Süper Güçleri Olan Çocuklar
Çocukları korumak denince çoğu insanın aklına iki sahne geliyor: “kapıyı kilitle” ve “telefonu elinden al”. Halbuki gerçek tehlike çoğu zaman kapının dışındaki yabancıdan değil, çocuğun hayatına “normal” görünen bir kanaldan sızan yetişkinden, yani güven ambalajına sarılmış manipülasyondan geliyor. Bu yüzden çocuk koruma meselesi, korku sineması değil; sistem tasarımıdır. Ev içi iletişimden okul protokollerine, dijital okuryazarlıktan kurumların çalışmasına kadar uzanan bir güvenlik mimarisi.
En temel ilke şu: Çocuğu koruyan şey, onu sürekli izlemek değil; manipülasyonu tanıyacak donanımı ve zor durumda kalınca sığınacak güvenli ilişkiyi kurmaktır.
Dijital dünya bu hikâyenin merkezinde çünkü artık “yakınlık” fiziksel mekâna bağlı değil. Gece 03:00–04:00 arası telefon başında mesajlaşan 16 yaşındaki bir çocuk, illa ki tehlikede değildir; ama bu saatler, denetimsizliğin ve yalnızlığın arttığı saatlerdir. Grooming (Türkçe'de buna cinsel istismara hazırlamak diyebiliriz.) dediğimiz süreç de zaten çoğu zaman böyle saatlerde, yavaş yavaş, bir “özel bağ” kurma iddiasıyla ilerler. Grooming’in doğası aceleci değildir; sabırlıdır. Bir çocuğun sınırlarını bir günde yıkmak yerine, sınırın ne olduğunu unutturur.
Bu noktada ebeveynin hataya en açık iki refleksi var. Birincisi “ben anlarım” kibri: tehlikenin dış görünüşle anlaşılacağını sanmak. İkincisi “ben kontrol ederim” sarhoşluğu: tüm güvenliği gözetimle sağlayabileceğini düşünmek. İlki kör eder, ikincisi çocuğu gizliliğe iter. İkisi de istismarcının işini kolaylaştırır. Çünkü istismarcı için en verimli zemin, çocuğun utandığı ve ebeveynin öfkeli olduğu evdir. Çocuk “annem/babam öğrenirse beni öldürür” dediği anda, manipülatör “bak ben seni anlıyorum” diyerek o boşluğu doldurur. Tehlike budur.
O yüzden evin içinde kurulması gereken ilk sistem, “itiraf güvenliği”dir. Çocuğun şunu bilmesi gerekir: Başına bir şey geldiğinde cezalandırılmayacak. İnanılacak. Suçlanmayacak. Bu, romantik bir ‘yumuşaklık’ değil; güvenlik protokolüdür. Çünkü en ağır istismar vakalarında bile çocukların büyük kısmı uzun süre susar. Susmalarının nedeni çoğu zaman “ne olduğunu anlamamaları” değil; “anlatınca başlarına geleceklerden korkmaları”dır.
İkinci sistem, sınır eğitiminin soyut bir nasihat olmaktan çıkarılmasıdır. “Kimseye güvenme” gibi cümleler çocuğu korumaz; sadece dünyayı korkutucu hale getirir. Koruyan şey, somut ve tekrar edilen kurallardır. Mesela şunlar:
Bir yetişkin senden sır istiyorsa, o sır güvenli değildir.
Bir yetişkin “ailene söyleme” diyorsa, bu kırmızı alarmdır.
Bir yetişkin fotoğraf istiyorsa, özellikle bedeninle ilgiliyse, bu suçtur.
Bir yetişkin sana hediye verip “sana özel” diyorsa, burada çıkar ilişkisi vardır.
Bir yetişkin seni yalnızlaştırmak istiyorsa, niyeti şefkat değil kontroldür.
Bu kurallar “yabancılarla konuşma” kadar basit değil; çünkü tehlike çoğunlukla yabancı değildir. Tehlike, aile dostu olabilir, öğretmen olabilir, rol model olabilir, “çok ilgili abi” olabilir. Çocukların kafasında en zor denklem şudur: İyi görünen biri kötü niyetli olabilir. İşte bu denklem öğretilmediğinde, çocuk kandırıldığını fark ettiğinde bile “ben suçluyum” diye düşünüp daha da susar.
