DİŞLİ VAJİNA: ERKEKLİĞİN EN ESKİ KORKU FİLMİ

Paylaş
DİŞLİ VAJİNA: ERKEKLİĞİN EN ESKİ KORKU FİLMİ

İnsanlık tarihi boyunca erkekler ejderhalardan, şeytanlardan, savaştan, ölümden korkmuş. Ama belli ki bunların hiçbiri yeterince ürkütücü gelmemiş olacak ki bir noktada oturup şöyle bir şey hayal etmişler:

Ya vajinanın dişleri varsa?

Evet.

Vagina dentata.

Latince “dişli vajina.”

İnsanlığın önemli bir bölümü tekerleği, tarımı, astronomiyi geliştirirken birileri de “Ya bizimkini bir yerinden koparırsa?” diye mitoloji üretmiş. Pırt pırt ipe diz😄

Ve şaşırtıcı biçimde bu fikir tek bir kültüre ait değil. Vagina dentata motifi farklı coğrafyalarda, farklı dönemlerde ve farklı folklorik biçimlerde karşımıza çıkıyor. Akademik literatürde Hindistan’dan Amerika kıtasındaki yerli anlatılarına kadar uzanan örnekleri incelenmiş durumda. Ortak hikâye aşağı yukarı aynı: Kadının cinsel organı tehlikeli. İçinde dişler, sivri parçalar veya penise zarar verecek başka bir mekanizma var. Erkek yaklaşırsa yaralanabilir, hadım olabilir, hatta ölebilir.

Düşünsenize, vajina.

Bütün medeniyetlerin girmek için bu kadar uğraştığı yer hakkında aynı zamanda binlerce yıldır korku hikâyesi anlatılıyor.

İnsanoğlunun ilişkiyle kurduğu ilişkinin bundan daha iyi bir özeti olabilir mi bilmiyorum.

KADININ DİŞLERİNİ SÖKÜNCE MEDENİYET BAŞLIYOR

Vagina dentata anlatılarının en ilginç tarafı vajinanın dişli olması bile değil.

Asıl ilginç olan, hikâyelerin nasıl bittiği. Birçok versiyonda bir erkek geliyor ve o dişleri kırıyor, söküyor ya da etkisiz hale getiriyor. Aslansın sen Muhtittin! Ondan sonra kadınla güvenli biçimde cinsel ilişki kurulabiliyor. Kahraman, yiğit seni!

Yani mesele aslında şu:

Kadının cinselliği tehlikeli. Önce onu zararsız hale getireceğiz. Sonra sevebiliriz.

Romina Rossi'nin Hint folklorundaki vagina dentata anlatıları üzerine yaptığı çalışma tam bu noktaya dikkat çekiyor. Rossi, dişlerin sökülmesini yalnızca psikanalitik bir “kastrasyon korkusu” olarak değil, aynı zamanda kadın cinselliğinin ve kadın iradesinin denetim altına alınmasının sembolik anlatısı olarak okuyor. Burada insan ister istemez düşünüyor: Dişleri sökülmüş vajina yalnızca seks için güvenli hale gelmiş vajina mıdır? Yoksa itiraz etmeyen kadın mıdır?

Çünkü ataerkil kültürün kadınla tarih boyunca kurduğu ilişkinin şaşırtıcı derecede büyük bölümü bu metaforun genişletilmiş versiyonu gibi çalışıyor.

Çok konuşma.

Çok isteme.

Çok gülme.

Çok sevişme ya da ben istediğim zaman muhakkak seviş.

Çok başarılı olma.

Çok para kazanma.

Çok görünür olma.

Çok öfkelenme.

Hele erkeğin senden korkabileceği kadar güçlü hiç olma.

Özetle:

Dişlerin olabilir ama göstermek ayıp kızım.

Toplumun kız çocuklarına verdiği ilk ortodonti hizmeti aşağı yukarı bu.

FREUD GELMESEYDİ OLMAZDI

Elbette konu penis kaybetme korkusu olunca Freud'un bir yerden çıkması kaçınılmaz. Adamın uzmanlık alanı bu.

Ampul bozuluyor: çocukluk.

İşinde mutsuzsun: çocukluk.

Rüyanda tren gördün: penis.

Trene binmedin: yine penis.

Tren iptal oldu: annen.

