Zodyak’ın Birbirinden Fevkalade Burçları : Astrolojik Erdemler
Sosyal medyada Deffy adında bir karakter yarattım. Mizah yapıyorum. Günlük hayatta defalarca çiğnenmiş klişelerle, burçlar üzerinden karakter analizleriyle, flörtte yaptığımız saçmalıklarla, siyasete kadar uzanan bir alanda video çekiyorum. Bazen gazetecilerin kombinleri bile konu oluyor. Genelde komik. Hatta bazen o kadar komik ki videoyu çekerken kendim gülüyorum. Hesabımı takip edenlerin büyük kısmı kadın. Ve evet, her zaman desteklemiyorlar. Burçlarını eleştirdiğimde, hayatında muhtemelen tek kimliği “Başak” ya da “Kova” olmak olan insanlardan, bir kadının ağzından duymayı beklemeyeceğiniz türden hakaretler geliyor. Kendini gerçekten bir burçtan ibaret sanan insanların, beni aşağılamak için seçtiği kelimeleri okuyorum. İtiraf edeyim o berbat mesajları bazen arkadaşıma okutuyorum. Haftalık bir saat “hakaret okuma etkinliğimiz” var. Neyse ki azınlıktalar. Çoğunluk beni anlıyor. Benimle gülüyor. Çünkü gülmek kolay ve bir o kadar da güzel.
Ama gülmek yetmiyor. Bazen insanın içini dürten bir şey oluyor ve onu espriyle geçiştiremiyorsun. Kusurlarımızı gülerek yumuşatmak yerine, yüzümüze çarpacak işler yapmak istiyorum. Fakat ne bu sertliği taşıyacak bir ünüm var, ne de bu ağırlığı kaldırabilecek bir sosyal medya hesabım. Böyle şeyler yapınca “paketlenip kenara konulan” insanlardan oluyorsun. O yüzden yazıyorum. Çünkü çoğunluğun içindeki o küçük azınlık okuyor. Belki bunu bir kaçış sanabilirsiniz ama açık konuşayım: Benden daha az okuyan, daha az düşünen ama hakaret etmeyi kendine hak gören insanlara enerji ayıracak bir hayatım yok. Yazmak daha rahat... Hakaret eden biri 1000 kelimelik yazıyı okumaz.
Bir burç videosu hazırlıyorum. O burcun popüler astrolojide en çok tekrarlanan birkaç özelliğiyle dalga geçiyorum. Zaten astrolojinin kendisi bile güneş burcunu tek başına merkeze koymaz ama insanlar buna inanmak istiyor. Ben de onların inandığı yerden konuşuyorum. Diyelim ki Başakları eleştirdim. Kızanlar çıkıyor. Kovalar, Teraziler, Akrepler… Hiç fark etmiyor.
“Başaklar fedakârdır.”
“Kovalar candır.”
“Bilgin tırt, sus.”
“Gerizekâlı karı.”
“Etkileşim için yapıyorsun, İkizler zekidir.”
Bu cümlelerin tamamı aynı anda geliyor. Hakaret, ahlaki üstünlük ve mutlak cehalet tek pakette. Sonra dönüp videonun analizine bakıyorsun: 23 bin beğeni, 35 bin paylaşım, 974 bin izlenme. Hakareti yemişiz ama onlardan daha çok eğlenen olmuş. Bu hoşuma gidiyor. Kendisiyle dalga geçildiğinde gülebilen insanı seviyorum. Eğlenmek güzel. Gülmek harika. Ama burada küçük bir detay var: Gülmek bedava.
Bugün ilk kez bir yardım videosu çektim. Arazisini kaybetmek üzere olan, 6.500 hayvanın yaşadığı bir yaşam alanı için. Gerçek hayvanlar. Gerçek bir arazi. Gerçek bir ihtiyaç. Arazi için gerekli paranın 3 milyon eksiği var. Matematik basit: 30 bin kişi 100 TL verse mesele kapanıyor. Videoyu paylaştım. Sadece sosyal medyadan tanıdığım küçük bir gruba “100 TL’nizi alırım” diye mesaj attım. Aldım da. Hatta fazlasını bağışlayanlar oldu. İnsanları sosyal medyadan da tanıyabilirsiniz, yazdıklarından, fikirlerinden tanıyorum onları. Tahmin ediyorum o cümlelerin arkasında nasıl bir kalp, nasıl bir zihin olduğunu... Bir mesaj kutusunda kaç pırlanta olduğunu tahmin edemezsiniz. Hiçbiri şaşırtmadı, yanlarında olsam kucaklardım hepsini.
