster.
Isaacson, Walter (2007).
Einstein: His Life and Universe. Simon & Schuster.
Bird, Kai & Martin Sherwin (2005).
American Prometheus: The Triumph and Tragedy of J. Robert Oppenheimer. Knopf.
Uluslararası Raporlar
OECD (2023).
International Migration Outlook.
World Bank (2023).
Migration and Development Brief.
International Organization for Migration (IOM) (2022).
World Migration Report.
UN DESA (2023).
International Migrant Stock.
Türkiye ve Göç
Erdoğan, Murat (2020).
Suriyeliler Barometresi. Ankara: Ankara Üniversitesi Yayınları.
Kirişçi, Kemal (2014).
“Syrian Refugees and Turkey’s Challenges.”
Brookings Institution Report.
Türk Tabipleri Birliği (2023).
“Yurt Dışına Giden Hekim Sayıları Raporu.”
OECD (2022).
Talent Abroad: A Review of Turkish Emigrants.