Tonton Dede mi, Yaşlı Canavar mı?

Tonton Dede mi, Yaşlı Canavar mı?

Yaşlanma, İktidar ve Yer Açmayı Reddeden Zihin

Emeklilik çoğu zaman yanlış anlaşılır. Yaygın anlatıda emeklilik, “artık üretken olmamak”, “yorulmak”, “kenara çekilmek” gibi edilgen anlamlarla yüklenir. Oysa emekliliğin tarihsel ve toplumsal işlevi bundan çok daha derindir. Emeklilik, bireyin değersizleşmesi değil; toplumun kendini yenileyebilmesi için bilinçli olarak alan açmasıdır. Bu, biyolojik bir zorunluluktan çok etik bir düzenleme olarak ortaya çıkmıştır.

İnsan toplulukları erken dönemlerden itibaren şunu fark etmiştir: Güç, bilgi ve karar alma yetkisi tek elde ve uzun süre biriktiğinde sistem donar. Donan sistemler sertleşir. Sertleşen sistemler ise kırılganlaşır. Emeklilik bu yüzden yalnızca ekonomik bir düzenleme değildir; her alandaki iktidarın dolaşımını sağlayan bir güvenlik mekanizmasıdır. “Artık katkı sunamazsın” demek değil, “katkının biçimi değişmeli” demektir.

Yaşlılığın bilgelik üretmesi, merkezde kalmaya devam etmekle değil; merkezden çekilmeyi kabul etmekle mümkündür. Emeklilik, yaşlı bireyi silmez; onu kararın mutlak sahibi olmaktan çıkarıp deneyimin taşıyıcısı haline getirir. Rehberlik başka bir şeydir, hükmetmek başka. Bu ayrım ortadan kalktığında, yaşlılık iktidarla birleşir ve sertlik kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle emeklilik yalnızca bireysel bir hak değil, toplumsal bir nefes alma alanıdır. Gençlerin yalnızca çalışabilmesi için değil; yanılabilmesi, hata yapabilmesi ve yeni yollar açabilmesi için gereklidir. Yer açılmadığında gençlik ya bastırılır ya da taklit etmeye zorlanır. Her iki durumda da yenilik değil, tekrar üretilir.

Otoriter yapılarda emekliliğin ya tamamen anlamsızlaşması ya da fiilen imkânsız hale gelmesi tesadüf değildir. Çünkü otoriter zihin için geri çekilmek bilgelik değil, yok oluş anlamına gelir. Güç kimliğin yerine geçtiğinde, bırakmak ölmekle eşdeğer hale gelir. Bu yüzden yaşlı iktidarlar yalnızca koltuklarını değil, zamanın kendisini işgal etmeye çalışır.

Bu çerçeveden bakıldığında yaşlanma meselesi yalnızca sosyal değil, biyolojik ve psikolojik bir boyut da taşır. Yaşlanma, insan beyninde yalnızca niceliksel bir yavaşlama yaratmaz; niteliksel bir yön değişimi de üretir. Nörobilim literatürü, yaşla birlikte bilişsel esnekliğin azaldığını açıkça ortaya koyar. Bilişsel esneklik, bireyin yeni bilgiye uyum sağlama, alternatif bakış açılarını değerlendirme ve belirsizlikle baş edebilme kapasitesidir. Bu kapasite azaldığında, karar alma süreçleri daha basit, daha siyah–beyaz ve daha savunmacı hale gelir. Bilişsel esnekliğine hiç yatırım yapmamış yaşlıları düşünün. 18 yaşındaki ideolojisini 95 yaşında da korumaya çalışıyor. Geçen yıllar içinde, politikalar, teknoloji, yaşam, ülke sınırları değişir ama o değişmez. Ne kadar zorlu bir süreç olduğunu anlamak zor değil ve o yaşlının sizin üzerinizde iktidar sahibi olduğunu da düşünün. Karanlık bir odada hapsedilmişsiniz gibi.

Bu biyolojik zemin psikolojik faktörlerle birleştiğinde tablo netleşir. Erikson’un tanımladığı gibi yaşlılık, “benlik bütünlüğü” ile “umutsuzluk” arasındaki gerilim alanıdır. Kişi geçmiş yaşamını anlamlandırabildiğinde bilgelik ortaya çıkar; anlamlandıramadığında ise suçlama, inkâr ve sertlik artar. Yaşlılık böylece dinginlik değil, tehdit algısının yoğunlaştığı bir savunma evresine dönüşür.

İktidar bu süreci daha da keskinleştirir. Uzun süre güç pozisyonunda bulunan bireylerde gözlemlenen hubris sendromu, aşırı özgüven, eleştiriye tahammülsüzlük, empati kaybı ve yanılmazlık hissiyle karakterizedir. Bu bir hastalık değil, bağlamsal bir güç patolojisidir. Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan bilişsel katılık ve fiziksel kırılganlık hissiyle birleştiğinde etkisi derinleşir.