Vagina dentata psikanalitik literatürde özellikle kastrasyon anksiyetesi, yani hadım edilme korkusuyla ilişkilendirildi. Burada küçük ama önemli bir düzeltme yapmak gerekiyor: Freud çıkıp “Dişli vajina teorimi açıklıyorum arkadaşlar” demedi elbette. Motif, daha sonraki psikanalitik çalışmalar tarafından Freudcu kastrasyon korkusuyla ilişkilendirildi. Folklor araştırmacısı S. Otero'nun 1996 tarihli çalışması da vagina dentata üzerine geliştirilen psikanalitik teorileri bu bağlamda inceliyor.

Mantık şu:

Kadın bedeni erkek için hem arzu nesnesidir hem de tehdit. Yaklaşmak ister. Ama yaklaşmanın bedeli erkekliğini kaybetmek olabilir. Psikanaliz açısından vagina dentata bu çelişkinin mükemmel sembolüdür: Girmek istediğin yer seni eksiltebilir. Burada Ezhel'den bir şarkı dinleyelim.

Bence erkek psikolojisinin önemli bir bölümünü tek cümlede hallettik. Yazı burada bitebilir aslında. Ama bitirmeyeceğim. Çünkü erkekliğin kadın cinselliğiyle kurduğu tuhaf ilişki yalnızca “penisimi kaybeder miyim?” düzeyinde değil. Daha derinde başka bir korku var:

Kontrolü kaybeder miyim?

Kadın isterse?

Kadın seçerse?

Kadın reddederse?

Kadın benden daha çok isterse?

Kadın benden daha az isterse?

Kadın ben gittikten sonra gayet güzel yaşamaya devam ederse?

Sonuncusu özellikle ağır.

İnsan onun için mitoloji falan yazıyor.

VAJİNA NEDEN CANAVAR OLDU?

Psikolog B. Beit-Hallahmi, erkeklerin kadın cinsel organına yönelik korkularının mitlerde, edebiyatta ve psikolojik anlatılarda tekrar tekrar belirdiğini yazıyor. Vajina yalnızca haz kaynağı olarak değil, fiziksel tehlikenin kaynağı olarak da tahayyül ediliyor.

Bu önemli. Çünkü vagina dentata yalnız başına duran acayip bir hikâye değil. Kadın bedeninin kültür tarihinde nasıl temsil edildiğine bakın.

Kanayan kadın tehlikeli.

Doğuran kadın korkutucu.

Yaşlanan kadın cadı.

Cinselliğini yaşayan kadın baştan çıkarıcı şeytan.

Çocuk doğurmayan kadın eksik.

Çok çocuk doğuran kadın kontrolsüz.

Cinsel olarak çekici kadın tehlike.

Cinsel olarak çekici olmayan kadın zaten hikâyeye alınmıyor.

Kadın için harika bir oyun tasarlamışız.

Her yolu seçebilirsiniz.

Hepsi yanlış.

Bu noktada feminist film teorisyeni Barbara Creed devreye giriyor. Creed'in meşhur kavramı “monstrous-feminine”, yani “canavarlaştırılmış kadınsılık”, korku kültüründeki cadıdan canavar anneye, kanayan bedenden kastrasyon tehdidi taşıyan kadına kadar birçok figürü aynı teorik çerçevede inceliyor. Buradaki mesele yalnızca “kadın canavar olarak gösteriliyor” değil. Canavarlığın bizzat kadınlıkla, annelikle, üremeyle ve kadın cinselliğiyle kurulması.

Düşünsenize.

Erkek canavar olunca:

Dracula.

Kadın canavar olunca:

Regl olmuş.

Biz kültürel sembolizm konusunda biraz kolaycı davranmışız.

AĞIZ, VAJİNA VE ERKEĞİ YUTAN KADIN

Vagina dentata'nın ikonografisi ayrıca çok basit ama çok güçlü bir benzerliğe dayanıyor:

Ağız.

Dudaklar.

Açılma.

Kapanma.

İçeri alma.

Ve diş.

Bu yüzden korku sinemasında kadınsı olarak kodlanan birçok yaratığın ağzında vagina dentata çağrışımları bulunması tesadüf değil. Barbara Creed'in çalışmasının etkili olmasının nedenlerinden biri de tam olarak buydu: Korku sinemasında kadın bedeninin “eksik erkek” olarak değil, tersine erkeği eksiltebilecek beden olarak okunabileceğini gösterdi.