Üçüncü sistem, dijital sınırların teknolojik değil kültürel biçimde kurulmasıdır. Ebeveyn kontrol uygulamaları, saat sınırlamaları, gece telefonun ortak alanda bırakılması gibi önlemler işe yarar; ama bunlar “yakalama” amacıyla yapılırsa ilişkiyi bozar. Amaç “yakalamak” değil “risk penceresini daraltmak” olmalı. Buradaki dil belirleyici: “Seni kontrol ediyorum” değil, “uyku ve güvenlik için evimizin kuralı bu.” Kural kişiye değil, eve aittir. Böylece çocuk bunu kişisel bir suçlama gibi yaşamaz.
Özellikle ergenlik döneminde dijital sınır şöyle tasarlanır: önceden konuşulur, nedenleri anlatılır, çocuğun itirazları dinlenir, birlikte uygulanır. Ergenlik, bağımsızlık antrenmanıdır. Bu antrenmanı “tam özgürlük” diye sunarsanız riske, “tam kontrol” diye sunarsanız gizliliğe itersiniz. İkisinin ortası vardır: denetimli özgürlük.
Dördüncü sistem, güç ilişkilerini öğretmektir. Çünkü mesele sadece yaş değil, güçtür. Bir yetişkinin bir çocuğa mesaj atması “flört” diye pazarlanamaz; burada güç asimetrisi vardır. Ünlü, makam sahibi, öğretmen, koç, “abi” gibi figürler çocuklar üzerinde otorite ve hayranlık etkisi yaratır. Bu etki, rıza gibi görünen şeyleri bile bulanıklaştırır. Çocuğa öğretilmesi gereken şey “senin hayranlığın onun hakkı değildir” cümlesidir. Çocuk hayran olabilir; yetişkin bunu suistimal edemez.
Beşinci sistem, okul ve kurum protokolleridir. Çocuk koruma işi yalnızca ebeveyne yüklenemez. Okulların, kulüplerin, kursların, spor takımlarının yazılı kuralları olmalıdır: yetişkin-çocuk bire bir görüşmeleri nerede olur, kapı açık mı olur, mesajlaşma nasıl yapılır, hangi platformlar yasaktır, veli onayı olmadan özel iletişim var mı, ihbar mekanizması nedir? Bu kurallar yoksa, en iyi niyetli kurum bile gri alan üretir; gri alan da istismarcının oyun alanıdır. Kurumlar şunu bilmelidir: “Biz aile gibiyiz” cümlesi güven sloganı değil, risk cümlesi olabilir. Çünkü aile gibi olmak çoğu zaman sınırların gevşemesidir.
Altıncı sistem, çocuğun psikolojik bağışıklığını artırmaktır. Çocuklar genelde “kötü niyeti” bir canavar gibi hayal eder. Oysa kötü niyet çoğu zaman övgüyle gelir, anlayışla gelir, “sen çok olgunsun” diye gelir. Çocukların “övgü tuzağı”nı tanıması gerekir. Özellikle yalnız, görülmeyen, değersiz hisseden çocuklar bu tuzağa daha açıktır. Bu yüzden çocuk korumak, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını da görmek demektir. “Buna kanmış” diye suçlamak yerine “hangi boşluk doldurulmuş” diye sormak gerekir.
Yedinci sistem, olay olduğunda doğru tepkiyi bilmek: paniği yönetmek. Çocuk bir şey anlattığında ilk 5 dakika kader belirleyebilir. Bağırmak, telefonu parçalamak, “ben seni demedim mi” demek, çocuğu ikinci kez yaralar ve susmaya iter. İlk tepki sakin olmalı: “İyi ki söyledin. Suç sende değil. Şimdi birlikte güvenli bir adım atacağız.” Sonra somut: ekran görüntüsü, konuşma kayıtları, tarih-saat notları, güvenlik planı, gerekirse resmi başvuru. Çocuğun güvenliği sağlanır; çocuğun ifşası sosyal medyada yapılmaz; çocuğun adını “ders olsun” diye kullanmak da bir istismar türüne dönüşebilir.
Sekizinci sistem, toplumun mitleriyle savaşmaktır. “Bizim mahallede olmaz” miti. “Bizim aileden çıkmaz” miti. “Çocuk yalan söyler” miti. “Erkektir yapar” gibi akıl dışı mitler. Bunlar çocuğu değil yetişkini korur. Çocuk koruma kültürü, yetişkinlerin kendini temize çekme kültürünün tam tersidir.
