Tasarlanmış Yoksulluk #13 Şok Terapisi
Ekonomi bazen matematik gibi anlatılır: formüller, grafikler, denge noktaları. Ama gerçek dünyada ekonomi çoğu zaman cerrahi bir müdahale gibi uygulanır. Üstelik hastaya anestezi verilmeden. İşte “şok terapisi” denen şey tam olarak buydu: bir ülkenin ekonomik sistemini bir gecede söküp yerine başka bir sistem takmak. Hazırlanın arkadaşlar şoku veriyoruz! Cızııırt! Zoonk! Cerrahın adı piyasaydı. Hastanın adı toplumdu. Yan etkilerin adı ise… oligarklar. Ay şekerim bir oligark döktüm bir oligark döktüm dün gece! Sorma!
“Oligark” kelimesi aslında eski bir siyasi kavramdan gelir. Yunanca “oligarkhia” kelimesinden türemiştir: oligos (az) + arkhein (yönetmek). Yani kelimenin kökü çok basit bir şeyi anlatır: az sayıda kişinin yönetimi. Ama modern dünyada “oligark” dediğimizde kast edilen şey biraz daha spesifiktir. Günümüzde oligark denince genelde şu profil anlaşılır: Devasa servete sahip, bu serveti çoğunlukla devlet varlıklarının özelleştirilmesi veya doğal kaynaklar üzerinden elde etmiş, ve bu ekonomik güç sayesinde siyaset üzerinde ciddi etki kurabilen iş insanı. Yani sadece zengin biri değil. Çok zengin olup siyasete dokunabilen biri. Buradaki kritik nokta şu: milyarder olmak yetmez. Eğer bir milyarder hükümet kararlarını etkileyebiliyorsa, medya üzerinde kontrol kurabiliyorsa, enerji sektörünü tutuyorsa, seçimleri finanse ediyorsa… işte o zaman “oligark” kategorisine girer. Bu kavram özellikle 1990’ların Rusyası ile özdeşleşti. Sovyetler Birliği çöktükten sonra devletin devasa şirketleri özelleştirildi. Petrol, gaz, metal ve bankacılık sektöründeki varlıklar birkaç kişinin elinde toplandı. Bu insanlar kısa sürede dünyanın en zenginleri arasına girdi.
Mesela Roman Abramovich, Boris Berezovsky, Mikhail Khodorkovsky gibi isimler bu dönemin tipik oligarkları olarak anılır. Ancak hatırlayalım: Kapitalizm teoride rekabetçi bir sistemdir. Çok sayıda şirket yarışır, en verimli olan kazanır. Ama Rusya’daki geçiş döneminde olan şey şuydu: bazı insanlar rekabet etmeden dev şirketlere sahip oldu. Çünkü devlet varlıkları çok ucuz fiyatlarla el değiştirdi. Kim kimle kanka ise o oligark oldu. Anladınız bence. Bir nevi tarihin en büyük “indirim kampanyası”.
Bir sabah uyanıyorsun, ülkede sistem değişmiş, ve birkaç yıl sonra petrol şirketin var. İnsanların çoğu ekmek kuyruğunda beklerken bazıları petrol kuyusuna sahip oldu. Bu yüzden oligark kavramı genelde üç şeyin birleşimini anlatır:
- Aşırı büyük servet
- Devletle yakın ilişki
- Politik etki gücü
Bu sadece Rusya’ya özgü bir fenomen de değildir. Latin Amerika’da, Ukrayna’da, bazı Orta Asya ülkelerinde benzer yapılar oluştu. Hatta bazı siyaset bilimciler daha ileri gider ve şöyle der: Her ülkede oligark vardır, sadece bazı ülkelerde daha görünürdür. Mesela ABD’de buna “oligark” demek yerine daha kibar bir kelime kullanılır: büyük bağışçı, finansal elit, lobi gücü. Bizim ülkede böyle havalı kelimeler yok; beşli çete, yandaş sermaye, müteahhitler sınıfı... Biraz kısır kalmışız burada. Neyse mekanizma bazen şaşırtıcı derecede benzerdir: para siyasetle konuşur. Dünyanın her yerinde isimleri değişik, içerikleri aynı olan bu insan grubunu görebilirsiniz.
