Kaydır Beni

Paylaş
Kaydır Beni

Algoritmanın sevmediği insanlar için dijital iç döküş.

Sosyal medya, “sosyal” kelimesiyle uzaktan yakından alakası olmayan ama iki kişiye mesaj atabiliyorsun diye kendine sosyal deme cüretini gösteren dijital bir lunapark. İlk çıktığında heyecan vericiydi tabii. İnsanlar birbirini buldu, eski sevgililer stalklandı, herkes latte fotoğrafı paylaşarak kendini fotoğraf sanatçısı sandı… Güzel günlerdi. Ama artık başka bir yerdeyiz.

Artık sosyal medya seni yavaş yavaş aptallaştırırken bunu “özgürlük”, “erişim”, “görünürlük” diye pazarlayan bir sistem.

Ve evet, sosyal medyanın gerçekten büyük bir gücü var. Ama o güç sende değil canım. O güç, yüzünü bile görmediğin şirketlerin elinde. Şeffaf olmayan algoritmalar mesela… Bir sabah kalkıyorsun, Ayşe Teyze’nin hesabı yok olmuş. Sebep? “Uzun süredir aktif değil.” Ne demek bu? Kadın belki bahçede domates ekiyordu. Siz insanı online süresiyle mi ölçüyorsunuz? İnsanlık tarihinin geldiği yere bak. Mağara adamı ateşi buldu, biz “3 gündür reels atmıyor” diye dijital olarak ölü sayılıyoruz.

Takipçilerini silebiliyorlar mesela. “Sadık değillermiş.” Evlenmedik ki şekerim? Belki adam ayda bir videomu izleyip gidiyor. Belki beni arka planda açıp mercimek ayıklıyor. Keyfimizin kahyası mısınız? İnsan ilişkilerini bile köpek eğitimi gibi puanlayan bir sistemin içindeyiz.

Ve içerik üretiyorsan iş daha da kötü. Çünkü bu sistemin zararını ilk hissedenlerden biri oluyorsun. Anlatmaya çalışıyorsun ama insanların dikkati dağılmış durumda. Zaten artık insanlar içerik tüketmiyor. İçerik insanların üstünden forklift gibi geçiyor. Beyinlerine bilgi girmiyor, sadece ses ve ışık çarpıyor.

İnsanların dikkat süresi o kadar küçüldü ki artık biri sana 40 saniye boyunca bakıyorsa evlilik düşünüyorsun. Herkesin zihni TikTok altyazısı ritminde çalışıyor.

Bir podcast yayını açıyorum mesela. İnsanlar geliyor:
“Yüzünü göster.”

Niye? Radyo dinlemedin mi sen hiç ? Ses var işte. Konuşuyorum. Düşünüyorum. Hikâye anlatıyorum. Ama yok. İnsanlık artık sadece dinleyemiyor. Sürekli bir şey görmek istiyor. Bazen “Dur canım şimdi yüzümü değil popomu açacağım birazdan bekle” diyesim geliyor. Çünkü internet insanları öyle şartlandırdı ki bir insan sadece konuşuyorsa sistem error veriyor. Beyin diyor ki:
“Altında subway surfers videosu yok… bu bilgi bana fazla geldi.”

İnsanların dinleme becerisi gerçekten çöktü. Podcast açıyorlar ama aynı anda story geziyorlar, yorum okuyorlar, yemek yapıyorlar, eski sevgili stalklıyorlar… Seni dinlemiyor yani. Sen onların beyninde açık kalan sekmelerden sadece birisin. Eskiden insanlar ses dinlerdi. Şimdi herkes görsel bağımlısı oldu. Sonra da kiisel gelişim atölyelerine gidiyorlar; Etkin Dinleme.😄👂

Sürekli yüz görmek istiyorlar. Sürekli mimik. Sürekli hareket. Sürekli ışık. Sürekli dopamine tokat. : “Bakın burada da ışıklı bir obje var arkadaşlar kaçmayın!”

Ve işin komik tarafı şu:
Yüzünü gösterdiğinde işler daha iyi de olmuyor. Bu sefer de seni dinlemeye değil, incelemeye başlıyorlar.

Sen felsefe anlatıyorsun.
Kadın geliyor:
“Allığın ne marka?”

Varoluş sancısından bahsediyorsun.
Biri:
“Küpeni nereden aldın abla?”

Nietzsche anlatsan altta biri:
“Cilt bakım rutininizi paylaşır mısınız?”

