NATO: Güvenlik, Değerleri Neden Geri Plana İtti?
Avrupa'nın Ankara'daki tutumunu anlamak için Türkiye'den önce Avrupa'ya bakmak gerekir. Çünkü Ankara Zirvesi'nin ikinci gününde yaşananlar, aslında Türkiye'nin değişiminden çok Avrupa'nın değişimini anlatıyordu.
Yirmi yıl önce böyle bir zirve düzenlenseydi, Avrupa'nın ilk gündemi büyük ihtimalle ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve üyelik müzakereleri olurdu. Bugün ise aynı Avrupa'nın liderleri savunma bütçelerini, mühimmat üretim kapasitelerini, hava savunma sistemlerini ve kritik altyapı güvenliğini tartışıyor.
Bu değişim tesadüf değil. Avrupa'nın güvenlik algısı son beş yılda üç büyük sarsıntı yaşadı. Birincisi, Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliydi. İkincisi, enerji kriziydi. Üçüncüsü ise Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle birlikte Amerika'nın Avrupa güvenliğine ilişkin taahhütlerinin yeniden tartışmalı hâle gelmesiydi. Bu üç gelişme birlikte okunduğunda, Avrupa'nın neden Türkiye'ye farklı bakmaya başladığı daha net anlaşılıyor.
Ukrayna savaşı sadece Ukrayna'yı değiştirmedi.
2022'de savaş başladığında Avrupa'nın ilk refleksi Ukrayna'yı desteklemekti. Fakat savaş uzadıkça başka bir gerçek ortaya çıktı. Avrupa'nın cephanelikleri beklenenden çok daha hızlı boşalıyordu. Birçok Avrupa ordusu, yıllarca düşük yoğunluklu operasyonlara göre yapılandırılmıştı. Büyük ölçekli konvansiyonel bir savaş için yeterli mühimmat stokuna sahip değildi. Daha önemlisi, bu stokları kısa sürede yeniden üretebilecek sanayi kapasitesi de bulunmuyordu.
CSIS'in Ankara Zirvesi öncesinde yayımladığı değerlendirmeler tam da bu noktaya dikkat çekiyordu. Tartışmanın artık yalnızca "ne kadar harcanacağı" değil, "harcanan paranın gerçek askerî kapasiteye ne kadar hızlı dönüşeceği" olduğu vurgulanıyordu. Sorun bütçe eksikliğinden çok üretim hızına dönüşmüştü. Bu yüzden Ankara'da en sık duyulan kavramlardan biri "savunma sanayii" oldu. Aslında NATO'nun dili de değişmişti. On yıl önce zirvelerde daha çok "caydırıcılık", "dayanışma" ve "ortak değerler" konuşuluyordu. Bugün bunların yanına yeni bir kelime eklendi: Üretim.
Mark Rutte'nin zirve boyunca en çok tekrar ettiği fikirlerden biri, güçlü orduların güçlü sanayi olmadan kurulamayacağıydı. NATO'nun resmî belgeleri de bunu doğruluyor. İttifak, ilk kez savunma sanayii kapasitesini stratejik caydırıcılığın ayrılmaz bir unsuru olarak tanımlıyor. Bu değişiklik küçük görünse de tarihsel bir kırılmadır. Soğuk Savaş boyunca NATO'nun en büyük avantajı Amerika'nın üretim kapasitesiydi. Bugün ise Avrupa, bu kapasitenin sonsuza kadar otomatik olarak kendi hizmetinde olmayabileceğini düşünüyor.
Trump'ın yarattığı ikinci güvenlik krizi
Rusya Avrupa'nın askerî tehdidi oldu. Trump ise Avrupa'nın psikolojik tehdidine dönüştü. Bunu yanlış anlamamak gerekir. Avrupa'nın temel korkusu Trump'ın NATO'dan çıkması değil. Asıl korku, Amerika'nın güvenlik garantisinin artık öngörülebilir olmamasıdır. Bir kıtanın güvenlik stratejisi, başka bir ülkedeki dört yılda bir yapılan seçimlere bağımlı hâle gelmişse, orada yapısal bir kırılganlık vardır.
