Bir Politikacı Çıkıp Şunu Dedi: “Faturayı Halk Ödemeyecek
Modern siyasetin en büyük yalanlarından biri şu olabilir: “Ekonomik krizlerin bedelini mutlaka halk ödemelidir.” Çünkü son kırk yıldır dünyanın birçok yerinde bütçe açığı denildiğinde insanların aklına hep aynı sahne geliyor. İşten çıkarmalar. Kemer sıkma paketleri. Daha pahalı ulaşım. Daha pahalı sağlık sistemi. Kapanan sosyal hizmetler. Daha fazla çalışan, daha az maaş alan insanlar. Devletler sanki ekonomik krizleri matematik problemi değil de sınıfsal tahliye operasyonu gibi yönetiyor. Ve tam da bu yüzden Zohran Mamdani’nin New York’ta verdiği mesaj bu kadar dikkat çekti: “Bütçeyi çalışan insanların sırtından dengelemedik.”
Bu cümle teknik değil; politik. Hatta ahlaki bir pozisyon. Çünkü modern neoliberal ekonomi uzun süredir “mali disiplin” kelimesini neredeyse kutsal bir kavrama dönüştürdü. Ama o disiplinin faturası genellikle yukarıya değil aşağıya kesildi. Şehirler borca girdiğinde milyarderlerin hayatı küçülmedi; öğretmenlerin, hemşirelerin, küçük işletme sahiplerinin hayatı küçüldü. Toplu taşımayı kullanan insanlar daha fazla ödedi ama özel jet sahipleri servet büyütmeye devam etti. Neoliberal ekonominin en büyük yeteneği zaten bu olabilir: İnsanlara kemer sıktırırken milyarderlere “financial wellness” diyerek el sallaması. Halk yumurta hesabı yaparken CNBC’de bir adamın üçüncü yatını anlatması gerçekten geç kapitalizmin Black Mirror bölümü gibi.
İşte Mamdani’nin yükselişi biraz da bu çelişkiye verilen tepki üzerinden okunmalı.
New York gibi bir şehirden konuşuyoruz. Dünyanın finans merkezlerinden biri. Milyarder yoğunluğu inanılmaz seviyede. Ama aynı şehirde çalışan sınıf şehirden kaçıyor çünkü kiralar absürt hale geldi. İnsanlar tam zamanlı çalışıp oda arkadaşıyla yaşamaya devam ediyor. Öğretmenler yaşadıkları şehre yabancılaşıyor. Polisler başka eyaletlerden işe geliyor. Hemşireler şehir içinde ev bulamıyor. Yani şehir ekonomik olarak büyürken sosyal olarak çöküyor. Ve bu noktada Mamdani’nin savunduğu çizgi şunu söylüyor: “Sorun para eksikliği değil; paranın dağılımı.”
Akademik olarak bakıldığında bu yaklaşımın toplum üzerindeki etkileri yalnızca “yardım politikası” olarak değerlendirilmiyor. Özellikle sosyal demokrasi ve refah devleti literatürü, kamusal yatırımların uzun vadede ekonomik verimliliği artırabileceğini savunuyor. Çünkü çalışan sınıfın yaşam maliyetinin aşırı yükseldiği şehirlerde üretkenlik düşüyor, toplumsal stres artıyor, suç oranları yükseliyor ve orta sınıf şehir dışına kaçmaya başlıyor. Ekonomist Richard Florida’nın “winner-take-all cities” analizlerinde de gösterildiği gibi, aşırı gelir eşitsizliği yaşayan küresel şehirler zamanla kendi ekonomik sürdürülebilirliklerini tehdit etmeye başlıyor.
Çünkü bir noktadan sonra şehir ekonomisi şuna dönüşüyor:
Sekiz dolarlık kahveyi konuşan insanlar o kahveyi yapan baristanın şehirde yaşayamadığını fark etmiyor. Kapitalizm bazen kendi çalışanlarını bile indirilebilir ek içerik gibi ayrı satmaya başlıyor.
Mamdani’nin özellikle konut politikalarına vurgu yapması bu yüzden önemli. Barınma yalnızca bireysel bir mesele değil; doğrudan ekonomik istikrar meselesi. Yüksek kira baskısı altında yaşayan bireyler daha düşük tasarruf yapıyor, daha az tüketim gerçekleştiriyor, daha yüksek psikolojik stres yaşıyor ve uzun vadede sağlık maliyetleri artıyor. OECD ve IMF’nin çeşitli raporlarında da aşırı gelir eşitsizliğinin ekonomik büyümeyi uzun vadede yavaşlatabileceği vurgulanıyor. Yani sosyal demokrat politikalar yalnızca “etik” bir tercih değil; aynı zamanda sistemin devamlılığı açısından ekonomik bir müdahale olarak görülüyor.