Ancak burada bir kaç paragraf parantez açmak istiyorum. Bazı ülkelerde ise yapı tersine çalışır. Orada denklem şu olur: devlet zenginleri yaratır ve gerektiğinde geri alabilir. Bu modele akademik literatürde genelde üç farklı isim verilir. Birincisi “croniy capitalism” (ahbap-çavuş kapitalizmi). Bu modelde işi olmayan çavuşlar birbirini avuçlamaz halkı avuçlar. Şirketlerin başarısı rekabetten değil siyasi bağlantılardan gelir. İkincisi “rent-seeking capitalism” (rant arama ekonomisi). Şirketler değer üretmekten çok devlet tarafından dağıtılan ekonomik kaynaklara erişmeye çalışır. İhale, teşvik, lisans, özelleştirme gibi. Eltin sana ihale verebilir, bu kadar basittir. Üçüncüsü ise daha sert bir kavramdır: “patronal state capitalism” veya “patrimonyal sistem.” Burada ekonomi bir anlamda siyasi merkezin etrafında döner. Servet bağımsız değildir; büyük ölçüde siyasi sistemin izniyle var olur. Yani klasik oligarklardan farklıdır; servet güçlüdür ama dokunulmaz değildir.
Devlet isterse:
- vergi soruşturması açabilir
- bankalara erişimi kesebilir
- şirketlere kayyum atayabilir
- varlıklara el koyabilir
Bu durum Rusya’da da Putin döneminde kısmen görüldü. Oligarklar 1990’larda çok güçlüydü ama 2000’lerden sonra devlet şu mesajı verdi:
“Zengin olabilirsiniz ama siyasete karışamazsınız.” En meşhur örnek Mikhail Khodorkovsky’dir. Rusya’nın en zengin petrol patronlarından biriydi. Siyasi muhalefete destek vermeye başlayınca şirketi parçalandı ve kendisi yıllarca hapiste kaldı. Sen kim oluyorsun da muhalefete destek veriyorsun, yallah dendi. Rusya'da dönemsel olarak değişiklikler olduğunu ve her devletin farklı bir yol izlediğini anlamalıyız. Bu yüzden güç ilişkisi şu denge üzerine kurulu olur: Devlet, ekonomik fırsat dağıtır. Şirket büyür. Ama nihai güç merkezi yine devlettir. Siyaset bilimi bu tür yapılara bazen şu adı verir: “bağımlı sermaye sınıfı.” Yani servet vardır ama tamamen bağımsız değildir.
Oligark, teorik olarak devlete meydan okuyabilecek kadar güçlüdür.Oysa bazı ülkelerde sermaye aktörü için durum daha karmaşıktır. Servet büyüktür ama sistemin adamıysan ve dışarı çıkmak risklidir. Ekonomi burada biraz Orta Çağ’daki derebeylik düzenine benzer bir mantıkla çalışır. Toprak senindir ama kralın hoşuna gitmezse yarın olmayabilir. Modern versiyonunda ise toprak yerine şirket vardır. Siyaset bilimi bazen bu durumu tek cümleyle özetler: “Servetin kaynağı siyaset olduğunda, servetin kaderi de siyaset olur.” Bu da sistemin kırılganlığını artırır. Çünkü yatırım ortamı sadece piyasa riskine değil aynı zamanda siyasi riske bağlı hale gelir. Ekonominin en garip paradokslarından biri de burada ortaya çıkar: Güç merkezi ne kadar büyürse, etrafındaki zenginlerin özgürlüğü o kadar küçülür. Ve bu paradoks modern otoriter kapitalizmin en karakteristik özelliklerinden biridir.
Şimdi devam edelim O yukarıda açtığım parantezi burada kapatıyorum.
Ekonomi ile siyaset arasındaki ilişki dünyanın en eski hikâyelerinden biridir. Antik Roma’da senatörler toprak zenginleriydi. Orta Çağ’da soylular hem ekonomik hem siyasi gücü elinde tutuyordu. Modern çağda ise bu rolü bazen büyük sermaye üstleniyor. Yani oligark dediğimiz şey aslında yeni bir karakter değil. Tarihin eski bir figürünün modern kostümü. Taç yerine şirket var. Krallık yerine enerji şirketi.
Ama güç mimarisi tanıdık görünüyor.
Bir toplumda servet çok küçük bir grupta yoğunlaşır ve o grup siyaseti de etkileyebilir hale gelirse, siyaset bilimi buna tek kelimeyle bakar: oligarşi.