Sosyolog konuşuyor: "Abi giyimini değiştir"

Tamam teşekkür ederiz de burada insan bilincinin trajedisini anlatıyoruz. İnsanlık yine çere çöpe park etmiş. İnsan bazen gerçekten delirecek gibi oluyor. Çünkü sen düşünce anlatmaya çalışıyorsun, karşı taraf yüz taraması yapıyor.

Kaşını kaldırdın:
“Agresif.”

Gülmedin:
“Tripli.”

Güldün:
“Samimiyetsiz.”

Bir yere baktın:
“Kesin yorum okuyordu.”

İnsanlar artık içerik tüketmiyor.
İnsan tüketiyorlar.

Ve bazıları gerçekten seni linç etmek için bekliyor. Sıraya girmiş gibiler. Yanlış bir kelime söylemeni, sesinin titremesini, nefes alışını, mimik kaymasını bekleyen insanlar var. Dijital akbaba sürüsü gibi. Eskiden insanlar fikir tartışırdı.
Şimdi dudak kenarı twitch analizi yapılıyor.

Kadınsan daha da beter. Çünkü ne anlatırsan anlat, sistem seni bir noktada tekrar bedene indiriyor. Saatlerce sosyoloji anlatıyorsun, yorum:
“Abla çok güzelsin ya.” Tamam canım sağ ol da ben burada toplumsal çürüme anlatıyordum. İnsanlık yine ve yine...

Ve bu sadece insanların suçu da değil bence. Sistem insan beynini böyle çalışacak şekilde eğitti artık. İnsanlar bilgiye değil uyarana odaklanıyor. Kim ne dedi değil, nasıl göründü. Ve bunu farkedecek tüm gücünü de yitirdi. Çünkü sosyal medya düşünceyi değil, dikkat çekeni ödüllendiriyor. Ve görüntü geldiği an konuşan insan kayboluyor. Geriye sadece incelenen bir obje kalıyor.

Bir konu anlatıyorsun, üçüncü cümlede beyinleri “reklamı geç” moduna geçiyor. Hey! ben reklam değilim. İnsanlar artık kitap okumuyor, başlık tüketiyor. Makale okumuyor, kaydırmalı postlarla oynuyor. Düşünce bile kısa form içerik oldu.

Instagram’da bir hesaba bakıyorsun, 7689 kişiyi takip ediyor. Bu nasıl bir sosyal hayat? Bir insanın düğününe gitse ölene kadar sürer o düğün. Zaten takip ettiği insanların yüzde 90’ını görmüyor çünkü takip sekmesini kullanmadığından haberi bile yok. Adam uygulamayı açıyor ve algoritma ona ne kusarsa onu izliyor. Dijital mama kabı gibi.

TikTok desen başka bir seviye. Sonsuz kaydırmalı bir cehennem koridoru. Parmağını aşağı kaydırıyorsun, birisi ağlıyor. Tekrar kaydırıyorsun, biri makyaj yaparken ayrılık acısı anlatıyor. Tekrar kaydırıyorsun, bir adam sabun kesiyor. İnsanlığın bütün medeniyet birikimi sonunda “çatır çutur sabun ASMR” noktasına geldi. Neden ASMR videoları var, içerik üreticiler dışında o sesleri çıkaramayan kimse yok mu? Tırnaklarını açtıkları kutulara vuran yeni nesil düşünürler gerçekten düşünüyor mu?

Yorumlar zaten ayrı bir antropoloji müzesi. Okuyabilirsen tabii. Çünkü herkes ya bağırıyor ya da cümle kurmayı unutmuş durumda. Harfler birleşmiş, bilinç dağılmış. Bir yorum görüyorsun:
“Abla cok haklısın ya ama aslında erkekler de kadın gibi çünkü enerji”
Bu ne demek? Kuantum fiziği mi bu? Şaman ayini mi? Kimse bilmiyor.

Bir yandan genç kadınların alışveriş kutuları açtığı videolar milyonlarca kez izleniyor. Neden? Kutuyu onlar mı keşfetmiş? İnsanlık tarihinin en büyük teknolojik gelişmelerinden birinin sonucu şu:
“Arkadaşlar bugün bana kargo gelmişşş!”
Ve milyonlarca insan bunu izliyor. Roma İmparatorluğu yıkılırken de herhalde biri üzüm yiyip dans ediyordu. Medeniyet böyle çöküyor demek ki.

