Evlilik Nasıl Yıkılır #9 Kim Güçlü?

Evlilik Nasıl Yıkılır #9 Kim Güçlü?

Romantik komediler sana “eşitlik” diye bir şey satıyor. Buğulu gözler, şömine başında romantik sahneler, evliliğe giden ve evlenince bir o kadar muazzam mutluluk sahneleri. İki insan karşılaşıyor, göz göze geliyor, hop… denkler. Hayat da bir anda simetrik oluyor. Sanki biri daha az kazanıyor, diğeri daha çok bağlı, biri sosyal olarak izole, diğeri network kralı değilmiş gibi. Gerçek hayatta aşk eşitlik ister, evlilik ise bu talebi alır, buruşturur ve çöpe atar. Çünkü evlilik, duygusal bir bağdan çok, küçük bir güç rejimidir.

İlişkilerde güç dediğin şey romantik değil. Excel tablosu gibi. Kim daha çok alternatif sahibi, kim daha az korkuyor, kim daha kolay gider… kazanan o. Bu kadar şiirsiz. Kafiyeye ihtiyaç yok, iddalı sözlere gerek yok.

Sosyolojik olarak mesele aslında basit: bağımlılık arttıkça pazarlık gücü düşer. Bu, Peter Blau’nun sosyal değişim teorisinin temelidir. İnsan ilişkilerini bile alışveriş gibi düşünür. Sen ne getiriyorsun, ne götürüyorsun. Çok romantik değil, biliyorum. Ama gerçek de genelde sıkıcı olur zaten. Bir ilişkide bir taraf diğerine daha bağımlıysa, o taraf daha fazla tolere eder, daha fazla susar, daha fazla “idare eder.” Çünkü kaybedecek daha çok şeyi vardır.

Şimdi bunu evliliğe koy. Ortaya çıkan şey şu:

Eşitlik yok.
Denge var.
Ama o denge, terazinin bir tarafına sürekli ağırlık koyarak sağlanıyor bazen. Denge gibi görünen dengeliymiş gibi görünen aslında.

Para mesela. Çok basit bir güç kaynağı. Ekonomik bağımlılık, ilişkideki en çıplak güç formudur. Amartya Sen, hane içi kararların aslında görünmez pazarlıklarla şekillendiğini söyler. Kim para getiriyorsa, onun sesi daha “mantıklı” çıkar. İlginç değil mi? Aynı cümleyi işsiz biri söyleyince “duygusal”, maaşlı biri söyleyince “gerçekçi” oluyor.

Türkiye’de bu durum daha da şiirsel. Çünkü ekonomik bağımlılık sadece para değil, aynı zamanda hayatta kalma stratejisi. Boşanmak = ekonomik çöküş. Bu kadar net. O yüzden bazı evlilikler mutsuzluk yüzünden değil, ev bütçesinin sonundaki bakiye yüzünden sürüyor, sürmek zorunda.

Sosyal çevre de ayrı bir güç oyunu. Arkası güçlü olanın sesi yüksek çıkar. Ailesi geniş, arkadaş çevresi sağlam olan biri, ilişkide yalnız değildir. Diğeri ise ilişkiyi kaybederse sadece partnerini değil, bütün sosyal dünyasını kaybedeceğini hisseder. Bu da onu sessiz yapar. Sessiz insanlar da genelde “olgun” diye etiketlenir. Aslında sadece köşeye sıkışmışlardır.

Psikoloji tarafına geçelim. Burada iş daha da karanlık. John Bowlby’nin bağlanma teorisine göre insanlar çocuklukta öğrendikleri bağlanma stilini ilişkilerine taşır. Kaygılı bağlanan biri, terk edilme ihtimalini ölüm kalım meselesi gibi yaşar. Kaçıngan olan ise zaten yarı kapıdan bakar. Şimdi bu iki insan evlenince ne oluyor? Biri “gitme” diye yapışıyor, diğeri “zaten çok da umurumda değil” diye geri çekiliyor.

Sonuç?

Güç dengesi oluşuyor.
Ama bu denge, biri panik atak geçirirken diğerinin story atması üzerine kurulu.

Özgüven de ayrı bir komedi. Kendine güvenen insanın ilişkideki davranışıyla, “beni bırakma ne olur” modundaki insanın davranışı aynı değil. İlki sınır koyar. İkincisi sınırları kaldırır, üstüne bir de halı serer. Sonra da “ben çok fedakârım” diye gezer. Fedakârlık değil o, güç kaybı.

Aslında gördüklerimiz ve yaptıklarımız çoğu zaman gerçek değil. Çok palavra sıkmasak belki her şey daha kolay olur ama o da zor.

Araştırmalar gösteriyor ki ilişkilerde en yüksek memnuniyet, tarafların alternatiflerinin olduğu ama bunu kullanmadığı durumlarda ortaya çıkıyor. Yani aslında şu: gidebilirim ama gitmiyorum. Bu, gerçek güç. Ama Türkiye’de ilişki dinamiği genelde şu: gidemem ama gitmiyormuş gibi yapıyorum. Bu da trajikomik bir tiyatro.

İşin en ironik tarafı şu: insanlar evlenirken “eşit bir ilişki” hayal ediyor. Sonra evlilik içinde roller dağılıyor. Biri yönetiyor, biri uyum sağlıyor. Biri karar veriyor, diğeri “bana da uyar” diyor. Ve yıllar sonra şu cümle geliyor:

“Ben bu evlilikte kendimi kaybettim.”

Yok canım, kaybolmadın. Sistem seni yedi. Neredeyse yoksun aslında.

Çünkü evlilik, aşkın devamı değil.
Aşkın üzerine kurulan bir güç mimarisi.

Ve bu mimaride en kırılgan kolon şu:

Kimin daha az seçeneği varsa, o daha çok seviyor gibi görünür.

Aslında sadece daha çok korkuyor, çaresiz, kabullenmiş, olgun, sessiz, idare ediyor ve diğer şeyler.

Kaynakça

  • Blau, P. M. (1964). Exchange and Power in Social Life
  • Sen, A. (1990). Gender and Cooperative Conflicts
  • Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss
  • Thibaut, J. W., & Kelley, H. H. (1959). The Social Psychology of Groups
  • Emerson, R. M. (1976). Social Exchange Theory

Devamını oku

Evlilik Nasıl Yıkılır #8 Modern İlişkiler ve Geleneksel Zihin

Evlilik Nasıl Yıkılır #8 Modern İlişkiler ve Geleneksel Zihin

Modern ilişki dediğimiz şey aslında teknik bir güncelleme değil, arayüz değişikliği. İçeride çalışan sistem hâlâ aynı: kıtlık psikolojisi, sahiplenme dürtüsü, statü takıntısı ve “elalem ne der” algoritması. Ama kullanıcı arayüzü? Orası pırıl pırıl. Gerçek hayattan bir kataloğa geçiş yaptı insanlık. Profesyonel fotoğraflar, caption’larda duygusal derinlik, story’lerde ilişki performansı,

Daphne Emiroğlu tarafından