Oligark ise o sistemin yıldız oyuncusudur. Çak abi bir beşlik!
Bu hikâyenin başlangıcı 1991. Sovyetler Birliği çöktü. Devasa bir imparatorluk, tarihin en hızlı siyasi dağılmalarından biriyle paramparça oldu. Bir gecede on beş yeni devlet ortaya çıktı. Fakat ortada küçük bir sorun vardı: bu ülkelerin ekonomileri kapitalist değildi. Hatta kapitalizmin yanından bile geçmemişlerdi. Devlet fabrikaları işletiyor, fiyatları belirliyor, üretim planlarını yazıyor, hatta bazen ayakkabı numarasına kadar hesaplıyordu. Batılı ekonomistler bu tabloya baktı ve dediler ki: “Bu sistemi hızlıca piyasa ekonomisine çevirmek lazım.”
Hızlıca. O kadar hızlı ki saçın bile o hızda kurumaz. Hızlıca kelimesi burada kritik. Çünkü tarih bize bir şeyi öğretir: Bir ülkenin ekonomisini hızlıca değiştirmek, genelde insanların hayatını yavaş yavaş mahvetmenin başka bir adıdır.
Şok terapisi, ekonomiyi devlet kontrolünden çıkarıp bir anda serbest piyasa sistemine geçirmek için kullanılan radikal reform paketidir. Bu paket genelde dört temel adımdan oluşur:
- Fiyatların serbest bırakılması
- Devlet işletmelerinin özelleştirilmesi
- Ticaretin ve sermaye hareketlerinin liberalleştirilmesi
- Devlet sübvansiyonlarının kaldırılması
Teoride kulağa mantıklı gelir. Devlet ekonomiden çekilir, piyasa verimli çalışır, rekabet artar, toplum zenginleşir. Bu anlatım ekonomi kitaplarında genelde gayet temiz görünür. Grafikler vardır, oklar vardır, “reform” yazan kutular vardır. Gerçek dünyada ise bu grafiklerin ortasında bir şey eksiktir: insanlar. Çünkü fiyatları bir gecede serbest bıraktığınızda olan şey şudur: Dün ekmek 1 rubleydi, bugün 10 ruble olur. Maaş ise hâlâ 1 rubledir. Ekonomi derslerinde buna “fiyat liberalizasyonu” denir. Sokakta buna başka bir şey denir. Kredi kartı borcunu ödeyen için yüzlerce ismi vardır hatta.
Rusya: Oligarkların Doğumhanesi
Şok terapinin en dramatik uygulaması Rusya’da gerçekleşti. 1992 yılında Boris Yeltsin hükümeti fiyatları serbest bıraktı. Bir gecede Sovyet fiyat sistemi çöktü. Sonuç: hiper enflasyon. 1992’de Rusya’da enflasyon yaklaşık %2500 oldu.
Bu rakamı okumak kolaydır. Yaşamak biraz daha zordur. İnsanlar birikimlerini bankalarda tutuyordu. Bir sabah uyandılar ve o paranın neredeyse değersiz olduğunu fark ettiler. Neredeyse demek bile çok merhametli olur, bankadaki çöp yığınına baktılar diyelim. Bir ömürlük tasarruf birkaç haftada buharlaştı. Ama bu hikâyenin asıl ilginç kısmı enflasyon değil. Asıl mesele özelleştirme. Sovyetler Birliği devasa bir devlet ekonomisiydi. Petrol şirketleri, metal fabrikaları, bankalar, enerji santralleri… Hepsi devlete aitti. Bu varlıkların değeri trilyonlarca dolardı.
Şok terapinin ikinci adımı şuydu: bunları özelleştirmek. Teoride amaç şuydu: halkın mülkiyetine dağıtmak. Pratikte olan şey ise farklıydı: birkaç kişinin eline vermek.
Kupon Özelleştirmesi: Tarihin En Büyük İndirim Günü
1990’ların başında Rus hükümeti halka özelleştirme kuponları dağıttı. Her vatandaşın eline bir voucher geçti. Bu kuponlarla devlet şirketlerinin hisselerini satın alabileceklerdi. Kulağa demokratik geliyor. Ama sadece kulağa. Küçük bir sorun vardı: insanlar açtı. Enflasyon insanların tasarruflarını silmişti. Maaşlar erimişti. İnsanlar kuponlarını satmaya başladı. Çok ucuz fiyatlara. Bu noktada sahneye yeni bir karakter çıktı: oligarklar.