Bir de “kişisel marka” denilen acayip bir olay çıktı. İnsan artık insan gibi davranamıyor. Sürekli kendini pazarlaması gerekiyor. Kahve içiyorsun içerik. Spor yapıyorsun içerik. Ağlıyorsun içerik. Ayrılık yaşıyorsun içerik. Yas tutuyorsun içerik. Yakında biri cenazede selfie çekip “Bugün dedemi uğurladık ama önce sponsorumuza teşekkür edelim arkadaşlar” diyecek.

Herkes kendini bir şirket gibi sunuyor artık. LinkedIn’e giriyorsun herkes CEO. Instagram’a giriyorsun herkes bilge. TikTok’a giriyorsun herkes travma uzmanı. Dün kripto anlatan adam bugün bağlanma stili anlatıyor. Yarın muhtemelen rahim enerjisi konuşacak. İnternet çağında bilgi arttı ama utanma duygusu yok oldu.

Bir de sistem seni sakin olduğunda ödüllendirmiyor. Delirdiğinde ödüllendiriyor. Çünkü öfke izleniyor. Kavga izleniyor. Linç izleniyor. İnsanlar birbirine mantıklı davrandığında algoritma sıkılıyor resmen. Ama biri canlı yayında sandalye fırlatsın, sistem hemen:
“İŞTE BU! İNSANLIK!”

O yüzden herkes giderek daha sinirli, daha saldırgan, daha histerik hale geliyor. Çünkü dijital sistem sana şunu öğretiyor:
“Normal olursan görünmezsin.”

Bir de içerik üreticisinin psikolojisi var tabii. İnsanlarla ayrı uğraşıyorsun, algoritmayla ayrı. Eskiden kendime içerik hazırlarken çok eğleniyordum. Çünkü ortada başarı baskısı yoktu. Kamera vardı, fikir vardı, eğlence vardı. Şimdi kamera açılınca arkada görünmez bir muhasebeci beliriyor:
“Bu tutar mı?”
“İlk 3 saniye yeterince güçlü mü?”
“Kaydırılır mı?”
“Yüzümü mü koysam?”
“Altyazıyı sarı mı yapsam?”
İnsan yaratıcılık değil, dijital büyücülük yapıyor artık.

Hesabım erken erişimde mesela. Kulağa havalı geliyor değil mi? Değil. “Erken erişim”, algoritmanın laboratuvar faresisin demek. Eskiden “öncü kullanıcı” derlerdi, şimdi direkt deney maymunuyuz. Kozmetik laboratuvarındaki tavşanlar gibi hissediyorum bazen. Tek fark, onların gözlerine şampuan damlatıyorlardı, bizim ruhumuza istatistik damlatıyorlar.

Ne yaparsan algoritmanın seni seveceğini bilmiyorsun. Çünkü her şey sır gibi saklanıyor. Yapay zekâ yönetiyor sistemi. İnsan davranışını yıllarca çalışmış olabilirsin, psikoloji biliyor olabilirsin, sosyoloji biliyor olabilirsin… Fark etmiyor. Çünkü karşında insan yok artık. Karşında sürekli değişen, ne istediğini söylemeyen, seni bazen ödüllendirip bazen sebepsizce cezalandıran dijital bir tanrı var.

En komiği de şu:
İnsanlar deliler gibi yapay zekâdan korkuyor.

“AI insanlığı ele geçirecek.”
Canım geçmiş olsun, eline geçirmek de ne demek? Avucunda sıkıyor, suyunu çıkarıyor.

Şu anda neye güleceğine, neye sinirleneceğine, kimi güzel bulacağına, hangi haberi göreceğine, neyi satın alacağına kadar AI karar veriyor zaten. Ve bunu öyle “Terminatör” gibi yapmıyor. Daha kötüsünü yapıyor.

Seni sıkmadan yapıyor.

Çünkü insanlık zorbalığı artık copla değil, sonsuz kaydırma hareketiyle yapılıyor.

Kayıp gidiyorsun...

Kaynakça / Dayanaklar

• Gloria Mark — Dijital dikkat dağınıklığı, ekran geçişleri ve bölünmüş dikkat (“continuous partial attention”) üzerine çalışmalarıyla bilinir. Özellikle insanların ekran karşısında odak sürelerinin giderek kısaldığını gösteren araştırmaları sosyal medya eleştirilerinde sıkça referans verilir.

• Marshall McLuhan — “Medium is the message” yaklaşımıyla, iletişim araçlarının insan düşünme biçimini değiştirdiğini savundu. Görüntünün mesajın önüne geçmesi ve medya biçiminin zihni şekillendirmesi tartışmaları bugün sosyal medya analizlerinde hâlâ kullanılıyor.

