467 kişinin kabul ettiği bir yasada bize neden özellikle 35 kişiyi dövdürüyorlar?
Türkiye’de son yıllarda neyin iyiye gittiğini bulmak, neyin kötüye gittiğini saymaktan daha zor hale geldi.
Hukuk aşındı. Demokrasi geriledi. Ekonomi öngörülemez hale geldi. Eğitim sistemi ayrı bir macera. Liyakat desen kayıp ilanı versek yeridir. Toplumun birbirine güveni azaldı, siyaset dili sertleşti, insanlar birbirini artık fikirlerinden değil tuttuğu takımdan tanıyor.
Bunların hiçbiri geçen hafta olmadı.
Türkiye buraya yirmi küsur yılda, ağır ağır geldi. Her yıl biraz daha alışarak. Biraz daha “neyse” diyerek. Biraz daha çıtayı aşağı indirerek.
Sonra çerçeve yasa geldi.
Ve bir anda memleketin bütün geleceğinin Yeni Parti’nin omuzlarında olduğuna karar verdik.
Yasayı Yeni Parti hazırlamış gibi.
Süreci Yeni Parti başlatmış gibi.
Devleti yirmi yıldır Yeni Parti yönetiyormuş gibi.
Sabah hukuk vardı, öğleden sonra 35 Yeni Partili milletvekili “evet” dedi, akşama ülke bölündü.
Hakikaten müthiş bir siyasi güç. Ben parti yönetiminde olsam bu kadar etkili olduğumu öğrenince ben de şaşırırım.
Çerçeve yasaya itirazım var mı? Var.
Yeni Parti yönetiminin tavrını eleştirdim mi? Eleştirdim.
Hâlâ da eleştiriyorum.
“Barıştan yanayız” cümlesinin arkasına geçip böyle önemli bir meseleyi iki romantik paragrafla anlatamazsınız. İnsanlar doğal olarak soruyor: Bunun devamında ne var? Anayasa tartışması gelecek mi? Yerel yönetimler meselesi nereye gidecek? Hangi noktada “buraya kadar” diyeceksiniz? Kırmızı çizginiz ne?
Bunların cevaplarını vermek zorundasınız.
Fakat Yeni Parti’yi eleştirmek başka şey.
Memleketin bütün geleceğini sırtına bağlayıp meydanda dolaştırmak başka. Delirdiniz mi kuzum?
Çünkü rakamlara bakınca anlatılan hikâye biraz tuhaflaşıyor. Çerçeve yasa Meclis’te 467 kabul oyuyla geçti. AKP’den oylamaya katılan 268 milletvekilinin tamamı “evet” dedi. MHP’den 44, DEM Parti’den 55 milletvekili “evet” dedi. Yeni Parti’de ise 35 “evet”e karşılık 54 “hayır” çıktı.
Yani Yeni Parti’nin 35 “evet”ini çıkarın. Yasa yine geçiyor. Hem de öyle iki oyla falan değil. Fakat sosyal medyaya bakınca insan sanıyor ki o 35 kişi Meclis’in kapısını kilitlemiş, içeride gizlice yasa çıkarmış, sonra anahtarı da Boğaz’a atmış.
Üstelik işin daha komik tarafı şu: Yeni Parti’de “hayır” diyen milletvekili, “evet” diyenden fazla. Ama nedense 54 “hayır” görünmez oluyor, 35 “evet” fosforlu kalemle boyanıyor. Yok efendim bağışımı geri verin zırlamaları, yok Özgür Özel duy sesimi postları! Ya bu kadar kırmızı çizgisi kuvvetli insan vardı neredeydi bunlar ya?
İşte benim asıl ilgimi çeken yer burası. Neden Yeni Parti bu kadar merkeze oturtuluyor? Çünkü siyasette her zaman olayın kendisi kadar, olayın kimin üzerine yazıldığı da önemlidir. Ve bu hikâyenin Yeni Parti üzerinden anlatılmasının birden fazla siyasi müşterisi var.
Önce iktidar açısından bakalım
Çerçeve yasa gökten inmedi.
Süreç uzun süredir iktidar kanadında hazırlanıyor ve yürütülüyor. AKP kaynaklarının teklif üzerinde çalıştığı aylardır haberleştiriliyordu. Teklif Meclis’e sunulurken AKP ve MHP yöneticileri sürecin merkezindeydi; ilk imzacılar arasında Devlet Bahçeli ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da bulunuyordu.
Fakat tartışmanın merkezini şöyle değiştirirseniz:
“İktidar neden bu yasayı çıkardı?” değil,
“Yeni Parti neden buna destek verdi?”
Bir anda projektör başka yere dönüyor. İktidar yasanın siyasi mimarı olmaktan çıkıyor, Yeni Parti’nin davranışlarını izleyen yorumcu pozisyonuna geçiyor.
Ne güzel hayat. Yasayı sen hazırla. Süreci sen yönet. Meclis grubundan tek ret çıkmasın. Sonra herkes muhalefetteki 35 kişiyi konuşsun.
Buna siyasi iletişimde bedava servis denir herhalde.
MHP açısından da fena bir tablo değil
MHP bu sürecin dışındaki bir parti değil. Devlet Bahçeli teklifin ilk imzacılarından ve MHP grubunda oylamaya katılan 44 milletvekilinin tamamı yasayı destekledi. Ama kamuoyundaki öfke Yeni Parti’ye yönelirse MHP seçmenine uzun uzun “Biz neden buradayız?” anlatmak zorunda kalmaz. Belki de seçmen kalmadı orada😄
Herkes diğer tarafa bakıyor. Sahnedeki spot Yeni Parti’nin üzerinde. Diğer oyuncular karanlıkta kostüm değiştiriyor.
