İoanna Kuçuradi: Düşünmek Diye Bir Şey Vardı

Paylaş
İoanna Kuçuradi: Düşünmek Diye Bir Şey Vardı

İoanna Kuçuradi artık aramızda değil.

Bir filozof öldüğünde arkasından genellikle “çok değerli bir düşünürümüzü kaybettik” denir. Sonra doğum tarihi yazılır, aldığı ödüller sıralanır, birkaç fotoğraf paylaşılır ve hayat kaldığı yerden devam eder.

Kuçuradi söz konusu olduğunda bana biraz haksızlık gibi geliyor bu.

Çünkü onun asıl meselesi ne kadar çok şey bildiği değildi. Nasıl düşündüğüydü.

İnsan bazen birini dinler ve söylediği şeyden çok, o sonuca hangi yoldan geldiğine takılır. Kuçuradi’de beni etkileyen hep buydu. Bir kavramın üzerine hemen atlamazdı. Önce onu masaya yatırırdı. “Biz bu kelimeyle neyi kastediyoruz?” der gibiydi. Sonra onun yanına yanlışlıkla yapıştırdığımız başka kavramları sökerdi.

Bizse tam tersini yapıyoruz.

Kelimeyi duyuyoruz, duygulanıyoruz, hükmü veriyoruz.

Demokrasi.

Özgürlük.

Adalet.

Ahlak.

İnsan hakları.

Beş kelime söyledim, Türkiye’de beşi için ayrı kavga çıkar.

Üstelik çoğu zaman aynı kelimeyi kullanan insanların aynı şeyden bahsetmediğini fark etmiyoruz.

Kuçuradi’nin felsefesinde bu yüzden “kavram” meselesi son derece önemliydi. Felsefeyi dünyadan kaçmak için kullanılan entelektüel bir koltuk olarak görmüyordu. İnsan, değer, etik, özgürlük, insan hakları gibi doğrudan hayatın içine giren meselelerle uğraştı. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü 1969’da kurdu; yıllarca bölüm başkanlığını yürüttü, insan hakları felsefesi üzerine çalışan bir merkezin ve UNESCO kürsüsünün oluşmasında temel rol oynadı. Türkiye Felsefe Kurumu’nun uzun yıllar başkanlığını yaptı; Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu’nda başkanlığa kadar uzanan uluslararası görevler üstlendi.

Ama bütün bunların altında çok temel bir soru vardı:

Bir insan bir durumu doğru değerlendirebilir mi?

Bugün bu soru bana neredeyse devrimci geliyor. Çünkü biz artık değerlendirmiyoruz. Tepki veriyoruz. Bir başlık görüyoruz: kızıyoruz. Bir video görüyoruz: tarafımızı seçiyoruz. Bir insan hakkında üç cümle okuyoruz: karakter analizini tamamlıyoruz. Birisi bir şey söylüyor: “Enerjisini sevmedim.”

Dosya kapandı.

Sokrates bugün yaşasa baldıran içmesine gerek kalmazdı; iki kötü reels kesiti yeterdi. Kuçuradi’nin üzerinde durduğu şeylerden biri tam da değerlendirme problemiydi. Bir insanı, bir eylemi ya da bir durumu değerlendirirken kendi hoşlanmalarımızı, alışkanlıklarımızı ve çıkarlarımızı ölçü haline getirmemek.

Çünkü “ben böyle düşünüyorum” ile “bu böyledir” aynı cümle değildir. Bugünün en büyük zihinsel dolandırıcılıklarından biri sanırım burada başlıyor.

Fikrim var, öyleyse biliyorum.

Hayır.

Fikrin var.

Bilgi başka bir şey.

Kuçuradi’nin düşüncesi insanı tam bu rahat noktadan rahatsız eder. Çünkü ona göre etik yalnızca “iyi insan olmak”, insan hakları da duvara asılmış güzel bir deklarasyon değildir. İnsan haklarını insanın değerinden hareketle temellendirmeye çalışır; hakların neden korunması gerektiğini insanların birbirinden farklı kültürlere, inançlara veya tercihlere sahip olmasının ötesinde tartışır. İnsan hakları, etik, özgürlük, adalet ve insanın değeri onun çalışmalarının onlarca yıl boyunca merkezinde kaldı.

Burada son derece önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.

Her insana saygı duymak başka şeydir, her düşünceyi eşit derecede değerli kabul etmek başka.

Bunu özellikle bugün hatırlamak gerekiyor.

Çünkü tuhaf bir yere geldik.

“Benim fikrim.”

Peki.

Neye dayanıyor?

“Ben öyle düşünüyorum.”

Tamam, onu anladık. Niye öyle düşünüyorsun?

“Benim düşünceme saygı duymak zorundasın.”

Bir dakika.

İnsan olduğun için sana saygı duymak başka şey. Dünya düzdür dediğinde coğrafya kitabını kapatıp senin özgün perspektifini alkışlamak başka. Modern çağın en ilginç başarılarından biri, cehalete özgüven paketi yapıp “kişisel görüş” diye satabilmesi olabilir.