Freud'un klasik kadın anatomisi yorumunda kadın “eksiklik” üzerinden düşünülür.

Creed masayı ters çevirir. Belki kadın eksik değildir. Belki değil tabi. Kadın eksiksiz. Erkek onun tarafından eksiltilmekten korkuyordur. Vallahi bıktım bu erkeklerden!

Bu anlatığım değişiklik küçük görünür ama feminist teori açısından deprem büyüklüğündedir. Çünkü kadın artık pasif bir “yokluk” değildir. Tehdit oluşturan bir güçtür. Ve patriyarkanın kadın konusunda en huzursuz olduğu yer zaten burası. Kadın güçsüzken problem yoktur. Kadın güçlü olduğunda hemen yeni bir kategori açılır:

Zor kadın.

Tehlikeli kadın.

Dominant kadın.

Erkek gibi kadın.

Korkutucu kadın.

Fazla kadın.

Yani vajinaya diş takmak aslında sembolik açıdan hiç de büyük bir sıçrama değil. Kadına zaten yıllardır “biraz fazla konuşuyor” diye canavar muamelesi yapıyoruz.

Diş koymuşuz çok mu?

AMA BURADA BİR SORUN VAR

Feminist bir metin yazarken vagina dentata'yı doğrudan “kadının gücü” diye romantize etmek de kolaycılık olur. Çünkü miti başlangıçta kadınlar yaratmış olmayabilir. Tam tersine, motifin önemli bir kısmı erkek korkusunun ürünü olarak okunuyor. Yani “Bakın, kadınların vajinası ne kadar güçlü” diye alkışladığımız figür tarihsel olarak şunu söylüyor da olabilir:

Kadın cinselliğinden sakının.

Bu yüzden vagina dentata çift taraflı bir sembol. Bir tarafta kadın cinselliğinin şeytanlaştırılması var. Diğer tarafta ise o sembolü geri alıp güce dönüştürme ihtimali. Feminist kültür burada çok sevdiğim bir şey yapıyor:

Erkeğin korkmak için ürettiği canavarı alıp kadına geri veriyor.

“Bundan mı korktun?”

“Evet.”

“Tamam, o zaman bunu tutuyorum.”

Cadıda da aynı şey oldu. Femme fatale'de oldu. Medusa'da oldu. Dişli vajinada da oluyor. Erkek kültürünün “canavar” dediği kadın figürü, feminist okumada “özne” haline geliyor.

MEDUSA'NIN BAŞIYLA AYNI PROBLEM

Medusa'yı düşünün. Bir kadının saçlarında yılanlar var ve ona bakan erkek taş oluyor.

Yani kadın: bakışı kontrol ediyor.

Erkeği hareketsiz hale getiriyor.

Cinsel olarak tehlikeli.

Sonra ne oluyor?

Bir erkek kahraman geliyor ve başını kesiyor.

Vagina dentata anlatısındaki dişlerin sökülmesiyle akrabalığı tesadüf değil.

Tehlikeli kadın organı ortadan kaldırılıyor. Medusa'da baş. Vagina dentata'da diş. Cadıda ses. Histerik kadında söz. “Huysuz” kadında öfke. Toplumsal operasyon aynı: Kadının tehdit oluşturduğu yeri bul ve orayı etkisizleştir.

Bu yüzden tarihte kadın susturmakla kadın cinselliğini denetlemek birbirinden tamamen bağımsız işler değil. İkisinin altında aynı soru yatıyor: Bu kadının kendi iradesi var mı? Çünkü varsa geçmiş olsun.

Diş de çıkar. "Muhittin koooşş! Necla'nın dişleri çıktı!"😃

TEETH: DİŞLER GERİ GELİYOR

2007 yapımı Teeth, vagina dentata mitini modern korku-komedi üzerinden ters yüz eden en belirgin örneklerden biri.

Filmin ana karakteri Dawn, vajinasında dişler olduğunu keşfediyor. Ancak film bunu basitçe “bakın korkunç kadın” diye kullanmıyor. Özellikle cinsel saldırıyla karşılaştığı anlarda vagina dentata bir savunma mekanizmasına dönüşüyor.