Peki diğer muhalefet partileri?
Onlar açısından da bulunmaz fırsat. Yeni Parti’yle aynı seçmene talipseniz bundan daha kullanışlı ne olabilir?
“Bunlar da iktidarla aynı.”
“Bunlara güvenilmez.”
“Bakın neye evet dediler.”
Üç cümle. Bir afiş. İki kırmızı ünlem.
Bir de Türk bayrağı koydunuz mu siyasi iletişim tamam. Çerçeve yasanın içeriğini anlatmanıza bile gerek yok. Çünkü korku teknik bilgi istemez.
“Şu madde şu hukuki sonucu doğurabilir” demek zahmetlidir. “ÜLKEYİ SATIYORLAR!” yazmak ise yaklaşık on dört saniye sürer. Sosyal medya zaten bunun için biçilmiş kaftan.
DEM Parti nereye kayboldu?
Bu da enteresan.
DEM Parti bu sürecin başından beri çerçeve yasa talebini açık biçimde dile getiriyor. Tülay Hatimoğulları daha temmuz ayında Meclis grup toplantısında “çerçeve yasa artık çıkmalı” diyordu. Oylamada da 55 DEM Partili milletvekilinin tamamı “evet” dedi. Burada DEM Parti’nin tavrında şaşırtıcı bir şey yok zaten. Kendi siyasi çizgisi içinde gayet tutarlı. Ama o zaman konuşmamız gereken daha esaslı meseleler var:
DEM Parti bu süreçten ne bekliyor? İktidar ne vermeye hazır? MHP neden bu formülün içinde? Süreç sadece silah bırakmanın hukuki altyapısıyla mı sınırlı?Sonraki siyasi aşama ne? Bunlar zor sorular.
Yeni Parti’ye bağırmak daha kolay. Ben de bağırdım hemen. Fakat eleştirirken de bu anlattıklarımın da farkındaydım.
Sonra sosyal medya geliyor
Burada ayrıca kimsenin gizli bir odada toplanıp “Arkadaşlar, Yeni Parti’yi linç ediyoruz” diye karar vermesine de gerek yok.
Sistem kendi kendine çalışıyor. Öfke etkileşim getiriyor. Korku etkileşim getiriyor. İhanet suçlaması etkileşim getiriyor. “Çerçeve yasa kapsamında uygulanacak geçici hukuki mekanizmaların anayasal sınırlarını tartışalım” yazın.
Sonra bekleyin. Allah yardımcınız olsun. Ama “VATAN GİDİYOR” yazın. Telefonu şarja takın. Sosyal medya siyaseti meseleyi anlamak için değil, en hızlı duyguyu üretmek için çalıştığında sonuç zaten bu oluyor.
Ve tam bu noktada garip bir şey gerçekleşiyor:
Yeni Parti’yi çerçeve yasa yüzünden sürekli linç etmek, bir süre sonra çerçeve yasayı eleştirmeyi bile engelliyor.
Çünkü yasayı konuşmuyoruz artık. Bir partiyi konuşuyoruz. Yasayı kim hazırladı?Ne amaçlanıyor? İktidarın bundan sonraki planı ne? MHP bu sürece neden girdi?DEM Parti ne talep ediyor? Yasanın sınırları nerede? Sonrasında anayasal bir değişiklik gündeme gelecek mi? Yerel yönetimler konusu bunun neresinde?Bunların hepsi ikinci plana düşüyor.
Biz Yeni Parti’nin 35 milletvekilinin ruh halini analiz ediyoruz. Bu arada 467 kişi “evet” demiş. Fakat 35 kişiyi terapiye aldık.
Benim Yeni Parti’yle ilgili eleştirim ayrı.
İletişimlerini yetersiz bulabilirim ve buluyorum. İletişim dilinin çok zayıf olduğunu düşünüyorum hatta. Parti yönetiminin seçmendeki kaygıyı okuyamadığını düşünebilirim ama bu az ihtimal. Özgür Özel’in bazı açıklamalarını sorunlu bulabilirim. Hatta bu kararın siyasi sonuçlarının ağır olabileceğini de düşünebilirim. Bunların hiçbiri beni şu basit gerçekten uzaklaştırmamalı:
Türkiye’nin bugün bulunduğu noktayı Yeni Parti yaratmadı.
Hukukun bugünkü durumunu o oluşturmadı. Ekonomiyi o yönetmedi. Eğitim sistemini o tasarlamadı. Kurumları o zayıflatmadı. Toplumsal güven onun iktidarında erimedi. Ve çerçeve yasayı tek başına o çıkarmadı. Dolayısıyla yıllardır biriken bütün korkuyu bugün Yeni Parti’nin üzerine boşaltmak bize biraz psikolojik rahatlama sağlayabilir ama siyasi gerçekliği açıklamaz.
Hatta tam tersine perdeleyebilir.Bu yüzden çerçeve yasa konusunda Yeni Parti’yi eleştirelim. Hem de gerektiğinde sert eleştirelim.
Ama arada kafamızı kaldırıp sahnenin geri kalanına da bakalım. Çünkü birileri dekoru kurmuş. Birileri oyunu yazmış. Birileri başından beri sahnede. Birileri 268 kişiyle “evet” demiş. Birileri 44 kişiyle “evet” demiş. Birileri 55 kişiyle “evet” demiş. Sonra hep birlikte dönmüşüz: 35 kişiye kızıyoruz.
Bu matematik değil. Bu siyaset. Ve insan ister istemez soruyor:
467 kişinin kabul ettiği bir yasada bize neden özellikle 35 kişiyi dövdürüyorlar?
Bence çerçeve yasadan önce biraz da bunu konuşmak gerekiyor.