Bu bağlamda Donald Trump çağdaş bir örnek olarak okunabilir. Trump’ın kamusal söylemi; tekrar, kişiselleştirilmiş tehdit algısı, mutlak haklılık iddiası ve eleştiriye yoğun öfke tepkileriyle uzun süredir karakterizedir. Bu özellikler yalnızca popülist bir stil değil; yaşla birlikte derinleşen bilişsel ve duygusal katılıkla da uyumludur. Konuşmalarında sıkça gözlemlenen konudan kopmalar, aynı ifadelerin defalarca tekrarı ve karmaşık meselelerin basit sloganlara indirgenmesi, zihinsel esnekliğin daraldığını düşündürür.

Trump’ın sağlık durumuna ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiler sınırlıdır; ancak obezite, kronik stres, düzensiz uyku ve yüksek öfke düzeyi gibi faktörler, yaşlı bireylerde dürtü kontrolü ve empati kapasitesini zorlayan riskler olarak literatürde iyi bilinmektedir. Kronik stresin tehdit algısını artırdığı ve düzenleyici bilişsel mekanizmaları zayıflattığı gösterilmiştir. Trump örneğinde belirgin olan, yaşlanmanın kabul edilmesi değil inkâr edilmesidir. Güç kaybı ihtimali, sürekli bir kuşatma ve komplo anlatısına dönüşür. Kurumlar, medya, muhalefet ve hatta zamanın kendisi düşmanlaştırılır. Böyle bir zihinsel yapıda merhamet değil, kontrol arzusu merkezde yer alır.

Bu noktada zalimlik, bilinçli bir ahlaki tercih olmaktan çıkar; yaşlanan bir beden ve katılaşan bir zihinle birlikte iktidarı kaybetme korkusuna verilen refleksif bir yanıt halini alır. Trump’ın diplomatik teamülleri hiçe sayan dili ve “güçlü olan haklıdır” vurgusu, stratejik hesaplardan çok sabırsızlık ve tahammülsüzlükle de açıklanabilir.

Sonuçta sorun yaş değildir. Sorun, yaşla birlikte değişen kapasitelere rağmen gücü bırakmayı reddeden iktidar anlayışıdır. Emekliliğin anlamı da tam burada ortaya çıkar: Yer açmak. Gücü devretmek. Zamanın önüne geçmeye çalışmak yerine onunla birlikte geri çekilmeyi bilmek.

Yaşlanmak insanidir.
Yer açabilmek ise bilgeliktir.
Ve bilgelik, iktidarı sonsuza dek tutmakta değil; onu devredebilmekte ortaya çıkar.

Harada, C. N., Natelson Love, M. C., & Triebel, K. L. (2013). Normal cognitive aging. Clinics in Geriatric Medicine, 29(4), 737–752.
→ Sağlıklı yaşlanmada dikkat, yürütücü işlevler ve bilişsel esneklik değişimleri.

Park, D. C., & Reuter-Lorenz, P. (2009). The adaptive brain: Aging and neurocognitive scaffolding. Annual Review of Psychology, 60, 173–196.
→ Yaşlanan beynin telafi mekanizmaları, esneklik kaybı ve karar alma süreçleri.

Raz, N., & Rodrigue, K. M. (2006). Differential aging of the brain. Neuropsychology Review, 16(3), 187–205.
→ Prefrontal korteks ve limbik sistemde yaşa bağlı yapısal değişimler.

Mather, M. (2016). The affective neuroscience of aging. Annual Review of Psychology, 67, 213–238.
→ Duygusal regülasyon, tehdit algısı ve empati değişimleri.

Sapolsky, R. M. (2004). Why zebras don’t get ulcers (3rd ed.). New York: Henry Holt.
→ Kronik stresin beyin, karar alma ve saldırganlık üzerindeki etkileri.

McEwen, B. S., & Morrison, J. H. (2013). The brain on stress. Nature Reviews Neuroscience, 14(6), 423–437.
→ Stresin prefrontal korteks üzerindeki yıpratıcı etkileri.

Peters, E., Hess, T. M., Västfjäll, D., & Auman, C. (2007). Adult age differences in dual information processing. Psychology and Aging, 22(2), 308–320.
→ Yaşla birlikte sezgisel (hızlı) karar alma eğiliminin artması.

Samanez-Larkin, G. R., & Knutson, B. (2015). Decision making in the aging brain. Trends in Cognitive Sciences, 19(5), 284–292.
→ Risk algısı, ödül–ceza dengesi ve yaşlanan beyinde karar verme.

Erikson, E. H. (1982). The life cycle completed. New York: W. W. Norton.
→ Yaşlılıkta benlik bütünlüğü, umutsuzluk ve psikolojik sertleşme.

Carstensen, L. L., Isaacowitz, D. M., & Charles, S. T. (1999). Taking time seriously. American Psychologist, 54(3), 165–181.
→ Sosyo-duygusal seçicilik kuramı: yaşlılıkta daralan ilgi alanları.

Owen, D., & Davidson, J. (2009). Hubris syndrome. Brain, 132(5), 1396–1406.
→ Güç, yaş ve kişilik sertleşmesi ilişkisi (siyaset bağlamı).

Read more