Son olarak: Çocukları korumak bir defalık konuşma değil, bir yaşam biçimi. Tıpkı yangın merdiveni gibi. Yangın çıkınca “keşke merdiven yapsaydık” demek işe yaramaz. Merdiven önceden yapılır. Ev içi güven dili önceden kurulur. Dijital sınırlar önceden tasarlanır. Kurum protokolleri önceden yazılır. Ve en önemlisi, çocuğun yanında olan yetişkin, çocuğu “benim kontrolümde” diye değil “benimle güvende” diye büyütür.
Bu meseleye “çocuğu telefondan uzak tutalım” diye bakarsak, çocuğu hayattan da uzak tutarız. Ama “çocuğa gerçek dünyayı okuma becerisi kazandıralım” diye bakarsak, telefon da dünya da daha az tehlikeli hale gelir. Çünkü istismarcıların en sevmediği şey, sınır bilen, utanmayan, anlatabilen, yalnız bırakılmayan çocuktur. Bu, bir çocuk için süper güçtür. Ve evet, yetişkinlerin görevi o süper gücü üretmektir.
Faydalı Kaynaklar
– Craven, Brown & Gilchrist (2006) – “Sexual grooming of children: Review of literature and theoretical considerations.”
Bu makale grooming’i aşamalı bir süreç olarak ele alır. Literatürde en çok referans verilen çalışmalardan biridir.
– Lanning, K. V. (2010) – FBI Behavioral Analysis Unit raporları.
Lanning, çocuk istismarcılarının davranış örüntülerini ve grooming stratejilerini detaylandırır. Özellikle güven kazanma ve izolasyon mekanizmaları üzerine net çerçeve sunar.
– Whittle, Hamilton-Giachritsis & Beech (2013) – Online grooming üzerine çalışmalar. Dijital ortamda grooming’in nasıl ilerlediğini gösterir.
– Finkelhor, D. (2009, 2014) – Crimes Against Children Research Center.
Finkelhor’un verileri, çocuk istismarının büyük kısmının aile içi ya da tanıdık kişiler tarafından yapıldığını gösterir.
– WHO (World Health Organization) – Global status report on preventing violence against children (2020)
Dünya genelinde istismar oranları ve risk faktörleri.
– UNICEF – Hidden in Plain Sight (2014)
Çocuklara yönelik şiddetin çoğunlukla yakın çevreden geldiğini ortaya koyar.
– Steinberg, L. (2008, 2014) – Ergen beyninin gelişimi üzerine nörobilim çalışmaları. Frontal korteksin geç olgunlaşması ve risk alma eğilimi konusunu bilimsel zemine oturtur.
– Casey, Jones & Hare (2008) – Adolescent brain development.
Dürtü kontrolü ve ödül sistemi arasındaki dengesizlik.
– Kerr & Stattin (2000) – Parental monitoring research.
Çocuk güvenliğinde asıl belirleyici olanın ebeveyn kontrolü değil, çocuğun gönüllü bilgi paylaşımı olduğunu gösterir.
– Livingstone & Helsper (2008) – Parental mediation of internet use.
Dijital ortamda yasaklayıcı kontrolün değil, aktif rehberliğin daha etkili olduğunu ortaya koyar.
– Elliott, Browne & Kilcoyne (1995) – Institutional abuse patterns.
Kurum içi istismarın nasıl sınır gevşemesiyle mümkün hale geldiğini inceler.
– Royal Commission into Institutional Responses to Child Sexual Abuse (Australia, 2017)
Kurumsal ihmaller ve güç dinamikleri üzerine kapsamlı rapor.
– Wurtele, S. (2009) – Child sexual abuse prevention education research.
Çocuklara verilen beden güvenliği eğitiminin koruyucu etkisini gösterir.
Türkiye bağlamı için:
– Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) – Güvenlik ve Adalet İstatistikleri
Resmi veriler (sınırlı ama referans olarak kullanılır).
– Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü raporları
Cinsel suçlarla ilgili sayılar.
– Mor Çatı ve Çocuk Hakları İzleme Derneği raporları
Sivil toplum perspektifi.
Bir de önemli not: Pedofili ve istismar kavramlarını ayırırken DSM-5-TR (American Psychiatric Association, 2022) referansını kullanabilirsiniz. Tanı ile suç ayrımını bilimsel olarak destekler.