Mamdani’nin en dikkat çekici hamlesi ise bunu sadece slogan seviyesinde bırakmaması oldu. New York ciddi bir bütçe açığıyla karşı karşıyaydı. Yaklaşık 12 milyar dolarlık açık konuşuluyordu. Geleneksel reçete ne olurdu? Kamu kesintileri. İşten çıkarmalar. Hizmet azaltma. Çünkü neoliberal ekonomi bazen bilgisayar teknik servisi gibi çalışıyor: “Sistem mi çöktü? Fakiri kapatıp açmayı denediniz mi?” Ama Mamdani bunun yerine Albany ile masaya oturdu, eyalet desteği aldı, bütçeyi yeniden yapılandırdı, bazı ödemeleri zamana yaydı ve ultra zenginleri hedef alan yeni vergi modelleri üzerinde baskı kurdu. Özellikle lüks ikinci evlere yönelik “pied-à-terre tax” gibi öneriler bu yaklaşımın sembolü haline geldi. Çünkü burada verilen mesaj önemliydi: “Şehrin yükünü sürekli metro kullanan insanlar taşımak zorunda değil.”
Bu yaklaşımın halka faydası kısa vadede çok somut biçimde ortaya çıkıyor. Kamu hizmetlerinde sert kesintilerin yapılmaması, çalışan sınıfın tüketim kapasitesini koruyor. Toplu işten çıkarmaların engellenmesi yerel ekonomide ani daralmayı önlüyor. Sosyal hizmetlerin devam etmesi suç oranları, evsizlik ve sağlık maliyetleri gibi alanlarda zincirleme çöküşleri geciktiriyor. Keynesyen ekonomi yaklaşımının temel mantığı da tam olarak burada devreye giriyor: Kriz dönemlerinde devletin ekonomiden çekilmesi yerine ekonomiyi stabilize etmesi.
Tabii bu sırada finans elitleri yine panik halinde. Çünkü ultra zenginlerden biraz daha fazla vergi alınması konuşulunca bazı insanlar bunu Karl Marx’ın mezardan çıkıp Manhattan’da patronlarla savaş başlatması gibi anlatıyor. Adam üçüncü penthouse’u yerine ikinci helikopterini geç alacak diye Wall Street’te kıyamet senaryosu yazılıyor. Modern kapitalizmin dramatik yanı da bu zaten: Çalışan sınıf evsiz kalınca “market koşulları”, milyarder biraz fazla vergi ödeyince “medeniyet çöküyor.”
Elbette eleştiriler var. Bazı ekonomistler bunun gerçek bir yapısal çözüm olmadığını, bazı yüklerin geleceğe ertelendiğini söylüyor. Özellikle emeklilik yüklerinin yeniden vadeye yayılması gibi yöntemler uzun vadeli risk yaratabilir. Ama burada önemli olan başka bir nokta var: Ekonomi tamamen teknik bir alan değil. Hangi riskin kabul edilebilir olduğuna dair kararlar aynı zamanda ideolojik kararlar. Çünkü “mali disiplin” denildiğinde bazı ekonomistler finans piyasalarının güvenini önceleyebilirken, bazıları çalışan insanların yaşam standardını önceleyebilir. Ve modern siyasette bu iki yaklaşım giderek daha sert şekilde çatışıyor.
Mamdani’nin yükselişinin asıl nedeni de burada yatıyor olabilir. İnsanlar uzun süredir ilk kez bir siyasetçiden şunu duyuyor: “Ekonomik krizlerin faturası otomatik olarak size kesilmek zorunda değil.” Bu çok güçlü bir cümle. Çünkü son yıllarda sıradan insanlar sürekli fedakârlık yaparken büyük sermaye grupları servet büyütmeye devam etti. İnsanlar daha küçük evlerde yaşamaya başladı ama Manhattan’daki ultra lüks gökdelenler büyümeye devam etti. İşte sosyal demokrat çizginin yeniden güç kazanmasının nedeni biraz da bu ekonomik ahlaksızlık hissi.
Ve belki de Mamdani’nin başarısı tam olarak burada yatıyor: Bütçe meselesini rakamlardan çıkarıp sınıf meselesine dönüştürmekte. Çünkü insanlar artık sadece “ekonomi iyi mi kötü mü?” diye bakmıyor. Şunu soruyor: “İyi ise kimin için iyi?” Eğer bir şehir dünyanın finans başkenti olup kendi çalışanlarına yaşama alanı sunamıyorsa, insanlar doğal olarak sistemin kendisini sorgulamaya başlıyor. Mamdani de tam bu sorgulamanın içinden yükseliyor.
Kaynakça
Florida, R. (2017). The New Urban Crisis. Basic Books.
Harvey, D. (2005). A Brief History of Neoliberalism. Oxford University Press.
Keynes, J. M. (1936). The General Theory of Employment, Interest and Money. Palgrave Macmillan.
OECD. (2015). In It Together: Why Less Inequality Benefits All. OECD Publishing.
Piketty, T. (2014). Capital in the Twenty-First Century. Harvard University Press.
Stiglitz, J. E. (2012). The Price of Inequality. W.W. Norton & Company.
IMF. (2017). Fiscal Monitor: Tackling Inequality. International Monetary Fund.
New York City Mayor’s Office. (2026). Executive Budget Fiscal Year 2027 Statements.
Business Insider. (2026). Mamdani Withdraws NYC Property Tax Hike After State Funding Agreement.
ABC7 New York. (2026). NYC Budget Deal and Fiscal Stabilization Coverage.