Evlilik Nasıl Yıkılır #8 Modern İlişkiler ve Geleneksel Zihin

Evlilik Nasıl Yıkılır #8 Modern İlişkiler ve Geleneksel Zihin

Modern ilişki dediğimiz şey aslında teknik bir güncelleme değil, arayüz değişikliği. İçeride çalışan sistem hâlâ aynı: kıtlık psikolojisi, sahiplenme dürtüsü, statü takıntısı ve “elalem ne der” algoritması. Ama kullanıcı arayüzü? Orası pırıl pırıl. Gerçek hayattan bir kataloğa geçiş yaptı insanlık. Profesyonel fotoğraflar, caption’larda duygusal derinlik, story’lerde ilişki performansı, duyarlılık, anlayış, erdemler sosyal medyanın akış sayfalarında deli gibi akan bir nehir gibi çağlıyor. Yani insanlar artık aşk yaşamıyor, aşkın sunumunu yapıyor. Hayatın içinde daha zor olan karşılaşmalara göre daha kolay, daha şanslı... Şans tartışılır tabi. Ve bu sunum, gerçekle temas ettiğinde sistem çöküyor.

Sosyal medyada şöyle bir dolaş. Kadınların hepsi haklı, erkekler de haklı. Herkes haklı ve herkes aynı anda son derece hatalı. Herkes aşka önem veriyor ama herkes kazık yemiş. Herkes iyiniyetli ama herkes diğerinin iyi niyetini suistimal etmiş. Herkes herkesle şey etmiş gibi. Bu bile gerçeği yansıtmıyor.

Misal Instagram aşkı dediğimiz şey... Aslında romantik bir ilişki değil; bir vitrin yönetimi. İnsanlar partner seçerken artık sadece “iyi anlaşabiliyor muyuz?” diye bakmıyor. “Bu kişi benim hayat estetiğime uyuyor mu?” diye de bakıyor. Çünkü ilişki artık sadece yaşanan bir şey değil, aynı zamanda gösterilen bir şey.Kamuya açık, her anı paylaşılması gereken, mahrem bir alandan ziyade edinilen bir mal gibi. Bu noktada ilişki, özel bir bağ olmaktan çıkıp yarı kamusal bir performansa dönüşüyor. Sosyolog Erving Goffman’ın yıllar önce söylediği gibi: "İnsanlar hayatı sahnede oynar." Ama o bunu söylerken story highlight’lar yoktu. Hayat da gerçekten hayattı. Şimdi biraz daha karmaşık oldu. Bombardıman haline maruz bırakıldıklarımızla gerçekler arasında tuhaf bir çekişme yaşanıyor.

Sorun şu: İnsanlar modern ilişki dili kullanıyor ama geleneksel ilişki refleksleriyle hareket ediyor. “Alan tanıyalım”, “bireysel olalım”, “özgürlük önemli” diyen insanlar, partneri 2 saat mesaj atmayınca içinden Anadolu kıskançlığı çıkıyor. Çünkü zihinsel model değişmedi. Sadece kelimeler güncellendi. Bu, eski bir işletim sistemine yeni tema yüklemek gibi. Görüntü modern, sistem çöplük. Görüntü çoğu zaman Miami, kabuğun altı Ümraniye - Sultanbeyli, biraz şanslıysan Söğütlüçeşme.

Beklenti uçurumu tam burada doğuyor. İnsanlar ilişkiden hem bireysel özgürlük, hem duygusal yoğunluk, hem sürekli ilgi, hem de sınırsız anlayış bekliyor. Bu matematiksel olarak imkânsız. Çünkü bu talepler birbirini nötralize eder. Bir insan hem tamamen özgür olup hem de sürekli seninle ilgilenemez değil mi şekerim? Ama modern ilişki anlatısı bunu vaat ediyor. Ve insanlar bu vaade inanıp ilişkiye giriyor, sonra karşısındaki kişi vaat edilen ürün çıkmayınca “bozuk çıktı” diye şikayet ediyor. Müşteri hizmetleri de yok. İlişkiyi iade etmeye çalışıyorlar ama garanti belgesi yok. Verip sağlamını alamıyorsun. Hayal kırıklığı ile çıkıyorsun mağazadan...

Romantik dil ile gerçek davranış arasındaki kopukluk ise işin en komik ve en trajik kısmı. İnsanlar konuşurken bir TED Talks, yaşarken mahalle kavgası. “İletişim çok önemli” diyen adam, tartışma çıkınca ghosting yapıyor. “Duygularımı açıkça ifade ederim” diyen kadın, trip atarak Morse kodu gönderiyor. Herkes bilinçli, farkında, duygusal olarak gelişmiş… ama davranışlar hâlâ ilkel. Ne kadar sosyal medya uygulaması varsa birbirlerini engelliyorlar. Çünkü bilgi artışı davranış değişimi yaratmaz. Sadece daha iyi yalan söylemeyi öğretir ya da aptallaşmayı, ya da kafayı karıştırmayı, bilemiyorum.