Casey Ryan Kelly'nin film üzerine yaptığı akademik analiz, Teeth'in geleneksel “femme castratrice” yani kastrasyon tehdidi taşıyan kadın figürünü alıp ataerkil şiddetin eleştirisine çevirdiğini savunuyor. Böylece kadın artık korku filmlerinin olağan kurbanı olmaktan çıkıp şiddete karşılık verebilen özne haline geliyor.

Ve burada çok güzel bir tersine dönüş var.

Klasik korku filmi:

Kadın koşar.

Erkek kovalar.

Kadın düşer.

Tabii ki düşer.

Korku filmi kadınları ayakkabı bağlamayı 1978'den beri öğrenemedi.

Teeth ise kabaca şöyle diyor:

Koşmana gerek yok hayatım. Sen dur. O düşünsün.

Bir anlamda vagina dentata efsanesi ilk kez “erkeklerin kadın hakkında anlattığı korku hikâyesi” olmaktan çıkıp “kadının saldırgana anlattığı korku hikâyesi” haline geliyor.

SONRA BİR KADIN GERÇEKTEN YAPTI

İşin en tuhaf kısmı burada başlıyor. Çünkü mitoloji bir noktada mühendislikle karşılaştı.

Güney Afrikalı Sonette Ehlers, Rape-aXe adı verilen vajina içine yerleştirilen bir anti-tecavüz cihazı geliştirdi. Tasarımda penetrasyon sırasında penise tutunacak tek yönlü mekanizmalar bulunuyordu. Cihazın saldırganın tıbbi yardım almadan kolayca çıkaramayacağı şekilde tasarlanması amaçlanmıştı.

Bunun kültürel anlamı gözden kaçacak gibi değil.

Binlerce yıldır erkeklerin anlattığı:

“Ya vajinanın dişleri olsaydı?”

hikâyesi, bir kadın tarafından:

“Hakikaten ya?”

diye mühendislik projesine çevrildi.

Rape-aXe üzerine akademik çalışmalar da cihazın yalnızca teknoloji olarak değil, kadınlara ilişkin kültürel stereotipleri yeniden üreten ya da tersine çeviren bir nesne olarak tartışıldığını gösteriyor.

Tabii Rape-aXe'in etkinliği ve güvenliği konusunda ciddi tartışmalar var; saldırganın şiddetini artırabileceği, saldırıyı önleme sorumluluğunu yine potansiyel mağdura yüklediği ve geniş klinik kanıtının bulunmadığı eleştirileri yapıldı. Ama sembolik açıdan inanılmaz bir dönüşüm.

Mitolojide erkek, vajinanın dişlerini söküyordu.

  1. yüzyılda kadın gidip tekrar taktı.

İnsanlık dediğimiz şey bazen çok uzun bir WhatsApp tartışması.

ASIL KORKU PENİSİN KOPMASI DEĞİL

Bütün bu hikâyede penis fazla görünür olduğu için asıl meseleyi kaçırmak kolay. Vagina dentata'nın altında yalnızca fiziksel kastrasyon korkusu yok.

Daha büyük bir korku var:

Kadının sınır koyabilmesi.

Çünkü diş ne yapar? İçeri gireni durdurur. Muhittin yaklaşma ısırırım!

Sınır yaratır. Zarar verebilme kapasitesi yaratır. Muhittin! Koparırım bak!

“Hayır”ı fiziksel hale getirir. Muhittin hayır diyorum!

Ve erkek egemen kültürün tarih boyunca kadınla yaşadığı temel sorunlardan biri zaten “hayır” kelimesidir.

Kadının “hayır” deme hakkı ne zaman gerçek oldu?

Kocasına?

Babasına?

Devlete?

Dine?

Topluma?

Sevgilisine?

Patronuna?

Doktora?

Kadının bedensel sınırının gerçekten kendisine ait olduğu fikri insanlık tarihinin şaşırtıcı derecede yeni meselelerinden biri. Bu açıdan vagina dentata'nın metaforu ürkütücü biçimde berrak:

İzinsiz girersen yara alırsın.

Belki erkeklerin binlerce yıldır korktuğu şey diş değildi. Belki kapının kendilerine ait olmadığını öğrenmekti.