Sonra sayılara bakıyorum. 22 Ocak 2026, saat 22:22. Video 10.022 kişiye ulaşmış. Ortalama izlenme süresi 9 saniye. Video zaten 66 saniye be vicdansız, hemen nasıl kaçtın öyle? Yani insanlar daha derdimi bitirmeden çıkmış gitmiş videodan.. Herhalde sorunlarımız bu yüzden çözülmüyor. İzlenmiş, paylaşılmış ama 10 bin kişiden sadece 203 kişi paylaşmış. Paylaşmak için para bile harcamıyorsun oysa ki. Bildiğim 31 kişi bağış yapmış. 100 TL ile rimel alamazsın. Allık alamazsın. Uyduruk bir tişört bile alamazsın. Ama konu hayvanlar olunca, o 100 TL birden “çok şey” oluyor. İşte asıl mesele burada başlıyor.
Biraz ciddi olalım.
Burç videosunda herkes özne. Herkes konuşuyor, herkes biliyor, herkes iyi. Bağış videosunda ise herkes seyirci. Psikolojide bunun adı var: Bystander Effect. Kalabalık arttıkça sorumluluk erir. “Ben yapmasam da biri yapar” cümlesi zihnin otomatik ayarıdır. Bu kötü olmak değil, kaçmaktır. Sorumluluktan kaçmak. Sonra bir de Moral Licensing devreye giriyor. İnsan kendini ahlaki olarak iyi hissettiği anda, iyi davranmayı erteliyor. Burç videoları tam olarak bunu sağlıyor. “Ben zaten fedakârım.” “Ben zaten duyarlıyım.” Yani davranışa gerek yok, kimlik yeterli. Kimlik üzerinden ahlak, en ucuz ahlaktır. Çünkü hiçbir şey yapmadan iyi hissettirir.
Instagram dediğimiz yer bir eğlence parkı. Kimse buraya rahatsız olmaya gelmiyor. Komik videolar, burçlar, flört saçmalıkları bu yüzden çalışıyor. Duyguyu pozitif kapatıyor. Bağış videosu ise açık bırakıyor. Rahatsız ediyor. Psikolojide buna aversive arousal deniyor. İnsan bu duygudan hızla kaçmak ister. O yüzden 9 saniye. O yüzden yukarı kaydırma. Bu umursamazlık değil; konforu koruma refleksi. 100 TL meselesi de para meselesi değil. Bu bir fedakârlık meselesi. Modern insan fedakârlık kelimesini sevmez. “Kendin için harca, kendini ödüllendir, kendini ihmal etme” diye büyütüldük. Başkası için harcamak bu hikâyeye uymaz. O yüzden “100 TL ile rimel alamazsın” cümlesi bu kadar çarpar. Çünkü mesele rimel değil, önceliktir.
Ve en sonunda şuraya geliyoruz: Burç videosunda insanlar kendilerini över. Bağış videosunda kendileriyle karşılaşır. İnsanlar övülmeyi sever. Karşılaşmaktan kaçar. Çoğu zaman çözüm istemez, şikâyet eder. Başkasına bela okumak ister, başkasına hakaret etmek ister... Böylece hiç bir şeyi çözmek zorunda kalmaz.
O yüzden biri 974 bin izlenir.
Diğeri 10 binde kalır. Daha iki günü var o videonun, video dışında kendim de uğraşıyorum. 150 kişi hedef koydum kendime.
Sonuca gelelim;
Bu algoritma değil.
Bu toplum.
Ve belki de en can acıtıcı gerçek şu:
Biz iyi insanlar olduğumuzu duymayı, iyi insanlar gibi davranmaya tercih ediyoruz.