Kuçuradi burada çok sert bir zihin. Çünkü düşünmenin sorumluluk gerektirdiğini söylüyor aslında. Bilmek zorundasın. Ayırmak zorundasın. Kavramları temizlemek zorundasın. Durumu anlamaya çalışmak zorundasın. Sonra değerlendirebilirsin.

Biz ise değerlendirme sürecini oldukça pratik hale getirdik.

Kim söyledi?

Bizimkilerden mi?

Değil.

Tamam, yanlış.

İnsanlık iki bin beş yüz yıllık felsefe tarihini sonunda grup WhatsApp’ına indirmeyi başardı. Kuçuradi’nin düşünce biçiminin bugün bu kadar kıymetli gelmesinin sebebi biraz da bu. Çünkü çağımızın problemi bilgi eksikliği değil artık.

Bilgi her yerde. Telefonumuzun içinde insanlık tarihinin devasa bir kısmını taşıyoruz. Ama bilgiye ulaşabilmek ile düşünebilmek aynı şey değil. Google’a üç saniyede ulaşabiliyoruz. Muhakemeye bazen hiç ulaşamıyoruz. Yapay zekâya soru sorabiliyoruz. Ama doğru soruyu sorabilmek hâlâ bize ait. Ve sen ne kadar salaklaşırsan yapay zeka da o kadar salaklaşıyor...

Bir bilgiyi diğerinin yanına koymak, çelişkiyi görmek, kavramları ayırmak, kendi önyargımızı fark etmek, hoşumuza gitmeyen bir gerçeği sırf hoşumuza gitmediği için çöpe atmamak… Bunların hiçbirinin kısa yolu yok. Felsefenin sinir bozucu tarafı da zaten burada. Size cevap vermeden önce sorunuzu bozar.

“Özgür müsünüz?” diye sorarsınız.

“Özgürlükten ne anlıyorsunuz?” der.

“Bu adil mi?” dersiniz.

“Adaletten ne anlıyorsunuz?”

İnsanın canı sıkılır.

Biz kavga edecektik, kadın kavram soruyor.

Kuçuradi’nin metinlerine baktığınızda da bu sürekliliği görmek mümkün: İnsan ve Değerleri, Etik, özgürlük, insan hakları, sosyal adaletsizlik, düşünce özgürlüğü ve insan haklarının felsefi temelleri üzerine onlarca yıl boyunca çalışmış bir düşünürden söz ediyoruz.

Belki de onun asıl mirası tam burada. Bize ne düşüneceğimizi söylemesinde değil. Düşünmenin ciddi bir iş olduğunu hatırlatmasında. Çünkü düşünmek sadece beynimizin içinde cümlelerin dolaşması değil.

Şüphe etmektir.

Ayırmaktır.

Tanımlamaktır.

Bilgi aramaktır.

Kendi hükmünü de sorguya çekebilmektir.

Ve gerekirse çok sevdiğin fikrin yanlış olduğunu kabul edebilmektir.

Sonuncusu özellikle pahalı.

İnsan egosu taksitle bile almak istemiyor.

İoanna Kuçuradi 2 Ekim 2026’da hayatını kaybetti. 4 Ekim’de 90 yaşına girecekti.

Arkasında çok sayıda kitap, makale, öğrenci, kurum ve uluslararası çalışma bıraktı.

Ama bence daha önemli bir şey bıraktı.

Bir zihinsel tavır.

Bir kelimeyi kullanmadan önce ne anlama geldiğini sormak.

Bir insana hüküm vermeden önce ne bildiğini düşünmek.

Bir olayı değerlendirirken kendi tarafını değil, olup biteni anlamaya çalışmak.

Ve “herkes böyle söylüyor” cümlesini hiçbir zaman yeterli kanıt saymamak.

Bugün dünyanın daha fazla bilgiye ihtiyacı olduğundan emin değilim.

Bilgi zaten üzerimize yağıyor.

Daha fazla düşünebilen insana ihtiyacı var.

Kuçuradi bunun neye benzediğini gösteren insanlardan biriydi.

Belki de bu yüzden kaybı yalnızca felsefenin kaybı değil.

Gürültünün bu kadar arttığı bir çağda,

ayırt edebilen bir zihni kaybettik.

Devamını oku

18 Yaşına Kadar Sus, Sonra Bize Oy Ver

18 Yaşına Kadar Sus, Sonra Bize Oy Ver

Fransa’da lise öğrencileri yaklaşık iki haftadır sokakta. Öğretmen eksikliğini, kalabalık sınıfları, okulların fiziki koşullarını ve eğitim sistemindeki sorunları protesto ediyorlar. Paris’ten Lyon’a, Rennes’den Strasbourg’a kadar birçok kentte lise öğrencileri dersleri boykot ediyor, okul önlerinde toplanıyor. İçlerinden birinin taşıdığı pankart bütün meseleyi tek cümlede özetliyor: “Size

Daphne Emiroğlu tarafından