• Erving Goffman — “The Presentation of Self in Everyday Life” çalışması, insanların sosyal hayatta performatif kimlikler kurduğunu anlatır. Bugünkü “kişisel marka”, “online persona” ve sürekli kendini pazarlama kültürü bu teorilerle sık ilişkilendirilir.

• Shoshana Zuboff — “Surveillance Capitalism” (Gözetim Kapitalizmi) kavramıyla, teknoloji şirketlerinin insan davranışlarını veri üzerinden yönlendirme ve tahmin etme sistemlerini eleştirdi.

• Tristan Harris — Sosyal medya platformlarının insan dikkatini bağımlılık yaratacak şekilde tasarladığına dair açıklamalarıyla bilinir. Özellikle sonsuz kaydırma (infinite scroll), bildirim sistemleri ve dopamin döngüleri üzerine konuşmaları dikkat çekmiştir.

• The Social Dilemma — Eski teknoloji çalışanlarının sosyal medya algoritmalarının dikkat ekonomisi, kutuplaşma ve davranış yönlendirmesi üzerindeki etkilerini anlattığı belgesel.

• “Outrage Economy” / Öfke Ekonomisi — Sosyal medya algoritmalarının öfke, kavga, kutuplaşma ve aşırı duygusal içerikleri daha fazla etkileşim getirdiği için öne çıkardığını anlatan medya ve iletişim çalışmaları için kullanılan kavram.

• “Algorithmic Curation” / Algoritmik Kürasyon — Kullanıcının ne göreceğinin yapay zekâ ve öneri sistemleri tarafından belirlenmesini anlatan kavram. Haber akışları, önerilen videolar ve keşfet sistemleri bu modele dayanır.

• “Information Overload” / Bilgi Aşırı Yüklenmesi — Sürekli içerik bombardımanının insanların bilgiyi derinlemesine işleme becerisini zayıflattığını anlatan psikoloji ve medya teorisi alanı.

• Sonsuz Kaydırma (Infinite Scroll) — Kullanıcının uygulamada daha uzun süre kalmasını sağlamak için geliştirilen arayüz modeli. Özellikle dikkat ekonomisi ve davranışsal bağımlılık tasarımlarıyla ilişkilendirilir.

Devamını oku

Bir Politikacı Çıkıp Şunu Dedi: “Faturayı Halk Ödemeyecek

Bir Politikacı Çıkıp Şunu Dedi: “Faturayı Halk Ödemeyecek

Modern siyasetin en büyük yalanlarından biri şu olabilir: “Ekonomik krizlerin bedelini mutlaka halk ödemelidir.” Çünkü son kırk yıldır dünyanın birçok yerinde bütçe açığı denildiğinde insanların aklına hep aynı sahne geliyor. İşten çıkarmalar. Kemer sıkma paketleri. Daha pahalı ulaşım. Daha pahalı sağlık sistemi. Kapanan sosyal hizmetler. Daha fazla çalışan, daha az

Daphne Emiroğlu tarafından
Lüks Tüketim İfşası: Varoluşsal Gerilimden Algoritmik Teşvike Uzanan Bir Mekanizma Analizi

Lüks Tüketim İfşası: Varoluşsal Gerilimden Algoritmik Teşvike Uzanan Bir Mekanizma Analizi

Lüks tüketim ifşası dediğimiz şey, aslında bir yaşam tarzı değil; bir semptom. Ancak çoğumuz bu paylaşımları "lifestyle", "yaşam tarzı" etiketleri ya da başlıkları ile izliyoruz. Biraz pabucumun tarzı oluyor. İnsanların pahalı çantayı, oteli, arabayı, tabağın içindeki altın varaklı tatlıyı göstermek için yarıştığı o dünya, yüzeyde “başarı

Daphne Emiroğlu tarafından
Evlilik Nasıl Yıkılır #10 Yıkmamak Mümkün mü?

Evlilik Nasıl Yıkılır #10 Yıkmamak Mümkün mü?

Arzu edilen bir evlilik, sanıldığı gibi “doğru kişiyi bulmakla” kurulmaz. Bu, popüler kültürün en başarılı masallarından biridir. Asıl mesele doğru kişi değil, doğru işleyiştir. Çünkü evlilik bir duygu değil, bir sistemdir. Ve sistemler iyi niyetle değil, mekanizma ile çalışır. Soru şu olmalı; mekanizmayı çalıştıracak yetkinliğin var mı? Psikolojik açıdan bakıldığında

Daphne Emiroğlu tarafından