Bu çelişkinin temelinde kültürel gecikme var. Sosyolojide buna Cultural Lag denir. Teknoloji ve yaşam tarzı hızlı değişir, ama zihinsel kalıplar geriden gelir. Yani insanlar Tinder kullanıyor ama evlilik zihniyeti hâlâ “kız kısmı şöyle olur” seviyesinde. Bu yüzden modern araçlarla geleneksel sonuçlar üretmeye çalışıyorlar. Bu da sistem hatası veriyor.

Bir de işin ekonomik boyutu var. Modern ilişkilerde duygusal beklentiler artarken ekonomik bağımsızlık her iki taraf için de kritik hale geldi. Ama geleneksel roller hâlâ sahnede: Erkek “sağlayıcı” olacak, kadın “duygusal merkez” olacak. Sonra iki taraf da çalışıyor, iki taraf da yorgun, ama roller hâlâ 1950’lerden kalma. Bu da görünmez bir gerilim yaratıyor. İnsanlar eşitlik istiyor ama alışkanlıklar hiyerarşi üretiyor. Çok yorucu değil mi? Ayrıca oldukça karmaşık!

Ofansif gerçek şu: İnsanlar modern ilişki istemiyor. Modern ilişki fikrinin verdiği egoyu istiyor. “Ben özgürüm, bilinçliyim, toksik değilim” demek istiyor. Ama pratikte çoğu kişi kontrol etmek, onay görmek, sahiplenmek ve terk edilmemek istiyor. Yani ilkel ihtiyaçlar duruyor, sadece üstüne modern etiket yapıştırılıyor. Bu da ilişkileri bir tür kimlik performansına çeviriyor. Partner seçimi bile artık duygusal değil, ideolojik. İnsanlar âşık olmuyor, kendi dünya görüşlerine uygun karakter seçmeye çalışıyorlar ama kendi karekterleri bile bir karmaşanın içinde mahsur kalmış olabilir.

İnsanlar ilişkilerinde mutsuz olduğu için değil, hayal ettikleri ilişkiyle yaşadıkları ilişki arasındaki farkı kaldıramadıkları için de çöküyor. Gerçek, beklentinin altında kalıyor. Çünkü beklenti gerçeklikten değil, içerikten besleniyor. İnsanlar ilişkiyi partnerle değil, algoritmayla karşılaştırıyor. Leyla'nın attığı aşk postundan istiyor o da ama post gerçek mi bilmiyoruz? Gösterilenle, görülen arasında farklar var, gösterilenle olan biten arasında olduğu gibi...

Sonuç olarak modern ilişki krizi bir ahlak sorunu değil, bir uyumsuzluk sorunu. Zihin ile araçlar arasında, dil ile davranış arasında, beklenti ile kapasite arasında bir kopukluk var. İnsanlar modern ilişki yaşıyormuş gibi yapıyor ama aslında geleneksel korkularla hareket ediyor. Bu da ilişkileri sürdürülebilir bir yapı olmaktan çıkarıp sürekli çöken bir deneme alanına çeviriyor. Deneyerek telef oldu insanlık!

Ve kimse şunu söylemek istemiyor: Sorun karşı taraf değil. Sorun, senin kafandaki versiyonun hâlâ güncellenmemiş olması. Numara yapıyorsun güzel kardeşim...

Evlilik Nasıl Yıkılır #7 Boşanamayan İnsanlar
Boşanmanın en büyük yalanlarından biri şudur: İnsanlar evliliklerini sevgi bittiği için sürdürür ya da sevgi kaldığı için devam ettirir. Oysa birçok durumda gerçek bundan çok daha utanç verici, çok daha soğuk ve çok daha bürokratiktir. İnsanlar bazen mutlu oldukları için değil, çıkamadıkları için evli kalır. Evlilik bir duygusal birliktelikten çoktan

Kaynakça

  • Erving Goffman – The Presentation of Self in Everyday Life
  • Zygmunt Bauman – Liquid Love: On the Frailty of Human Bonds
  • Anthony Giddens – The Transformation of Intimacy
  • Eva Illouz – Why Love Hurts: A Sociological Explanation
  • Cultural Lag – William F. Ogburn teorisi
  • Sosyal Psikoloji – modern ilişkiler ve bağlanma çalışmaları

Devamını oku

Herkes Bilinebilir Olduğunda Kimse Konuşmaz

Herkes Bilinebilir Olduğunda Kimse Konuşmaz

Modern devletler için en cazip araçlardan biri gözetim değildir; gözetimin mümkün olduğu bilgisidir. Sosyal medyada kimlik doğrulama tartışmaları bu yüzden teknik bir mesele değil, doğrudan güç mimarisi meselesidir. Bir kullanıcıyı anlık olarak izlemek pahalı, zor ve çoğu zaman gereksizdir. Buna karşılık, o kullanıcının gerektiğinde kimliğinin açığa çıkarılabileceğini bilmesi çok daha

Daphne Emiroğlu tarafından