KADIN CİNSELLİĞİ NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ SAYILDI?

Çünkü kontrol edilemeyen kadın cinselliği yalnızca yatak odasını bozmaz. Soy düzenini bozar. Mirası bozar. Babalık kesinliğini bozar. Aile yapısını bozar. Erkeğin kadına erişim üzerindeki ayrıcalığını bozar. Bu yüzden tarih boyunca kadın cinselliğinin denetlenmesi yalnızca ahlaki bir takıntı değildir; aynı zamanda mülkiyet, soy, miras ve iktidar meselesidir. Kadının kimle seviştiğini kontrol ettiğinizde kimin çocuğunu doğurduğunu kontrol edersiniz. Kimin çocuğunu doğurduğunu kontrol ettiğinizde mirası kontrol edersiniz. Mirası kontrol ettiğinizde serveti kontrol edersiniz. Sonra üzerine biraz “namus” dökersiniz. İnsanlar ekonomik sistemi gelenek sanır. Kadının bekâretinden aile şerefine kadar uzanan devasa kültürel yapıların arkasında yalnızca din veya ahlak değil; mülkiyet ilişkileri de vardır. Vagina dentata bu yüzden yalnızca seksle ilgili değildir.

Erişimle ilgilidir.

Kim girer?

Ne zaman girer?

Kimin izniyle girer?

Ve giremeyince ne olur?

DİŞLERİNİ GÖSTEREN KADIN

Bugün artık hiç kimsenin gerçekten vagina dentata'ya inanmasına gerek yok. Metafor yaşamaya devam ediyor. Bir kadın erkeği reddettiğinde. Boşandığında. Tek başına yaşayabildiğinde. Ekonomik bağımsızlık kazandığında. Cinsel olarak seçim yaptığında. Çocuk istemediğinde. Çocuk istediğinde ama koca istemediğinde. Yaşlandığında ve ortadan kaybolmayı reddettiğinde. Konuştuğunda. Kahkaha attığında. Sahnede olduğunda. Politik olduğunda. Arzulanmayı istediğinde ama sahiplenilmeyi istemediğinde. Dişler çıkıyor. Sonra toplum hemen diş hekimine dönüşüyor.

“Çok sert.”

“Çok dominant.”

“Erkekler senden çekiniyordur.”

“Biraz yumuşasan?”

Kadına hayatı boyunca verilen tavsiyelerin önemli bölümü aslında ücretsiz törpü hizmeti. Biraz küçül. Biraz sus. Biraz gülümse. Biraz az bil. Biraz az kazan. Biraz az iste. Biraz az ol. Erkek rahat etsin.Vajinada gerçek diş olmayabilir. fakat kadının iradesi varsa tarih boyunca yeterince korkutucu bulunmuş.

Vagina dentata'nın binlerce yıldır ölmemesinin nedeni de bu. Bu hikâye aslında anatomik bir korku hikâyesi değil. İktidar hikâyesi. Kadının cinselliğine kimin sahip olduğu hakkında.Kadının sınırlarını kimin belirlediği hakkında. Kadının arzulayan mı, arzulanılan mı olacağı hakkında. Kadının “evet”inin değerli olması için “hayır”ının gerçekten mümkün olup olmadığı hakkında. Ve belki de bütün mitolojiyi tek cümlede özetlemek mümkün: Erkekler yüzyıllarca vajinanın dişlerinden korktu. Kadınların derdi ise çok daha basitti. Kapıyı çalmadan girmeyin.

Ve evet iktidarını hep aynı yerde kaybediyorsun.

Devamını oku

Geç Kalmış Bir Aşkın Anatomisi

Geç Kalmış Bir Aşkın Anatomisi

Aşk mı zorlaştı, insanlar mı, bilmiyorum. Çağımızda ezberlerimizi, varsayımlarımızı, yüzeysel yakınlaşmalarımızı, bedensel arzularımızı yenip biriyle gerçekten derinleşebilmek çok zor, bunu biliyorum. Neden bu kadar zor, onu bilmiyorum. Sanki herkes birbirinden kısa süreli bir keyif almak, birbirini biraz hırpalamak, üstüne basıp yoluna devam etmek için sırada bekliyor gibi görünüyor. Hayatımıza bir

Daphne Emiroğlu tarafından