Bir grup girişimci, banker ve eski Sovyet bürokratı bu kuponları topladı. Çok sayıda. Gerçekten çok sayıda. Sonuç olarak birkaç yıl içinde Rusya’nın en büyük petrol, gaz ve metal şirketleri bu küçük grubun eline geçti. Bir ülkenin doğal kaynaklarını özelleştirmek normal bir süreç olabilir. Ama burada olan şey biraz daha dramatikti. Bir devlet ekonomisi birkaç yıl içinde özel mülkiyete geçti ve bu mülkiyet nüfusun çok küçük bir kısmında toplandı. Bu yüzden bazı ekonomistler Rusya’daki süreci şöyle tarif eder: Kapitalizm kurulmadı. Kapitalizm satıldı.
Loans for Shares: Modern Feodalizmin Finansal Versiyonu
1995’te Rusya’da daha da ilginç bir program başladı: Loans for Shares. Devlet büyük şirketlerin hisselerini teminat göstererek zengin iş insanlarından borç aldı. Eğer devlet borcu ödeyemezse hisseler borç verenlere geçecekti. Tahmin etmek zor değil: devlet borcu ödeyemedi. Sonuç olarak Rusya’nın petrol devleri, metal şirketleri ve enerji varlıkları bir avuç iş insanının kontrolüne geçti. Bu insanlar birkaç yıl içinde milyarder oldular. O kadar hızlı ki Forbes bile yetişmekte zorlandı. Buna bazen “piyasa ekonomisine geçiş” denir. Geçiş derken halka geçirme genellikle. Ama tarihsel olarak bakıldığında daha doğru bir tanım vardır:
Servet transferi. Üstelik tarihin en büyüklerinden biri.
Doğu Avrupa: Aynı Reçete, Farklı Sonuçlar
Şok terapisi sadece Rusya’da uygulanmadı. Polonya, Çekya, Macaristan ve Baltık ülkeleri de benzer reformlar yaptı. Fakat sonuçlar aynı olmadı. Polonya genelde “başarılı” örnek olarak gösterilir. 1990’larda ağır bir durgunluk yaşadı ama daha sonra büyüme başladı. Bugün Polonya Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri. Rusya’da ise tablo farklıydı. 1990’larda Rusya’nın GSYH’si yaklaşık %40 küçüldü. Bu, savaş olmayan bir dönemde yaşanan en büyük ekonomik daralmalardan biridir. Ortalama yaşam süresi bile düştü. Özellikle erkeklerde. Bunun nedeni sadece ekonomi değildi. Sosyal güvenlik sistemi çöktü, sağlık sistemi zayıfladı, alkol tüketimi arttı, işsizlik patladı. Şok terapinin yan etkileri bazen istatistik tablolarına sığmaz.
Oligarklar ve Devlet: Yeni Güç Mimarisı
1990’ların sonunda Rusya’da ilginç bir durum ortaya çıktı: devlet zayıftı ama oligarklar çok güçlüydü. Bazı oligarklar televizyon kanallarını kontrol ediyordu. Bazıları bankaları. Bazıları enerji sektörünü. Bu insanlar sadece zengin değildi. Politik olarak da etkiliydiler. Bir ülkenin doğal kaynaklarını kontrol ediyorsanız siyaset üzerinde de söz sahibi olursunuz. Bu, ekonomi kitaplarında yazmaz ama tarih bunu defalarca göstermiştir.
1999’da Vladimir Putin iktidara geldiğinde ilk yaptığı şeylerden biri oligarkların gücünü sınırlamak oldu. Bazıları sürgüne gitti. Bazıları hapse girdi. Bazıları ise devlete uyum sağlamayı öğrendi. Rusya’da devlet ve oligarklar arasında yeni bir denge kuruldu. Bu dengeye bazen “yönetilen kapitalizm” denir.
Bazen daha basit bir şey denir: güç.