Chatham House ve ECFR'nin Ankara Zirvesi öncesinde yayımladığı analizlerin ortak noktası buydu: Avrupa'nın artık yalnızca Rusya'ya karşı değil, Amerikan siyasetindeki dalgalanmalara karşı da dayanıklılık geliştirmesi gerekiyor. Bu nedenle savunma yatırımları yalnızca askerî değil, aynı zamanda siyasi bir sigorta olarak görülüyor. İşte "stratejik özerklik" kavramı burada yeniden anlam kazanıyor. Bu kavram çoğu zaman yanlış çevriliyor. Sanki Avrupa NATO'dan kopmak istiyormuş gibi... Oysa Ankara'daki tartışmalar bunun tam tersini gösterdi. Avrupa'nın amacı Amerika'nın yerine geçmek değil. Amerika'nın desteği azalsa bile NATO'nun çalışmaya devam edebilmesini sağlamak. Bu ince fark, zirvenin ruhunu anlamak açısından kritik önemdedir.
Savunma artık sadece güvenlik politikası değil.
Ankara Zirvesi'nde dikkat çeken bir başka değişim de savunmanın ekonomik bir politika alanına dönüşmesiydi. SAFE mekanizması, ortak mühimmat üretimi, Avrupa savunma fonları ve sınır ötesi sanayi iş birlikleri yalnızca askerî projeler olarak sunulmuyor. Bunlar aynı zamanda büyüme, teknoloji ve sanayileşme politikaları olarak anlatılıyor. Brüksel'de savunma artık otomotiv ya da enerji kadar ekonomik bir sektör olarak görülmeye başlandı.
Bu yaklaşım Almanya'nın yeniden silahlanma programında, Fransa'nın ortak üretim projelerinde ve Avrupa Komisyonu'nun savunma finansmanına ilişkin yeni araçlarında açıkça görülüyor. Avrupa, savaş ihtimalini yalnızca askerî değil, endüstriyel bir problem olarak da tanımlıyor.
Bu dönüşüm Türkiye açısından neden önemli? Çünkü Türkiye'nin Avrupa için değeri artık yalnızca jeopolitik konumundan kaynaklanmıyor. Ankara'nın savunma sanayiinde ulaştığı üretim kapasitesi de yeni denklemde belirleyici hâle geliyor. Drone teknolojileri, zırhlı araç üretimi, mühimmat kapasitesi ve hava savunma projeleri, Türkiye'yi yalnızca "geçiş ülkesi" olmaktan çıkarıp "üretici ortak" konumuna taşıyor.
Bu nedenle Reuters'ın zirve haberlerinde F-35, SAFE ve savunma sanayii iş birliklerinin geniş yer bulması şaşırtıcı değildi. Güvenlik bürokrasisinin gözünde Türkiye'nin değeri artık coğrafyasından ibaret değil; aynı zamanda üretim kapasitesinden geliyor.
Avrupa'nın pragmatizmi yeni mi?
Hayır. Uluslararası ilişkiler tarihinde güvenlik kaygılarının değerlerin önüne geçtiği çok sayıda örnek var. Soğuk Savaş boyunca Batı, Sovyetler Birliği'ni çevrelemek amacıyla demokratik standartları tartışmalı birçok rejimle yakın ilişkiler kurdu. Fakat bugünkü durumun farkı başka. Bu kez Avrupa, kendi sınırlarının hemen yanında büyük ölçekli bir savaş yaşarken aynı anda Amerika'nın uzun vadeli bağlılığından da emin değil. Dolayısıyla Türkiye'ye yönelik pragmatizm yalnızca Ankara'dan kaynaklanmıyor. Bir ölçüde Avrupa'nın içinde bulunduğu güvenlik sıkışmasının sonucu. Bu nedenle Ankara Zirvesi'nin ikinci günü Türkiye'nin pazarlık gücünü anlatırken aslında Avrupa'nın kırılganlığını da ortaya koyuyordu.
Türkiye güçlendiği için değil sadece... Avrupa kendisini eskisine göre daha kırılgan hissettiği için de Ankara'nın stratejik ağırlığı arttı. Ve bu durum, zirvenin geri kalan bütün tartışmalarını şekillendiren görünmez zemini oluşturdu.