Bugün şok terapisi sadece bir ekonomik reform paketi olarak değil, aynı zamanda bir ideolojik dönem olarak da inceleniyor. 1990’larda dünya ekonomisinde güçlü bir fikir vardı: piyasalar her şeyi çözer. Devlet ekonomiden çekilmeli, piyasalar serbest bırakılmalı, küresel ticaret genişlemeli. Bu fikirler büyük ölçüde Washington Konsensüsü adı verilen politika paketinde somutlaştı. IMF, Dünya Bankası ve birçok Batılı ekonomist bu reformları destekledi. Bazı ülkelerde işe yaradı. Bazılarında ise ciddi sosyal maliyetler yarattı. Şok terapinin en büyük eleştirilerinden biri şudur: kurumlar oluşmadan piyasaları serbest bıraktı. Bir ülkenin hukuk sistemi, düzenleyici kurumları, finansal denetimi güçlü değilse serbest piyasa bazen rekabet üretmez. Daha çok tekelleşme üretir. Rusya’daki oligark sistemi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Şok terapisi bugün hâlâ ekonomi tartışmalarında önemli bir referans noktasıdır. Çünkü şu soruyu gündeme getirir: Bir ülkenin ekonomik sistemi ne kadar hızlı değiştirilebilir? Bazı ekonomistler hızlı reformların gerekli olduğunu savunur. Yavaş reformların eski sistemin çıkar grupları tarafından sabote edileceğini söylerler. Diğerleri ise hızlı reformların sosyal maliyetinin çok yüksek olduğunu vurgular. Tarih iki tarafın da tamamen yanlış olmadığını gösterir. Ama bir gerçek nettir: ekonomi sadece sayılardan ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda güç ilişkileridir. Kimin kazandığı, kimin kaybettiği, kimin kuralları yazdığı… bunlar ekonomik modellerin dışında ama gerçek dünyanın tam ortasında duran meselelerdir.
Şok terapisi teoride ekonomiyi iyileştirmek için yapılmış bir müdahaleydi. Ama bu terapinin şokunu en çok yaşayanlar sıradan insanlar oldu. Bir gecede fiyatlar değişti, işyerleri kapandı, birikimler eridi. Aynı dönemde bazı insanlar tarihin en hızlı servet artışlarından birini yaşadı. Ekonomi çok ironik bir bilimdir. Bir grup insan için “piyasa reformu” olan şey, başka bir grup için hayatın altüst olmasıdır.
Rusya’da 1990’lar bunun en dramatik örneklerinden biridir. Bir sistem çöktü. Yeni bir sistem kuruldu. Ama o yeni sistem herkes için eşit başlamadı. Bazıları oyuna sıfırdan başladı. Oyunda canlarını kaybetmek gibi. Bazıları ise oyuna petrol şirketiyle başladı. Tarih bazen büyük ideolojiler üzerinden anlatılır: sosyalizm, kapitalizm, piyasa, devlet. Ama yakından bakıldığında hikâye daha basittir. Birileri sistemi kurar. Birileri kuralları yazar. Ve genellikle aynı kişiler kazanan olur.
Şok terapisi bu gerçeği ekonominin üzerine neon ışıkla yazmış bir deneydir.
Üstelik deney hâlâ bitmiş sayılmaz.
Referanslar
Stiglitz, Joseph E.
Globalization and Its Discontents.
W.W. Norton, 2002.
(IMF politikaları ve şok terapisi eleştirilerinin en önemli metinlerinden biri.)
Hoffman, David E.
The Oligarchs: Wealth and Power in the New Russia.
PublicAffairs, 2002.
(Rusya’da oligarkların nasıl ortaya çıktığını anlatan klasik çalışma.)
Aslund, Anders.
Russia’s Capitalist Revolution: Why Market Reform Succeeded and Democracy Failed.
Peterson Institute for International Economics, 2007.
(Şok terapisi savunucularının önemli analizlerinden biri.)
Shleifer, Andrei & Treisman, Daniel.
Without a Map: Political Tactics and Economic Reform in Russia.
MIT Press, 2000.
(Rusya’daki reform sürecinin politik arka planını inceleyen akademik çalışma.)
Freeland, Chrystia.
Sale of the Century: Russia’s Wild Ride from Communism to Capitalism.
Crown Business, 2000.
(Özelleştirmelerin ve servet transferinin sahadan anlatımı.)
Williamson, John.
“What Washington Means by Policy Reform.”
Institute for International Economics, 1990.
(Washington Konsensüsü kavramının temel metni.)

Bir Önceki Yazı